2 Ağustos 2012 Perşembe

Gece'ye Mektup

Sevgilim,

Bugün umarım acıdan geberiyorsundur.Çünkü senin canın acıycak ki benimki dinsin. Zaten hiç olgun olamadım.''Mutlu olmanı dilerim'' cümlesi yalan.Ben adın geçtiği her yerde,adın verilen her yerde içime öküz otururken senin mutlu olmanı sikerim. Hayatta başarısız olmanı daha çok dilerim. Her başarılı erkeğin arkasındaki o muhteşem dişi ben olmalıyım başkası değil sevgilim anlatabiliyor muyum ? Her gün sana yeni şeyler anlatan o harika kız ben olmalıyım mesela.Yürürken ayağına takılan bir taşta durup gülümseyebilesin diye uydurduğum bir hikayeyi bilmiş olmalısın o taşlar hakkında.

Ahh göğsü deniz kokan sevgilim, kollarımın ağına takılmalısın yine. Nefes alamadığında boynunun altına yastık koyarım ben hem.Bacaklarımı bacaklarına dolayıp kıvrılıp uyurum.İçimden ''Vazgeçtim işte ama bu sefer son'' diye.Yine kendime yalanlar söyleyerek avuturum.Tıpkı senin gibi. Tıpkı senin yaptığın o umut verici,beklentiye sürükleyici,boktan hayatında daha az vicdan azabına ihtiyaç duydurcağı gibi.

Ahh benim ağzına sıçtığım sevgilim. Sen yoksun ve ben ilk kez yanımda olmanı dilemiyorum.Ama ilk kez evimdeymişim gibi hissettiğim yerde sen yoktun.Senin yanın evim gibiydi ve senin olmadığın bir yerde ilk kez evimde hissettim.Herkes ekrana bakarken ben gökyüzüne baktım.Dolunayın aydınlattığı karşı koyamadığım yer çekimine,yıldızlarla savaşan martılara.Ve sen yoktun anlıyor musun !

Sen her gece yatarken ''İyi geceler sevgilim,Seni seviyorum'' diye yastığa başımı koyduğum an gözlerimde beliren adam.Sen orda yoktun.Ama evimiz ora olsun istedim.Sen yoktun ve ben varmışsın gibi davranmaktan sıkılıp bir kez daha ''Kahretsin!'' diye bağırıp koşmaya başladım.

Koştukça azalmıyorsun ama adrenalin beni daha güçlü kılıyor.

Seni ölümüne seviyorum orospu çocuğu senin hayatını sikemediğim her gün acılarla uyandığım her sabah kadar çok seviyorum.

Ve iyi geceler.

31 Temmuz 2012 Salı

Uzun bir aradan sonra

Uzun bir aradan sonra geçmişte yazdıklarımı okuyup kaldığım yerden günlüğümü devam ettirmeye karar aldığım bir gecedeyiz.Çok şey yaşanmış olsa da dönüp okumak güzeldi.Yine kimsenin beni anlamadığını farkedip ''Kendimle konuşmalıyım.'' sendromuna girdiğim bir gece yaşıyorsak bundan sonra yediğimden içtiğimden aldığım nefesten son sigarama kadar sizinle paylaşıcağım.Şimdilik iyi geceler.Uzun soluklu bir yazı için yarını bekleyin. Ya da beklemeyin kafanıza göre.

16 Haziran 2012 Cumartesi

Sen.


Öptüm.Tüm acılarını yok etmek isteyerek,içimden ''ağzıma dolan çilekler''diye düşleyerek.
Kayboldum.Buldum.Kayboldum.Durdum.Buldum.Tenim yanarken söndürdüm.Parmakların gezinirken,içimde kopan kıyametleri söndürdüm.
Öptüm gecenin karanlığında gizlice.Öptüm.Öptüm.Öptüm.Gülerek,bağıra çağıra.Hakederek,isyanla,intikamla,tüm acımla öptüm.
Öptüm.Arındım.Öptüm,öpüşünle kirlendim.Yine kalbime bir leke bırakıldı.Engelleyemedim.Tamam dedim.Görüşürüz.Belki umutlu bir dilekti.Söndürdüm.
Kırıldım.Kırgınım.Tüm Dünyaya.Bana unutturamadığı her anıya.Her acıya.Her hisse.
Kokun.Tenime işleyen kokun.Nefesin,öpüşün,dokunuşun.
Gölgeler,ölüm gibi sessiz ve karanlık.Beni SENSİZLEŞTİRİRSEN kalbim gölgem olur.
Hissiz,sessiz,isimsiz.Ölümsüz.
SENİ SEVİYORUM nasıl zor bir cümle.
SENİ SEVİYORUM nasıl umutlu,nasıl pes etmez bir cümle.
Sevgi nasıl yoksun,tuzsuz,pulsuz sadece sana yakışıyor.
Her hücreme adını verseydim onlar da beni terkedermiydi?
Korktum.Seni kaybetmekten korkarak öptüm.Belki ilk kez öptüm.
Belki ''Bu sadece başlangıçtı.''
Acıyla beslenen pesimistliğime rağmen,gecenin tüm karanlığının unutmamı sağlamasını isteyerek öptüm.Yüzünü hatırlamak istemiyerek öptüm.
Dans ettim sokaklarda,festivaller,geçitler düzenledim ikimiz için.
Bir mum yaktım ikimiz için.Mürekkep oldu gözyaşlarım.Sessizliğimize ağladım.
BEN TÜM GECE BAĞIRA ÇAĞIRA SENİ SEVDİĞİMİ ANLATMAK İSTEDİM.sustum.
Bir mum yaktım yeni bir umut için,ikimiz için.Rüzgar esti,acı ikimizi savurdu,mum söndü.Hangimizin ateşi yeniden yakabilir bu mumu?
Zaman acımasız,zaman orospuların bacaklarından akıyor.Kaç milyar çocuk hiç doğmadan ölüyor.
Sence Tanrı ikimizi birbirimize bağışlar mı ?
İrade sadece özgürce acı çekmemiz için mi var?
Yakarak mı yok olduk,yanarak mı yok ettik?Biz ne yaptık? Pişmanlığımız ne için?
Seni öptüm.sonsuzluğa adayarak.Sensizliği unutarak.Sana sarılarak uyumanın huzuruyla.Gözlerimi sana kapatarak.Beni düşlemeni dileyerek.Beni düşlediğini bilerek.Sevginin arzunun önüne geçmesini isteyerek.
Bir gün beni seveceğine inanarak.
Seni öptüm.İkimizi mühürledim.İçimi tırnaklarımla parçalayarak.
Her kuralımı bir balyozla yıkarak,yok ederek,tüm kokonun tenime karışmasını bekleyerek.
Seni öptüm.Seni öptüm.Seni öptüm.
Ruhumuzun birleştiğini hissederek.
Seni seviyorum.Seni seviyorum. SENİ SEVİYORUM.
Çünkü bunu sadece yazarak söyleyebiliyorum.

20 Mayıs 2012 Pazar

515

Sen beni öldürüyorsun.
Gözlerim yanıyor karanlığında.
Sana olan kararlılığım limitsiz bir boşluğa sürükleniyor.
Yollar,zamandan hızlı akıyor.
İçim sana ulaşamayan yollarla doluyor.
Tıka basa susuyorum.
Konuşursam gözyaşlarımda boğulacaksın.
Bir bebek doğuyor avuçlarımdan.
Hiçbir sevgi bu kadar sen olamaz.
Denizler,güneşle döllenip içimde bahar çiçekleri açtırıyor.
Vapurlar batıyor,sular yükseliyor.
Sessizliğim hıçkırıklarda kayboluyor.
Güneş sadece sıcak,can yakmıyor.
Gölgeler benliğimi karanlığa sürüklüyor.
Duvarlar, Dünyaya inat toz pembe hayallere boyanıyor.
Köpekler bile artık sadık değil,adlarını bilen herkese aşık oluyorlar.
Liman buradan çok uzakta.
Sulara karışsaydım,senin olurdum.
Bir vapur daha içime batıyor.
Bir bebek daha doğarken ağlıyor.
Ve sevgisizliğin benim gözlerimi gölgelere sürüklüyor…

23 Mart 2012 Cuma

Depresyon Günlükleri

Bazen yapman gereken tek şey yazmaktır.İçinde boşluk sandığın kaosu en ilkel şekilde yazıya dökmek,hala umudun olduğunu gösterir,kendin için.Bir kağıt ve kalem kurtarır seni tüm o karanlıktan.

Yalnızsan,yalnızsındır.Seni anlamayanlara inat,sessiz kararlılığını koruyan şeylere anlatırsın tüm benliğini.Artık zorlamazsın ayak uydurmaya çalışarak.Dinlemezler,bilirsin.

Ne kadar zeki olduğun,ne düşündüğün,ne bildiğin,fikirlerin kimsenin umurunda değildir.
O yüzden kaybetme korkusu olmayan her şeyden ve herkesten korkmaya başlamalısın.Yani;kendinden.

Sen herkesi sevmeye hazırsındır.Ama kimsenin senin sevgine ihtiyacı olmadığını anlarsın.Bencillik insanların varoluş sebebi..Kimse kendini suçlamaz.Çünkü cehennem başkalarıdır.

Geçmişindeki o mutlu kızı ararsın.Hayatın ne kadar eğlenceli olduğunun farkında olan, kimsenin zarar vermeye kıyamadığı o küçük kızı.Tabiatı gereği,sevgisini en baştan fazla fazla verip,karşılığını usanmadan sabırla bekleyen kızı.Ama o yoktur.Fiziken büyümüş,gülümsemesi solmuştur.Güneşe maruz kalmış tablo gibi renklerini kaybetmiştir.Hem de sırf gidenler yüzünden...

Canını yaka yaka,ruhunu parçalaya parçalaya gidenler yüzünden.Bir puzzle değil,yırtılan bir resim gibi.Ne kadar bir araya getirmek istesen de asla tam olarak birleştiremezsin.

Bir kaç fotoğraf kalmıştır artık elinde.Aynada gördüğün kıza hiç benzemeyen bir kızın fotoğrafları.Nehrin kıyısında gemiye paralel koşan coşkusu asla geri gelmeyecektir.Çünkü gemiler artık hüzün yüklüdür.Sadece gidenlerin özetidir.

Kafamdaki imgelerde bir köpek var.Küçükken hiç korkmazdım köpeklerden.Şimdi yarattığım imgeye bile dokunamıyorum.Bu tedirginliği hep yaşıyorum.Karşıma çıkan iğrenç insanlardan bana baki kalan tek şey,severken bile tedirgin olmam.Kimsenin ne sevgisine,ne ilgisine güvenebiliyorum.Bir gün bitecek korkusuyla yaşıyorum.Halbuki sevgi bitebilen bir şey değil.

Ailem hala beni seviyor,sevecekler.Keşke herkese karşı bu güveni hissettirsem.Oysa hissettirebildiğim tek şey güvensizlik.En azından karşı taraftan görülen bu.Benim gözlerimden gördüğüm ve yaşadığımsa büyük bir kaybetme korkusu.Tüm bu satırları yazmamı sağlayansa sonsuz umutsuzluğum.

Yaşadığım depresyonu daha nasıl,ne yaparak içimden atarım bir fikrim yok.Bildiğim tek şey yazarak kurtulmak.Kimse nasıl farketmiyor sadece fotoğraflarda gülümseyebildiğimi anlamıyorum.Kameraya bakmadan çekilen her pozumda somurtuyorum.

Kim var bu kameranın arkasında?İçim çürüyor nefes aldığım bu dünyada.Kendi dünyamın tanrılığından istifa ettiğim günden beri o muhteşem güzelliğe geri dönemiyorum.İstifalar kovulmalara sebebiyetmiş.

Neden hiçbir şey hissetmediğimi düşünüyorum?Sanki tüm duygularım buharlaşıp uçmuş gibiyim.Kalbimi sıkıştıran o acı nerede şimdi?Ya da nefesimi kesicek kadar hızlı atmasına sebep olan o heyecan?Kim çaldı ruhumla bütünleşen o güzel hisleri.Bu huzur değil,eminim.

Bu bir kayboluş.Hangi cehennemdeyim?Neden tek parça değilim.Nerede bu çevrem? Ya da hiç oldular mı? Ne kadar çok sorum var benim böyle.Beni oyalayacak bir şeyler olsun isterdim.Ama bu içimi dolduran isteksizlik her şeye engel oluyor.Filmler,kitaplar,bu satırlar artık beni sıkıyor.

Tek istediğim seyahat sanırım.Mekan değişikliği bana kendimi iyi hissettiriyor.Çünkü gerçekten sıkışıp kalmışım gibi hissediyorum.Bunu doğarken de yaşamıştım.Rahim ağzı yeterince geniş değildi ve ben içerde boğuluyordum.Tarih tekerrürden ibaretmiş gerçekten.Şu an hiçbir suni sancı çıkmamı sağlamayacak o delikten.Sezeryan şart bana.Biri vursun artık şu neşteri ve kurtarsın beni.

Ve hayat devam etsin.Çünkü bu rahimde kıpırdayabilceğim bir yer yok.Kalbim durdu ve zaman aleyhime işliyor.Biri artık şu lanet olasıca elektro şoku kalbime versin lütfen...

18.01.2012
04:31

21 Temmuz 2011 Perşembe

Aşk Acıysa Suçlanacak Biz Değiliz

Fotoğraflarına bakarken fon müziği olarak kalp atışlarım eşlik ediyor güzel yüzüne.

Nefesim kesiliyor rüzgarında,kelimeler boğuluyor yanaklarımdan dudaklarıma akan gözyaşlarımda.

'Bir'likte gezdiğimiz sokaklarda 'bir' olarak dolaşıyorum,kokun kalmış arnavut kaldırımlarının arasında.

Her sokak kedisine hala seni anlatıyorum, biliyorum kedileri bu yüzden sevmiyorsun.

Öyle bir şehir ki insanı sadece geçmişte yaşamaya itiyor,bıraktığın anılar her adımda yeniden renkleniyorken nasıl unutmayı düşleyebilirsin ki.

Ölümsüz yokluğunun karşısında can çekişen ruhumun tek umudu kayıp giden yıldızlar.

Zaten ne dileyebilirim ki hayatını kaybeden bir yıldızdan.

Seslendiremediğim cümleler beni zehirliyor: ''Seni kendimden bile çok seviyorum.''

Bize yanlış anlatılan hikayemize hala inanmak için kendime yalan söylüyorum.

Bu mutlu son olacak.

Senin hakkında bildiğim tek şey var: Beni bulmak için kendini bulmalısın.

10 Mayıs 2011 Salı

Belki de Yoksun.

Kimsenin varlığına inanmadığı bir şehirdeyim.

Olmayan varlığına sadakatimin takdir topladığı bir şehir.

Noel babaya inancını hiç yitirmeyen bir çocuk gibi.

Yılda bir kere bile olsa görmeliyim seni…

Dini inancım pek yok, bilirsin.

Olmayan varlığımızdaki biz kavramına ait birşeyler olsun istedim mesela.

”Biz”im şarkımızın ezan olmasını belki.

Ateistler şu an senin varlığını inkar etmekle meşgul.

Çünkü seni tanrılaştırıyorum.

Anlatırken gözlerim doluyor,insanlarsa gözlerimin ışıldadığını sanıyor.

Aklımda sadece bir fotoğraf karesi kalmış.

Kemikleri oturmamış çocuksu yüzün,gece lambasına inat küçük pencerenden giren güneş ışınlarının sakallarındaki rengi,bembeyaz tenin,kumral parlak saçların,burnundaki ufak çizik,yanaklarındaki gözenekler,dudaklarındaki nemli yumuşaklık,saçın kadar uzun kirpiklerin ve gözlerini gizleyen gözkapakların.

”Bir melek bu kadar güzel uyuyabilirdi.”

Bu da sen uyurken gözlerimdeki flaştan çıkan fotoğraf karesine verdiğim isim.

Belki de yoksun kim bilir?

Hayal gücüm senden bile büyük.

Her taraf simli burda.

Ama kimse senin kadar parlayamaz bu dünyada.

Diyorum ya insanların sana inanmadığı bir şehirdeyim.

Ve onlar olmadığına o kadar çok inanıyorlar ki

Yakında bende inanmaktan vazgeçip büyüyeceğim.

Şeftali Çekirdeğinden Kolye.

Yolun yoluma düşerse, elimi tut birlikte yürüyelim.

Bir kelebek olmak isterken şaka yapmıyordum.

Çabuk sıkılıyorum bilirsin,bir sen sıkamadın.

Hayat çok gereksiz bir alışkanlık benim için…

Merak etme iki gün yaşasam da sana aşık olurdum.(Aptallık sınırlarını senle zorluyorum.)

Sweatinin kokusu yetiyor-du ama o da atmosfere karışıp terk etti.

Beni öpsen belki ayılırdım yada seni öpsem ağlardın.

Hiçbir renk anlatamaz şu an yaşattığın acıyı.

(Minimalizmin ağzına sıçıyım.)

Aradığım fotoğraf çoktan kayıplara karışmış,en sevdiğim şarkıdaki sesin gibi.

Ne kalıyor ki sanki.

Susasam susuyorsun.

Politik müziğe hala karşıyım.

İşletme adı altında işletildiğimden bahsettim.Alışırsın dedi.Komik değil.

Kanımdaki alkol oranı gözlerimi yoruyor.

Belime sarılan sen olmasan da uyuyabiliyorum.

İyi Geceler Sevgili

20 Nisan 2011 Çarşamba

Bana Aşık Olma

Dünyanın en iğrenç yaptırımıydı bu cümle.

‘Bana aşık olma.’

Yapmıycağımı biliyordun, sana aşık olucaktım bunu bende biliyordum.

Sadece git diyceğin zaman ”Sana söylemiştim” demek için söylemiştin.

Ama git dediğinde de gitmemiştim.

Unut dediklerinde de unutamamıştım.

Sanırım emir kipleriyle pek anlaşamıyoruz.

Sadakat sadece 7 harfın ardarda toplamını ifade ediyor.

Sonuç sıfır.

Değer biçebilseydim şu an sana sahip olmuştum.

(Mantalite aynı ”Parası neyse veririz.”)

Acı en masum kelime kalıyor yokluğunda 3 küçük harf.

O yüzden çocuklardan korkuyorum. Küçük,sevimli ama çok zararlı.

İnsanoğlunun bitmeyen aşkı uzaya Beatles yayınıyla başladı.

Asla doymuycak birbirine anlasana hala yeni bir tür peşinde.

Birbirimizi mahvediyoruz ve sadistliğimizi bastıramıyoruz.

Çünkü ”Merhamet” İsa’yla çarmıha gerildi.

2 Mart 2011 Çarşamba

Sorun Çıkartmıyorum Bile.

Bu insanların benle neden uğraştığını aslında ne kadar normal ve mantıklı davrandığımı düşündükçe onların ne kadar anormal şeyler olduğunu görüyorum.Yani bence ben insan olabilirim ama diğer hepsi varlık olabilirler.İnsan olduğunu inkar eden varlıklar.

İnsanın içinden geldiği gibi davranması bence onun normal olduğunu gösterir -tabi çevresindekilere zarar vermediği sürece, çünkü yasalar da bir nevi düzeni sağlamak için varlar.-Bende zararsız canlılardanım.Ne zaman kendimi mutlu etsem ben yaptım diyorum ne zaman mutsuz olsam Tanrı yaptı diyorum.İnançlarım da böyle işte kendi dinimi yaşıyorum.Aslında burdan olaya bakarsak kendi dünyamın Tanrısı ben oluyorum.Ve Tanrı-ça-larda ağlayabilir…

Mesela ”Mutlu Aile Kavramı”nı ben çok merak ediyorum.Gerçekten kitaplardaki yada filmlerdeki gibi annesi babası birbirine 100 yaşında olsalar bile tutkuyla bağlı kalabilirler mi diye.Çünkü ben ailemi size hiç anlatmadım.Genelde ordan bakınca mutlu bir ailem varmış gibi geliyor insanlara ama değil.Sadece onlara kafa yormayı uzun süre önce bıraktım. Sonuçta birbirilerine zarar vermekten başka birşey yapmıyorlar.Birbirlerini hala değiştirmeye çalışıyorlar. Yarım asırlık insanlarsınız höh be diyesim geliyor.

Ve eğer evde aileniz yoksa ailenizi sokakta aramaya başlarsınız.Ve ne kadar çok kişiyi tanırsanız bağışlayıcı özelliğiniz artar.Ya da ben fazla merhametliyim.Ailemi bile affettim-ama haberleri yok.-Bilmiyorum benim canımı ne kadar yakarlarsa yaksınlar kimseye kızamıyorum,küsemiyorum da.Çünkü kendimi biliyorum öfke birikimlerimin patlak verdiği noktada çevremdeki kalpleri nasıl kırıp geçtiğimi.Kötü zamanlarda kötü kız olabiliyorum.Ama genelde tepkisizliğim öfkemin ne kadar kontrolümden çıktığının göstergesi olabiliyor bazen.Aşırı özgüvenli insanlara gıcığım-örnek vermek istemiyorum-

En içine kapanık insanda bile güven oluşturabilen bir yapım var-çok masum göründüğümden sanırım-Bütün sırlarını döküyorlar bana psikolog gibi hissediyorum kendimi.Aslında çok şey yaşadığımdan değil yaşadıklarımın büyüklüklerinden dolayı böyleyim.Bir süre sonra çok da takmamayı öğreniyorsun.En azından elinden geleni yaptığın inandığın müddetçe.

Bugünde falcıya gittik böyle hafif Cemil İpekçi tadında bir beyfendiydi.Adam resmen kalbimi okudu.Ben ağzımı açmadan her şeyi bildi.Kümülatifimin düşüklüğüne kadar,nerde yaşadığımı hatta ne yapmayı planladığıma kadar. En sonunda da baktı bana ”Ay sen çok hassas duyguları olan bir kızsın,sevdim seni.” dedi ve elini uzattı.Şaşırdım tabi kimse elini uzatmamıştı bana bugüne kadar,sarılmamıştı da,tensel temas konusunda çok zayıfım.Böyle hani görürsünüz bir yerde ”Aaa naber ya” gidip sarılıp öpüşüp selamlaşırsınız ya ben hiç yapmam mesela onu çok nadirdir.Garip bir alışkanlık.

Dün gece rüyamda Eminem'le seviştiğimi gördüm.Sanki adam kalmadı.Ama gözlerime bakıp seni öpmeye kıyamıyorum demesinden sonra benim leopar tadında üstüne atlayışımdan aslında abaza karının teki olduğum yadsınamaz.

Birde Blogger'ın kapanmasını herkes kadar kınıyorum.Ancak Tayyip böyle bir tepki beklemiyordu muhtemelen.Ona acıyorum yazık ya resmen ummadığı taş baş yardı.Ben söyledim ama günlüğümü elimden alma dedim.Dinletemedim.

Şimdi yağmurun yağmasını bekliyorum Beethoven dinlemek için...