19 Aralık 2010 Pazar

Kişiliksiz'e Mektuplar 21

Sevgili Eksik,
Pinokyo'ya Mavi Peri eğer yalan söylerse çükün düşer demediği için pinoş bol bol yalan söylemiştir.

Güya sende İstanbul'a gidince her telefonumu açıcağını söylemiştin.Ama KOCA bir yalan oldu.

Tutamıycağın sözleri neden veriyorsun ki...

Sana güvenim belki sadece camdandır?

Hazırlığı geçtim yıl sonu İstanbul'a geçiş için kendimi mahvedebilirim halbuki...

Ama gün geçtikçe bu hevesim geçici olmaya yüz tutuyor.

Sorun şu ki konuşmadığımız günler sana mektup yazmıycaktımçAma 3 gün oldu.Bugün 4...

Ve artık can acıtıcı olmaya başlayınca,her zaman yaptığım gibi ''Yazarak Terapi'' yöntemime başladım.

Eskiden hikayeler yazardım.Hepsinde kahraman ben,kötü adam beni kıranlar olurdu.Hepsini yazarak öldürürdüm.Eğer yazmazsam onlar beni öldürürdü.

Hazırlığı geçtim ama sen bunu bilmiyorsun.Çünkü konuşmadık.

Bu mektubu ise kampüsün bahçesindeki bir bankta yazıyorum.Ne kadar acı...Ankara'da yazmam gereken mektubu İzmir'de yazıyorum.

Ve sonraki mektupta sana ehliyet almak için direksiyon sınavını nasıl geçtiğimden bahsedicem.Ama sen telefonlarımı cevapsız bıraktığın için bir sonraki mektubu okurken öğreniceksin yada facebook iletimden.Ama benden değil...

Sevgi.Ne kadar saçma gelmeye başladı şimdi.

Halbuki sensizken eksik hissetmem gerekir değil mi?

Ama 3 gün senden haber alamayınca bıraktığın büyük boşluğu insanlara azap olarak dolduruyorum.

Ben böyleyim işte.Kendime değil başkaların acı veririm.Eee her zaman söylerim yaralı ayı saldırır.

Seni hala seviyorum...

V.

17.09.2010 için.

Kişiliksiz'e Mektuplar 20

Sevgili Aşık Olduğum Şehirdeki,
İstanbul'a döndün.Aramamı pek istemiyordun ama dayanamayıp aradım.

Konuştuk !Ne bekliyordun.

D.'ye yaptığını anlattın.Seni sahiplenmesini engellediğini.Bana hiç öyle birşey yapmadın.Halbuki taparsın özgürlüğüne.Gerçi ben kıskanıyorum,kısıtlamıyorum.Ama benden fazla sevme kimseyi dediğimi anımsıyorum.

Bana ilk ''Seni seviyorum'' dediğin zamanı da.Hatta şöyle olmuştu.

-K., ben gidiyorum.
-V.! Gitme!
-Neden?!?
-V. gitme çünkü seni seviyorum!
-K., Abartmıyor musun? Altıüstü aynı anda film ziliyceğiz.

Her ne kadar geyiğine söylesen de ben ciddiye almışım ki unutmadım.

Bir de erkeklerden kıskanmama bir kılıf buldum ama dinle çok mantıklı. ''Erkek erkeğe takılan adam zamparalık yapar.'' Bence çok inandırıcı.İnandıysan elimi öp.Bükemediğin bileği öpüceksin !

Ha unutmadan dün bana ''Geç kaldım'' vicdanı yaptın.Onu yapma işte.Şimdi Amerika'da olamazdık bunu anla.Erken gelsen de geç gelsen de burda olurduk.Ama bazı şeyler için erken geldin sanki.O kötü.Geleceğe daha çok var ve beni o gelecekte hala sevicek misin?

Yada geleceğe kadar bekliycek misin ?

Daha kazık bir soru daha var ama onu henüz sormuycam.Balıkadam'la konuştuk bu çalışmadığı yerden gelen soru olur V. yapma etme dedi.Evet Balıkadam'a geliceğimi anlattım, sizde rahat edemezsem onlarda kalıcam.Oha sakın inanma şaka yaptım.Seni seviyorum (Kalp,Kalp,Kalp)

V.
16.09.2010

Kişiliksiz'e Mektuplar 19

Sevgili Fransız, (Mösyö)
Sana ne desem bilmiyorum bazen.İnsanların acılarıyla oynamam asla.Teselli benim görevim değil.Bu bugün konuştuğumuz bir konu değildi.Ve biz sürekli daha az konuşuyoruz zaten.Ama benim deli gibi teselliye ihtiyacım var.Biri sarılsa saatlerce ağlayabilirim.Aitlik istiyorum.Çok sevebilirim bir Tanrı gibi...Ama sevgimi haketcek birine vermek istiyorum.

Cocoon-Tell Me şarkısını dinledikten sonra paramparça oluyorum.Bu sadece ayrıntıydı.

Birde bugün insanları mutlu etmenin doğru olduğunu falan söyledin.Yok öyle bir dünya.Herkes kendi mutluluğundan sorumludur.

Beni '2Saf olsam sevmezdin.'' dedim.Nerden biliyorum değil mi ?Geçmişteki ben bomboş bir kızdı.Ve senin istediğin kız değildi.Sen birşeyler öğreticeğin bir kızı sevmezsin.Sen sana birşeyler katabilcek bir kızı seversin.Filmlerden anlayan,her okuduğu kitabı tamamen kabul etmek yerine eleştircek,iyi bir müzik zevki olan,farklı tarzlar denemekten çekinmeyen,her konuda bilgisi olan bir kızı seversin.Seni geliştircek bir kız.Kısacası sana muhalefet olabilcek bir kız.Senden bir yaş küçük bir kız. (Belirtmeden edemedim :P)

Ama işte ben eskiden böyle değildim.Bilgim vardı ama gösteriş yapmıyordum.Konuşmayı sevmiyordum.Susmak insanı aptal gösterirmiş sonradan farkettim.

Bu arada yukarda kendimi amma övdüm ha sinir oldum kendime ve nezaketen az bile anlatmışsın hayatım diyebilirsen bana sevinirim.

O kadar birikimin çoğunu bir günde yapmadım.

''O'' sağolsun terkedip gitti.Bende onun boşluğunu onun bunun kollarında dolduracağıma kitaplarla,filmlerle doldurdum.

Seni en çok ben seviyorum ama rüyamda görmüyorum.Sanırım bu bilinçaltımın bana yaptığı en büyük pezoluk.

Seni en çok ben seviyorum ama sana en uzak da benim.Seni sevmeyi bu yüzden sevmiyorum.Çünkü nefes alamıyorum..

V.
15.09.2010

Kişiliksiz'e Mektuplar 18

Sevgili Mor Bilezik,
Sana sahilde verdiğim mor bileziği yeniden eline almışsın bugün.İlk önce ''Hangi bilezik?'' dedin.Kalbim durdu.Bileziğin önemi yok.Önemli olan sana vermemdi.O bilezik için bir elbise aldım.Bilezikle aynı renkte :P

Tişörtünü bana vericektin.Hatta bu satırları okurken yanındaysam çoktan soyunmaya başlamışımdır.Ver onu !

Ayrıca yüzüğünü de vericeksin unuttum sanma.

Hah hatta ergen gibi söz yüzüğü de takalım ^^

Birde senin şu ergensel dış görünüş triplerin beni bitiriyor.Lan sana ne milletin ilişkisinden?Sence yakışıyorlar mı? ne demek.Alan memnun veren memnun bana ''Hmmm hayırlısı'' demekten başka birşey düşmez.Sus sakın itiraz etme.İnsanların yakışması dıştan değil içtendir ki sana 524554 örnek gösterdim.Önemli olan ruhsal + tensel uyum.Gerisi bana ne ya.Kurt Cobain-Courtney Love,Sid Vicious- Nancy Spungen,Josh Halloway,Hugh Jackman ve niceleri.Şimdi benle bu konuyu tekrar tartışma lütfen bir triplenirim,ağlarsın.

Ha birde şu telefonunu denize atıcam.Sonra birlikte gidip bir telefon ve hat alıcaz.Tek benim arayabildiğim ve tek bana açık olan bir hat.Artık aç şu telefonları göt!

Sınıfta kaldığın için çok mutluyum aslında.Hep kal sen ya valla bak (: Hatrım için [:

Birde tırnaklarıma bak.Eğer ojelerim parçalanmışsa beni sevdiğini söyle.Parçalanmamışsa da söyle.Çünkü biliyorsun kıskanınca duvarları kazıyorum.

Ayrıca msn'i suratıma kapatma.Yani cevap ver öyle kapat.

Bugün ''Bundan sonra birbirimizin adı 'Hayat' olsun'' dedim.Cevap vermedin bende ''Evet olarak kabul ediyorum'' dedim çat suratıma kapandı.

Birde Frida-Diego gibi olduk gerçekten.Diego'nun burcu da Yay'dı.Ve Frida'yı devamlı aldattı... Sen Diego gibi olma çünkü ben Frida rolünü daha önce oynadım.Tekrar kabullenemem aldatılmayı...

V.
14.09.2010

Kişiliksiz'e Mektuplar 17

Sevgili Küfürlü Kabadayı,
Kaybettik ama asıl mücadele bundan sonra başlıyor.Yasa değişicek.Ve ben taşlanarak öldürülebilirim.

Moralim bozukken böyle bir duruma ağlarken ben.Beni güldürmeyi çalışmanı seviyorum.Kalemim bitti ve bu çok kalın.Arıyorum. Kaldığımız yerden devam.

Game Over olmadı.Ben bu ülkeyi seviyorum...

Cumhuriyet düşmeden gitmek istemiyorum bu ülkeden.Gitmeyelim bir süre.Sonra gideriz Amerika'ya.Gidersek düşmana sığınmak olur.Savaşmadan kaybetmiş oluruz.

Seni almadan gitmiycem.Her hayalimi senle kurdurdun.Bırakamıyorum şimdi.Hayatımda çözünmeyi nasıl başardın ? Çok homojeniz.

Ben''Zeyna'' olucam dedim sana.Sende ''Gabriel''.Şimdi aklıma geldi acaba lezbiyenler miydi?

Birde küçüklüğümü anlattığım tek kişisin.Geneli sorunlu geçen bir çocukluk.Kreşe 3 yaşında başlayan bir çocuk için ne kadar çocuk kalabilirsin ki.

Sen sabah zillilerle buluşcan.Ben yine oyalanıcam.Kıskanmıyorum.Sadece ilginin aynısını onlara göstermenden korkuyorum.Yay Burcu.Asla tek olamam biliyorum.

İzmir zamanlarım yaklaşıyor...

Mektuplarım birikiyor...

Şimdi bunu okurken ki kasvetli havayı dağıtmak için beni ısır :P

O değil de sen yokken canım hiçbir şey yapmak istemiyor.Su bile içmek istemiyorum.Yok bu yalandı.Çok susuyorum.Hem susuyorum,hem susuyor.Kimseyle konuşmak istemiyorum.

Başın büyük belada aslında.Beni kendinden nasıl uzaklaştırcaksın merak ediyorum.

Ha birde bugün ''İlk Kez'' küfür etmedin.

Bayramda attığım mesajda ''Büyüğümsün'' dediğimde de küfür etmiştin.Büyüksün ama bedenen.Yoksa benden bile çocuksun.

O zaman sana bir gerçeği açıklayabilirim.

NOEL BABA DİYE BİRİ YOK ! [:

'' ''

V.
13.09.2010

10 Aralık 2010 Cuma

Kişiliksiz'e Mektuplar 16


Sevgili Dalgın,

Sabah oy vericeksin.Hayır.Ben değil.Ama o kadar dalgındın ki bu ayrıntıyı unutmuştun.Önemli değil (:

Sorun şu ki bazen kötü şeyler yapmalısın.Çünkü sana olan sevgimin büyümesini engelleyemiyorum.O yüzden bu setleri kurmama yardım et.

Birgün gittiğinde seni kusursuz hatırlamak istemiyorum.Tüm suçun bende olduğunu düşünmek istemiyorum.Gerçi gidersen hep seni suçlarım.Ama olsun.Bana kötü davranki seni silmesi kolay olsun.Gerçi niye durduk yere kötü davranasın ki değil mi? İlahi Ben (:

Ama kalıcağını pek hayal edemiyorum.Affet beni.Hep gidiceksin gibi geliyor.Evrene hep negatiflik yolluyorum ve gitceksin sanırım bu yüzden.Ama kal.Sonsuza kadar yanımda kal.Birlikte Galler'de ölücektik unuttun mu ?

Bugün sana o plak-saati aldım.Astık mı odana? Üstünde ''Kişiliksiz'E Mektuplar'' yazıyor.Çünkü her baktığında aklına gelicem.Beni unutmanı istemiyorum.Uzak kalıcaz diye hemen başkasını sevme benden çok.Biliyorsun domuz gibi kıskancım.Hem sadece senin için özel olmak istiyorum.Çünkü sende sadece benim özelimsin.

Keşke saatin pilini çıkarınca zaman dursa.Hep yanında kalabilirdim.

Hem Tanrı birlikte olmamızı istemiyorsa neden bizi karşılaştırdı ki.Komik değil bir şaka yapıyorsa eğer.Bu sefer gülümsemem öyle birşeyse.
Seni çok özledim.Hemde çok çok özledim.Böyle nerdeyse ağlıycam o derece özledim ve bu duruma engel olamıyorum.Bu kadar çabuk hayatıma nüfuz etmene engel olamıyorum.Beyaz pantalona dökülen vişne suyu gibisin.Çamaşır suyu bile çıkartmıyor.Kalıcaksın orda hep bir leke gibi.
Umarım gitmezsin.Giderken inandırdığın doğruları yalanlamak zor olucak.Seni o kadar çok seviyorum ki sevmeye engel bile olamıyorum.
V.
12.09.2010 Saat 02:48

Kişiliksiz'e Mektuplar 15

Sevgili Parmak İzim,
Bugün 11 Eylül... İkiz Kuleleri yıktık birlikte.

Seninle ilk izlemeye çalıştığımız film ''Remember Me''.Ama senin açılmamıştı.O yüzden yalnız izlemiştim.Konusu bugündü.Ve seninle Amerika'ya gitmeden neden parmak izi dövmesi yaptırmak istememin sebebi bu aslında. Filmde bir sahnede der ki '' Parmak izlerimiz dokunduğumuz hayatlardan silinmezler.''

Tıpkı senin gibi.Ne olursa olsun çıkmıycak bir şekilde dokundun hayatıma.Her şey değişti.Senle konuşmayınca eksik gibiyim.Zaman akmıyor.Her şey anlamsızlaşıyor.Güneş gibi olmuşsun yeni farkediyorum.Merkeze çoktan oturmuşsun.Ben yörüngendeyim.

Beni neden seviyorsun? Şimdi bana bunu anlat.Uzun uzun.Sabaha kadar dinleyebilirim.En sevdiğim masalı anlat bana.Sonunu duymadan uyuyacağım.Çünkü sonu gelsin istemiyorum.

Bugün beni neden seviyorsun sorusunun cevabı karanlıkta parladığım içindi.Elinden tuttuğum için.Bunu okuduysan çabuk elimi tut.Tuttuysan devam edebilirim Jesus.Unutma sen ünlü olucaksın.

Ayrıca bu yılki ''Tarzın''ın bana benzemesine sevindim.Pank iyidir.Benle tanışan herkesi pank yaptım çok ilginçtir.Ama benim gibi entel panklar piyasada az (H).Ayrıca sen pank dinlemiyorsun The Kills dışında.Onu da sayemde.Bir de dönek piçsin.Hani Jamie giyiyor diye gömlek giymek istiyordun.Göt bugün çok yakıştırıyorlar diye bir ton hikaye yazdın bana.Bak yine sinirlendim.Neyse seni seviyorum.

Birde sana olan sevgim çok fazla kaldıramıyorum.

Ayrıca bugün ayın 11'i ve özel doğum günüme 1 ay kaldı.Doğum günümde yanımda olmalısın.Birlikte olmalıyız.Hiçbir şey yapmasak bile birlikte olmalıyız.

Ha birde hırs yaptım senle evlenmiycem.Amerika'ya nasıl gideriz bilmiyorum.Güya ''Eşim'' diycektin giderken.Şimdi bir anlık öfkemle kendime söz verdim.Huh.İyi yaptın saftirik.

Ama ya benimsin ya ölüsün dedim.Manyağım yaparım yani.Şimdi uyuycağım.Seni kendimden fazla sevmeyi sevmiyorum ama seni seviyorum...

V.
11.09.2010 Saat 03:13.

Kişiliksiz'e Mektuplar 14

Sevgili Özelsiz,
Bazen bu hitaplar mektubun konusu gibi çünkü gerçekten öyleler.

Mesela dün bana adı ''Süpriz'' olan bir video gönderdin.Ki bunun bayram hediyesi olduğunu söyledin.Sonra o da nesih ! Bir baktım adı kazım değil olan şahsiyeti etiketleyip facebooka koymuşsun.Hani süprizdi hani özeldi?!?!

Şalterlerim kısa devre yapsa da işlemcimi tek bir özür dilemeyle kurtardın.Özür dilemeni sevmiyorum.Çünkü ben eski sevgilin(adaşım ayrıca kendisi-Yazarın Notu) değilim ve benzese bile davranışlarım o değilim.Belki O'nun özel kavramı farklıdır.Ama benim özel kavramım yaptıklarımı herkese göstermek değil.Özel benim için yalnız ikimizin arasında olan şeylerdir.Birilerine sevgimi yada ilgimi ispatlamak değil.Gösterişli sevgiler bana yapmacık geliyor.Başkalarının takdirini toplamak için oynanan oyun gibi.

Bence özel kavramı bu işte.Sen bil yada inandığın sürece başkalarını bu köprüya sokmanın anlamı yok.3. kişiler olmadan bana ulaşabiliyorsun önemli olan da bu değil mi ?

Sen özür dileme.Sen özür dileyince kendimi suçlu hissediyorum.Her defasında ''Senin gibi bir insana özür dillettircek naptırdım?'' diye kendime soruyorum.

Biz farklıyız.Sen meleksin ben şeytan.Sen beyaz ben siyah.Sen hayal ben gerçek.Ve biz birbirimizi bu yüzden tamamlıyoruz.Ben senin içindeki şeytanı çıkartırken sen benim içimdeki meleği sahneye sokuyorsun.Sen iyisin ben kötü.Ve iyiler asla özür dilencek birşey yapmazlar.Ama kötüler iyilere özür dilencek şeyler yaptırabilirler.

Seninle hiç telefonda konuşamıyoruz.Götünü kesicem sonunda.Herkesle konuşuyorsun bir benle konuşamıyorsun.

Yalnız kalamıyorum bahanen de çok etkileyici olunca ses çıkaramadım.Neymiş ''Hiç yalnız kalamıyorum çünkü hep yanımdasınmış.'' Bu çok süper hissettrise de mantığım daha baskın geliyor.Seni keserim.

V.
10.09.2010 Saat : 13:01

5 Aralık 2010 Pazar

Kişiliksiz'e Mektuplar 13

Sevgili Sessiz,
Aslında bu mektup diğerlerinden farklı olucak.Çünkü ne yazcağımı pek bilmiyorum.


Bütün gece yoktun nerdeyse ve ben bu mektubu 1 gün sonra yazdım.Yazıyorum hatta.Senle konuşmayınca ne yazcağımı bilmiyorum.Ama İzmir'e gitmem yaklaştıkça nefes alamadığımı fark ettim.Sanki kalbimi zımparalıyorlar.Sabah uyandığımda sadece kalbimin çarpışlarını hissediyorum.Bedenim yok gibi sanki.Bir balonun içinde bir saat varmış gibi.Kalbim bu kadarını kaldıramıyor sanki.Keşke uyusam ve her şey geçtikten sonra uyansam.Ve yaşadıklarım sadece bir rüya olarak kalsa.Hiç zarar görmesem ve uyandığımda sadece bir rüyaydı diyip yoluma devam etsem.


Dün işte yani bu mektubun tarihinde Tori Amos'u dinleyip salya sümük ağlarken kalbim durdu sandım.Nefret ediyorum o histen.Kendimi yumrukluyorum düşünsene o derece bir hırs var içimde.


Sonra New York I Love You şarkısını dinlerken kanatlarım çıktı yeniden.Sadece Amerika'yı düşleyince kanatlarım çıkabiliyor.Lütfen gidelim tek kurtuluş gibi orası.
Bu şarkıyı dinlerken kendimi hep Brooklyn Köprüsünün başına gelip koşmaya hazırlanırken hayal ediyorum.Şarkı başlar başlamaz koşuyorum.Köprünün yarısına geldiğimde şarkı bitiyor.Nefes nefese dizlerimin üzerine çöküp kahkaha atmaya başlıyorum.Yüzümü gökyüzüne kaldırıyorum ve Tanrı'ya gülümsüyorum.Hiç gitmediğim bir şehrin hiç gitmediğim köprüsünde koştuğumu düşüncek kadar delirdim.
Dün sen gitmeden süper fikrimi açıklamak istedim.Gittin...
Amerika'ya gitmeden dövme yaptırmak istiyorum.Senin parmak izini bana,benimkini sana.Böylece ne olursa olsun beni hissedebileceksin.Ne olursa olsun seni hissedebilicem.'' ''
Böyle birşey işte( fotoğraftaki parmak izim)-sol işaret parmağım-
V.
09.09.2010 için...

Seni Neden Seviyorum?

Bana seni neden sevdiğimi bir daha sorma.Sevgi sebepli değildir.Sebep her şeydir çünkü.Bilmemelisindir.Eğer bir gün sebeplerini bulursan sevmekten vazgeçersin.Sorgulamazsan o an hiç gelmez.Hiç gitmeyiz birbirimizden.Ama gitmek istiyor gibisin...

Dedim sana sevgi sebepliyse o zaman çıkar ilişkisidir o diye.Düşün dedin yine de...

Merakını gidermek için yazıcam seni neden sevdiğimi.Bu yazıya sığar mı sebeplerim hiç bilmiyorum ama denememi istedin.Seni kıramam.

Beni sevmen için sana hiç sebep vermediğim halde beni sevme cesaretini gösterdiğin için seni seviyorum.

Sana ''Olmadıkları gibi davrananlarla dolu bir dünyada yaşıyoruz ama senin yanında olmak istediğim kişiyim.''demiştim.Gerçek beni ortaya çıkardığın için seni seviyorum.

Kalbime dokunduğunda canımı yakmak yerine acılarımı kapatan bir sevgiyi bana sunduğun için seni seviyorum.

Ne kadar üzgün olursam oluyum gülümsememe sebep olduğun için seni seviyorum.

Her gece uyumadan beni sevdiğini söylediğin ve hissettirdiğin için seni seviyorum.

Her zaman fikirlerime ve davranışlarıma sonsuz saygı gösterip beni değiştirmeye çalışmadığın için seni seviyorum.

Her günüme anlam katabildiğin için seni seviyorum.

Uyandığımda ilk aklıma gelen şey olduğun için seni seviyorum.

Beni kötü alışkanlıklarımdan kurtarıp o alışkanlıklar yerine sana alışmamı sağladığın için seni seviyorum.

Herkesten nefret ederken onları sevmem için gösterdiğin çaba için seni seviyorum.

Kimseye güvenmezken aslında güvenilcek kişiler olduğunu ve ilk olarak koşulsuz sana güvendiğimi hissetirdiğin için seni seviyorum.

Beni tamamladığın için seni seviyorum.

Aslında çok sıradanken bana özelmişim gibi davrandığın için seni seviyorum.

Ne hissettiğini hissedebildiğim için seni seviyorum.

Benim bile başaramayıp kendimi sevmemi sağladığın için seni seviyorum.

Mükemmel bir sırdaş olup beni her şekilde tanıdığın ve her halimle sevdiğin için seni seviyorum.

Ne olursa olsun bana karşı dürüst olduğun için seni seviyorum.

Hayatıma girmek için hem geç kalıp hem erken gelmeyi başardın.Geç kaldığın zamanın farkını kapattın ama sen benim gelecekten gelenim olduğun için seni seviyorum.

Yeniden hayallere dalıp gerçeklerden az da olsa uzaklaşmamı sağlayan kahramanım olduğun için seni seviyorum.

''Biz'' olabildiğimiz için seni seviyorum.

Ne zaman ihtiyaç duysam nerde olursan ol yardım etmeye çalıştığın için seni seviyorum.

Her gelecek planında ''Ben'' yerine ''Biz''i koyduğun için seni seviyorum.

Saçmalasam bile çoğu zaman benimle birlikte güldüğün için seni seviyorum.

Bana yaşadığımı hissettirdiğin ve yaşarken mutlu olmayı gösterdiğin için seni seviyorum.

Ne kadar korksan da bir kelebek bile olsam beni sevceğini bildiğim için seni seviyorum.

Beni anlaman için seçtiğim bir tabloya bakman bile yeterli olduğu için seni seviyorum.

Her gece yatmadan sana özel birşeyler yazmaya çalışıp her defasında mutlu olduğunu hissettiğim için seni seviyorum.

Her sabah hiçbir şey yapmasak bile her zaman konuşucak birşeyler bulabildiğimiz için Biz olmayı seviyorum.

Bir gün Voodoo ve Kişiliksiz Dünyayı kurtardı diye sonsuzlaşcağımızı düşünüp Bizi seviyorum.

Çocuklarımıza nasıl Anne ve Baba olcağımızı düşlediğimiz için Bizi seviyorum.

Şifreli konuşup kimsenin bizi anlamamasını başardığımız için Bizi seviyorum.

Sen olmasan Ne kendim olabilirim Ne de Biz oluruz.Bu yüzden seni yanımda tutmayı başarıcak tek şeyi yaparak seni seviyorum...

Bana seni kaybetme korkusu yaşattığın için bile seni seviyorum.

Sen bunları isteyerek değil sen olduğun için yaptığını bildiğimden seni seviyorum.

Ve seni sevmek için sebep aramıyorum.Çünkü her şey seni sevmem için bir sebep oluyor.

Seni seviyorum.

Kişiliksiz'e Mektuplar 12



Sevgili Sulugöz,


Benim sonbahar yağmurlarımın gözlerinden gelmesini beklemiyordum.Meğersem sen pek duygusalmışsın.Koca devin gözyaşlarıda büyük olur.Ben yanındayken ağlama gözyaşlarında boğulurum.


Bugün benden seni neden sevdiğimi düşünmemi istedin.


Bense sana sevginin nedensin olduğunu eğer neden varsa bunun sadece çıkar ilişkisi olabileceğini söyledim.Yine de düşünmemi istedin ve sana uzun bir yazı yazdım.(Bu mektuptan sonra yayınlıycağım)

Ne hissettiğini soramadım çünkü çok dağınıktın.

Ama bana hissettiğini anlat,duymak istiyorum.

Bana sürekli ağladığını anlattın.Ağlamanı istemiyorum.Çünkü ağlayınca hiçbir şeyi çözemediğin gibi beni paniğe sokuyorsun.Gözyaşların senin için kıymetsiz olabilir ama benim için her şeyden önemli.

Seni seviyorum çünkü unuttuğum beni bana yeniden hatırlattın.Sanki taşlaşmış kalbim yeniden atmaya başladı.''Voodoo'' dedin.''Kişiliksiz'' dedim.Ağladın.Her Voodoo dediğinde Kişiliksiz dememi sevdiğin için ağladın.Ağladım sadece sen ağlıyorsun diye.Ağlama nolursun.Ne için olursa olsun.

Her günüme anlam katmanı seviyorum.Varlığın bile mutlu olmam için bir sebep.Kendini ne kadar aşağılasanda aslında öyle olmadığını duymaya ihtiyacın var.Tıpkı bana yaptığın gibi sana da gerçek seni anlatmayı seviyorum.Benim küçük(?) kanatsız meleğim.Uçmana gerek yok gökyüzü gibi bir kalbin var.

O değil de hazırlıkta geçiş olmuyormuş oğlum.Birinci sınıfın ilk dönemi şansım varmış.Çok geç yaaa.Taaa seneye oraya gelceğimi düşünsene tam 1 yıl var ebesini gerçekten.Umarım bu kazadan sağ kurtuluruz.Tek dileğim gerçekten.

Not: Bugün lisede gömleklere nasıl imza attığımı söylemedim sana.(Yer kalmadığından dudaklarımı büzüp öptüm.)

İşte böyle (fotoğraftaki gibi)

V.

08.09.2010 Saat: 03:01

1 Aralık 2010 Çarşamba

Kişiliksiz'e Mektuplar 11

Sevgili Sarı Hışırtılı Yaprağım,
Bu sana 11. mektup.Benim için bu sayının anlamı büyük.Hem Ekim geliyor.Benim korkum Ekim'im.Yalnızlık,sonbahar...Tümü ayrılık kokan kaç mevsim var acaba.Her yer sarı yapraklarla bezeli.Bugün beğendiğim tabloya yaptığın etkileyici yoruma aşık oldum.Sanki yanımda olsan sabaha kadar seni dinleyebilirdim...

''Yalnız durmuyor,aslında daha çok kalabalık birisine benziyor...Aslında onu anlayan tek şey sonbahar olduğu için her şeyden kaçmış.Sarı hışırtılı yapraklara sarılmış.'' bu cümleyi kurdun ve zaman durdu.Sanki yıllardır bir bataklıkta elimi tutmanı bekliyormuşum gibi oldu. Bir tabloya bakıp beni bu kadar iyi tanımlayan kimse olmamıştı.

Ben siyah elbisemi giyerim ve sende sarı hışırtılı yaprağım olursun belki de.Ekim geliyor...Sen Ekimde geliyorsun...

Bana ne olursa olsun dürüst olcağına söz verdin hep öyle kal(İnsan dürüst olamayınca olmuyor işte -Yazarın Notu-)Bu 11.Mektubum.Normalde hayatımızı değiştircek mektup bu olmalıydı.

Hiç konuşmadan anlaşabilir miyiz? Beni hissedebilir misin?Seni duyabilir miyim ? Bunların hepsinin cevabını bilmek istiyorum.

Ne kadar zorlanıyorum şu an ne hissettiğimi anlatmakta.Ama sen anlıyorsun değil mi?

Elimi kalbine koyduğumda eğer sesini anlayabiliyorsam anlaşabiliriz de dedim.Bazen kendimi sana o kadar yakın hissediyorum ki sanki kalplerimiz aynı atıyormuş gibi.Kusursuz bir seramoni...

Gitmeyeceğine emin olsaydım her hayatında beni bul.Tıpkı izlediğimiz filmler gibi...Her dünyaya gelişimizde beni ara, çünkü ben seni arayacağım...

Bu sefer uzun yazmak istemedim...
Bizi seviyorum, biz olmayı...

Sana ''Together We Will Live Forever''şarkısını dinletmeliyim.

V.
(Ankara)
07.09.2010 Saat 04:19


Not: Bu bahsi geçen tablo. Siyah elbiseli yalnız kadın, sonbaharda.

Kişiliksiz'e Mektuplar 10

Sevgili Flu,
Gerçekten son günlerde çok flulaştın.Net değilsin.Bu beni çok korkutuyor.İlgini kim aldı benden.Uzaksın,uzaklaşıyorsun.Sen uzaklaştıkça flulaşıyorsun.

Bana karşı dürüstlüğünden şüphe duyuyorum.Çünkü bana da diğerlerine yaptığın gibi KIRMAMAK adına bahaneler yazıyor gibisin.Bilmiyorum.Bilmek istemiyorum.Cevaplar her zaman can yakıyor.

Belki değişiyoruz.Belki artık birbirimizi tamamen tanıyoruz.Belki sıkıldın.Ama bunların cevabını bilmiyorum.Çünkü cevapların flu.

Bazen hiç konuşmadan anlaşabilir miyiz? diye düşünüyorum.Sadece hissederek.Ama senin beni tanıdığına emin olduğun kadar ben senden emin değilim.

Sana küselim falan diyordum.Çok geç kalmışım.Çünkü sana alışmışım çoktan ve sürekli senle birlikte birşeyler konuşmak istiyordum.Sabahlara kadar anlatmak falan.Şimdi de öyle malesef ki...Ama bunu atlatmam çok zor olcak.

Yazım ne kadar boktan oldu ya.Masa lazım bana.

Bugün İzmirdeki son gecem sabah Ankara'ya dönüyorum.En azından daha sık görüşebilcez.Tabi bu bitenler yerini ne kadar doldurur bilmiyorum.Sensiz yaşamaya alışmalıyım sanırım giderken gitme demiyceğimi söylemiştim daha önce.Çünkü gitmek istemen bile kalmak için sebebin olmadığı anlamına gelir.O yüzden sadece gidişini izleyebilirim.Dirseklerini,omuriliğini,saçlarını...Ama gitme.Ben gitme diyemem ama gitmeni hiç istemem.Gidersen hayat benim için sadece nefes almak olur.Ama bu kalmak için sebep olmasın sakın.Eğer ilgini çekicek birşeylerim kalmamışsa git.Çünkü kalırsan mutsuz olucaksın.(Şu an yalan söylüyorum çünkü gitmeni hiç istemiyorum)

Seni seviyorum.Hemde engel olamıycak kadar mantıklıca seviyorum ve çok büyük bir şekilde.Ama bu gitmene engel olmasın.'' ''


V.
06.09.2010 Saat: 00:00

Kişiliksiz'e Mektuplar 9

Sevgili Hastacığım,
Artık istemiyorum dediğim zaman hasta olmayı başarıp boşluğun gerekli açıklamasını yapınca kendimi kötü hissediyorum.Seni paylaşmayı bir türlü sevemedim.

Küçükken böyle değilmişim babam hep çok paylaşımcı olduğumu söyler.Ben inanmıyorum,sanırım onların gözüne iyi görünmek için öyleymişim gibi yapıyordum.Çünkü diğer tüm arkadaşlarım hiçbir şeylerini hiç kimseyle paylaşmazlardı.Benim de paylaşınca bir gözüm paylaştığımda bir gözüm bizimkilerde olurdu.Ama arkadaşlarımı paylaşmayı sevmezdim.

Ne lisede yüzüm güldü arkadaş konusunda ne ilkokulda.O yüzden hiçbiriyle görüşmem hiçbirini de sevmem.Kendimi üstün görüşüm kibirimden değil gururumdan.İlkokulda beyin özürlüler sevgilisi olmayan kızlarla arkadaşlık etmiyorlardı. Eee napıyım çocukken aşk kavramını sadece masaldakilerden ibaret sanıyordum.Yani sadece masallarda olur sanıyordum ve sevgilim olmasını istemiyordum.İlkokulda sevgili de çok mantıksız geliyor bana.Çocuksun abi daha ne sevgilisi ne aşkı yani.Bin salıncağına bin atlıkarıncana sus otur işte.

Neyse benle ilgilenmeyince çok içerleniyorum,bozuluyorum ,zoruma gidiyor.Sonra bugün öyle bir çığlık atıp öyle bir carladım ki eften püften birşeye ben bile inanamadım.

Sonra tam kalemi elime aldım veda mektubu gibi başlayıp sitem edip hoşçakal diycekken mesaj attın.Aynı mesajda iki kere beni sevdiğini söylemen inandırıcı oldu.

Birde bu romantik olay beni bozuyor aslında.Baktım da felaket kibarlaşmışım ''Siz nasıl isterseniz'' falan modunda sevgilisinin evine gidip annesine yalakalık yapan kızlar gibiyim töbe yareppim.Çok doluyum aslında ama sana kıyamıyorum.Birde iyi davranıyorum sen benle ilgilenmeyince vicdan yapıp kendini kötü hisset diye ama Tınn!!

Ne kadar kızsam da ,kırılsam da,üzülsem de,sana kıyamıyorum.Çünkü seni gerçekten seviyorum...

Seni çok özledim ağlıycam...
(İmza Doktor Cey Cey)

V.
05.09.2010 Saat 00:45

24 Kasım 2010 Çarşamba

Kişiliksiz'e Mektuplar 8

Sevgili Sezar,

Hızla birbirimizden uzaklaşıyoruz.Bu kötü.

Ve ben bir şekilde çabalasamda sen aynı şekilde bana geri dönmeyince artık konuşmak istemiyorum.Hatta senin konuşmak istemediğini düşünüyorum.Ki görünen gerçeklik öyle.Bu mektupları benimle birlikte okuycağını da düşünmüyorum.Ve bu yüzden hayal kırıklığı yaşıycağımı da düşünmüyorum.Eğer kurduğun hayallerin yerine başkasını koyarsan hayal kırıklığı yaşamazsın.Savaşmadan pes etmeyi sindiremem demiştim.Ama şu aralar hiç savaşmak istemiyorum.Senden çoktan kabullendiğin için bu durumu umursamıyorum.



Dün gece konuştuktan sonra mektup yazmak isterdim ama sen konuşmayınca daha doğrusu o kadar mesajlarıma ve aramalarıma cevap vermeyincede bende kendimi uykunun güzel kollarına teslim ettim.Her zaman söylediğim gibi uyuyunca geçer.Keşke seninle tanışmayıp 10 Haziranda uyumaya başlayıp bu sabah uyansaydım. Böylece canım yanmazdı.Hala sevgi diye birşeyin bir sonraki sevişmeye kadar kendini göstermiyceğine inansaydım keşke.O zaman daha mutlu olurdum, insanlara daha çok güvenirdim.Çünkü tüm erkekler aynı olurdu ve hayatım onları oldukları gibi kabul etmeyle geçerdi.Oldukları gibi...Uçkuruk peşinde...Duygusuzca...



Okula kaydımı yaptırmadan üst sınıfların bana kibarca sarkıntılık etmelerini hoş karşılayabilirdim, ama çok rahatsız ediciydi.Gururum okşanmadı.



Aziz Nesin demiş ki ''Üşümek varsa bu sıcaklığın yokluğu, karanlık varsa bu ışığın yokluğu.Eğer her yer karanlık ve sen üşüyorsan işte bu 'O'nun yokluğu. İzmirde yaz ama ben donuyorum.



Öldürdün beni Sezar, yaşatmadın, nefes almadım...



V.



04.09.2010 Saat 14:05

Kişiliksiz'e Mektuplar 7

Sevgili Ölümsüz,

Sabah 6'da İstanbul'a gidiceksin.Ve biz daha az görüşceğiz.Bu az görüşmelere ne kadar sıcak bakıyorsun bilmiyorum ama her zaman gözden uzak gönülden ırak en yakın sapak nerede lan o zaman gibi cümleleri düşünmeye sevkeder beni.



Dün yazdığım mektupta sen olmasan olmaz mıyım? sorusunun cevabını gece ağlayarak uyandığımda bulmuştum.Sensiz olamam.Olurum ama yaşadığını bildiğim sürece.Nefes aldığını bilmem gerek...



Sana rüyamı anlatırken eksik anlattım bana dokunduğunda değil,beni öptüğünde balığa dönüştün,ama ondan önce bir kamlumbağa ve yengeç büyüklüğünde karafatma oldun.Hepsinde elime aldım seni.Bu aslında ne olursan ol seni sevdiğimin ve seveceğimin göstergesi.Çünkü hiçbir zaman o hayvanlara dokunamam.Balığa dönüştüğünde can çekişerek öldün.Ve uyandığımda ağlamaktan gözyaşlarım yastığımı ıslatmıştı.



Şimdiden sıkıldın bence...Başka şehir olayı çok zor...Ve sen az konuşcağımız ve az görüşceğimizi kabulleniyorsun.Ben sürekli tek taraflı bir çaba gösterdiğimi düşünüyorum.Ararım konuşuruz falan diyorum, yalnız kalırsam diyorsun.Sen böyle söyleyince canım hiç aramak yada senle konuşmak istemiyor.



Ama bildiğim birşey varsa ben gelmezsem sende gelmiyceksin.Bundan o kadar eminim ki.Korkuyorum...(Ki öyle de oldu.'Yazarın Notu')



Sanırım doğum günümü nezaketen telefonda kutlarsın.(Ki kutlamadı bile'Yazarın Notu')Birçok bahanen olur.Bende kabullenirim durumu falan...Zaten ondan sonra da çok konuşmamaya başlarız.Bir süre sonra tamamen koparız...Belki seneye kadar beklememiz daha iyi.Hala değişmemişsek,beklentilerimiz ve isteklerimiz aynıysa hayat bayram olabilir.Ama hiç sanmıyorum...Gördüğüm kadarıyla en azından...Seni çok fazla seviyorum.Ama bu vazgeçmeme engel mi bilmiyorum...



V.(İzmir)

03.09.2010 Saat:00:41

Kişiliksiz'e Mektuplar 6

(İzmir Güncesi-Burada plakalar 35)



Sevgili Kahramanım,

Arabayla yapılan uzun yolculukları sevmiyorum.En azından yalnızsam.Tüm yol seninle konuştuk zaten ama yine de çok yorucu olması sevmemem için bir sebep.



Sabah yada gece mektup işini hallettikten sonra uyudum ve rüyamda seni gördüm.Bugün anlatıcaktım ama komünikasyon sorunumuz var biliyorsun.O yüzden mektubuma yazıyorum.Çünkü anlatmamı istemedin.



Simsiyah bir oda düşün. Önümde sırtüstü gözlerin kapalı yatıyorsun.Yerdeyiz.Yüzüm yüzüne paralel olcak şekilde üstüne eğiliyorum.Çok kısık bir sesle ''Gözlerini aç '' diye fısıldıyorum.Ellerim yüzünde ve gözlerini açınca gülümsüyorum.Ve sonra uyanıyorum.Tıpkı izlediğimiz 'Pretty Woman'' filmi gibi.Aşık olmadığım kimseyle öpüşmüyorum.



Merak ediyorum da bu mektupları okuyabilcek misin?Günden güne inancımı kaybetmeye başladım İstanbul konusunda.Bunun sebebi kontrolüm dışı engeller olması aslında.Bazen de benim...Gerçekten gitmek istediğimden emin değilim.Hele son iki gündür.Bana karşı tutumun geçmişindekilerle birlikte değişiyor.Ne istediğini bildiğini sanmıyorum.O yüzden bazı şeyleri riske atmaya korkuyorum.Ve senin kararsızlığınla mantıklı davranıp gitmekten vazgeçme isteğim doğuyor.Niye gideceksin ki ? sorusunun cevabının olmaması yada bir hiç uğruna mı ? yada hala geçmişinin yönlendirdiği bir adam için mi ? olması hatta bu cevapların olma ihtimali bile beni caydırıyor.



Ve iki gün öncesine kadar yokluğunu hissetmek beni korkutuyorken şimdi ne hissettiğimi bilmiyorum.Gerçekten sen olmazsan olmaz mıyım ? diyorum kendime ve cevap vermek istemiyorum.Çünkü ''Olamam'' demek istesem de aklımdan ''Ben ne dağları aştım bir yokuş mu koycak kızım V.'' diyorum.Bilmiyorum. Seni seviyor muyum ?



V.

02.09.2010 Saat 22:50

22 Kasım 2010 Pazartesi

Kişiliksiz'e Mektuplar 5

Sevgili Sen'im*,

Bu satırları park etmiş olduğumuz bir istasyondan yazıyorum.Biliyorsun İzmire gidiyorum.Evden çıktıktan sonra sana ''Hiç mutlu değilim'' dedim.Adı lazım değil hatunun sana geri dönmek için çabalıycağını hissetmişim resmen.Aslında ölüceğimden korkuyordum.Kaza da falan.Ama ona geri dönseydin ölürdüm zaten.



Bugün geçmiş konuşmalarımızı açınca içim acıdı.Sana o kadar kötü davranmama rağmen sürekli alttan almışsın.''Neden bu kadar yaptığıma hala yanımda kaldın?'' dediğimde, ''Cevabını bilmiyorum.''dedin.İyiki bilmiyorsun.Bunun cevabını verdiğin zaman benden vazgeçerdin çünkü.



Hayat sanırım çocukluğumdan beri bana koyuyor ha ne dersin ? Her defasında bir gerçeği farkedip isyan çıkarmışım.



İlk değil aslında ama ilkmiş gibi davranıp bugün ilk kez doğmamış çocuklarımız hakkında konuştuk.Gerçekten iyi ebeveynler oluruz.Onlara masal kitabı almak ismiyorum çünkü her zaman iyiler kazanmıyor.Benim yazdığım masallarda kötüler iyilere karşı değil.Hayaller gerçeklere karşı.Tıpkı sen ve ben yani biz gibi.



Bugün ki iyi geceler mesajımda ''Sevmemek için sebebin çokken, sevmek için nedenin yokken beni nedensizce sevdiğin için teşekkür ederim.'' dedim.Cevabında ilk kez bana adımla hitap ettin.Sence bu bir gelişme mi ? Yoksa birşeyler değişti mi bugün o yüzden mesafe koyup adımla hitap ettin.

Bütün yol boyu yıldızlara baktım.Belki biri kayarsa dilek tutarım diye. Dileğimi biliyorsun...

Hep yanımda kal...

Senden sonra bütün fikirlerim rönesansı yaşadı.Seninle konuşurken hayat anlamlı sanki.Nefret ettiğim o ''insanlar'' bile gözüme iyi geliyorlar.Ama sen yokken insanlara ızdırap oluyorum.Olmamak için seni düşünüyorum.Bunları yüzüne söylemek çok zor benim için.Ama şu anda yapıyorum. '' ''

V.

01.09.2010 Saat : 05:29

Kişiliksiz'e Mektuplar 4

Sevgili Mükemmel Eşim,
Bugün için anlatıcak çok şeyim var.Beni portreleyip,yeniden resim çizmeye başladığın gün bugün.Ben hala bizi tamamlayamadım.''Bana yeniden resim çizdiren kadın'' dediğinde gözlerim doldu.'' ''

Donra saçmaladık yine,söz kilo almadan kucağına oturmuycağım.

Ama bir kez daha beni Sünger Bob'a satma bozuşuruz.

Bana söylediğin cümleleri mektupta sonsuzlaştırmak istiyorum.

''Seni seviyorum.Senin beni sevmeni seviyorum.Ben seni,Senin beni 'Ben iyi niyetliyim'diye değil,kendi içinden geldiği için,seviyorum.'' dedin.Bende bizi seviyorum.Biz olmak bizden başkasına yakışmıyor.

Bugün evlilik konusu açılınca bana ''Birgün gelicek sabah kalktığında ilk göreceğin surat ben olucam diye korkuyorum.Bunu haketmiyorum.''dedin.Bence senden başkası haketmiyor eş olmayı.Ve inan her sabah uyandığımda göreceğim tek yüzün senin yüzün olmasını isterim.Keşke bana güvensen, biliyorum çok zor ama isterdim.Çünkü o güveni sen bana verdin.

Geldiğimde sana Koala gibi sarılcağımı söyledim.Bunu okurken yaptıysam eğer beni öp.Unuttuysam da öp.

Bugün Dorothy'nin Kırmızı Ayakkabılarının ne işe yaradığını öğrettim.Bir çift bizde alalım çok özleyince geliriz yanyana.

Tanıştığımız günden emin değiliz ama 9-10 Haziran gecesi kutlamaya karar verdik.Sakın unutma götünü keserim!

İkimizinde yanaklarımızı şişirdiğimiz fotoğraflarımızı koymak istediğimde bana hayır demedin.Bana hiç hayır diyemiyorsun.Seni bu yüzden çok seviyorum birde.Ama istemediğin şeyleri yaptırmıycağım sana hayatım.Seviliyorsun.

Sana ''Hayata geliş amacım sensin.''dediğimde böyle büyük bir şeyi kabul edemiyceğini söyledin.''Birlikte olduğumuz sürece hayata geliş amacım sensin.''dediğimde kabul ettin.Aslında aynı cümle.Çünkü seni hiç bırakmıycağım.

Bugün sana Frank Sinatra sevgimden bahsettim.Senin sevdiğini bilmiyordum tabi.''Yokuş aşağı yürüyorum mutlu bir nakaratla''.Evet, ''Singing in the Rain'' şarkısının sözleri.Sonra şarkıyı Gene Kelly'nin söylediği filmin videosunu gösterdiğimde çok mutlu oldun.O heyecanını görünce çok mutlu oldum.

Ha birde bugün telefonda çok güldüm.

''Hııııııııııııııı...!'' (:

'' ''

V.
31.08.2010 saat 04:34

Kişiliksiz'e Mektuplar 3

Sevgili Meleğim,
Son iki gündür birbirimizi yiyoruz.Daha doğrusu benim süper şizofrenik kıskançlıklarımı görüyorsun.Ama elimde değil napıyım ? Seni o kadar çok seviyorum ki bir başkasını sevmeni kıskanıyorum.Başkasının seni sevmesini kıskanıyorum.Çünkü benden daha çok sevebilir diye korkuyorum.Tabi benim gözler kararıyor o zaman.

Bugünkü muhteşem kavgamızın kahramanlarına sevgiler.Onlar olmasa kavga edicek sebebimiz olmıycak!

Seni kaybettim sandım bugün.''Bunu unutmuycağımı bil.'' dedin ve zaman durdu sanki o zaman.Bir anda sıradanlaştım senin için.Hiç kimse oldum sandım.Ölüm gibiydi o dakikalar.

Sonra bana ''Kullanmayın beni,zarar vermeyin...''dediğinde nefes alamadım.Kalbimin üstüne biri yumruk indirdi sanki.Gitmen kabusum olurdu.

Kendimi suçlarken ''Yapma kahroluyorum'' dedin.Bütün kaslarım kitlendi.O kadar şeye rağmen hala beni seviyordun ve bu beni çok kötü hissettirdi.O kadar üstüne geldim ve sen hala bulunmaz hint kumaşı muamelesi yaptın.Gerçekten seni hakedicek naptım?

O kadar düşüncelisin ki...''The Kills''i unutmadın.Onlar benim mükemmel çiftim.Ve sen tıpkı onlar gibi olmamızı söylediğinde bu dünyada uğrunda ölüncek biri olduğunu gördüm.Bu senden başkası olamazdı.

Bazen mükemmel çiftmişiz gibi hissediyorum...

Tüm hayatımı biliyorsun nerdeyse.Ve o kadar merhametlisin ki...

Uçabilirim ama kanatlarını bana vermelisin.Karanlıkta parlayabilirim ama senin ışığını istiyorum.Sevebilirim ama kalbine ihtiyacım var.Benim olmaya geldiğin günü kutsa.Meleklerin kanatları seni bana getirdi.'' ''

Meyve tabağındaki Vişnen V.

30.08.2010 Saat 05:01

Kişiliksiz'e Mektuplar 2

Sevgili J&B,
Bugün beni çok kırdın, kızdırdın, üzdün ve sonra kalbime dokunup affettirdin.Aslında mektuplarımda başkasının isminin geçmesini sevmiyorum.Çünkü o isimleri bile bu özel şeyde kıskanıyorum.

O çocuğu kıskandım bugün.Şimdi erkek o falan diyceksin ama şöyle birşey var seni benden çaldı.İki saat tam iki saat onunla konuştun ve bana tek kelime etmedin. O pezevenkte iyi sardı sana.Başka arkadaşı yokmuymuş gitsin onlarla konuşsun hayret birşey.

İnkar ede ede bir hal kalsanda gittin onun için S. hesabı aldın.Bir de gelmiş bana '2Sen rica etmedin ama'' diyorsun.Götünüzü keserim ikinizinde.Benim Keşkelerim Ricadır.Bunu bilmiyordun(?) öğrendin.Ama ben o sırada paramparça oldum.Sonra kavgada uzlaştık gittin o domuzla konuştun yine şalterlerim attı.Bende gittim nisbet olsun diye Yan Flütçümle konuştum.Zaten sevmiyorum çocuğu birde sahte sahte ''Ehheh ben seni çok merak ediyorum'' falan dedim.Az daha götümü veriyordum sayende.Bir daha yapmaki ilgiyi orospu çocuklarında aramıyım olur mu Küçük Prensim?

Biliyorum bugün kalbini kırdım.Bilerek yaptım.Ama sonra çok üzüldüm.Çünkü çok aptalcaydı.Ve sen hala beni sakinleştirmeye çalışıyordun.''V., ben erkeklere ilgi duymuyorum,kızlarada ilgi duymuyorum,sadece sana ilgi duyuyorum.''dediğin anda bütün gri bulutlar dağıldı ve güneş bana gülümsedi.

Hala çocuk gibiyim.Küçükken birisi en yakın arkadaşınla arkadaş olunca kıskanırdın ya öyle işte.

Sonra bugün bana vericeğin hediyeden bahsettin.Ama ne olduğunu söylemedin.Çok merak ediyorum...

Ayrıca doğum günüm içinde hediye düşünüyormuşsun.Kendimi kötü hissettim.Bazen soruyorum seni haketmek için ne büyük bir iyilik yaptım acaba diye.Çünkü senden önce insanların sevişmeden birbirlerini sevemiyceğini falan düşünüyordum.Öyle olmadığını gördüm senden sonra.Hatta insanlara tavrım falan çok değişti, tüm fikirlerim alt üst oldu.Bu iyi birşey.

İyi ki varsın, iyi ki hayatımdasın.Hiç gitme hep yanımda kal.

'' ''
V.
29.08.2010 saat 03:20

Kişiliksiz'e Mektuplar 1

Sevgili Küçük Prensim,
Bu sana yazdığım ilk mektubum.Bundan sonra her güne yeni bir mektup yazıcağım.İmlam kötü.Kusura bakma,rencide etme.

Az önce sana Frida'nın Diego'ya yazdığı mektuptan alıntı yaparak başladım.Evet yanlış yazdım şu an çünkü başlamadım, mesaj attım.''Gecelerim sana uçabilmek,uykudan seni sarıp,sarmalayıp bana getirebilmek için kanatları olsun istiyorçUykunda, yanıbaşımda olduğunu hissedeceksin ve kolların sen uyanmadan beni saracak...''diyordum mesajımda.Sende ''Bu harikaydı.''dedin.Evet Frida gerçekten harika bir kadın...

Sakın hayallerimi yıkma.Beni piç gibi ortada bırakıp gitme.Amerika'ya gidicez.Elini hiç bırakmıycağım tıpkı Lunaparka ilk kez gitmiş bir çocuk gibi...

Ben senin küçüğünüm.Kimse beni senin gibi, küçük bir kız çocuğuymuşum gibi sevmedi.O yüzden çok şımarıklık yapıyorum senin yanında.Hem ben daha büyümedim ki !

Bugün üstüne gelmedim.Sabah telefonunu açtığında sesin çok güzeldi.Böyle şaşkınlıklı mutluluk gibi.Tabi adı lazım değilli sürtüğün bizim 5. şarkımızı iletisine yazmasındaki sebebin hesabını sorcağımı beklemiyordun.Bu cümleyi anlamadın bence.Neyse.Ama ben o sesini çok sevdim.Sakın benden esirgeme sesini!(Başım ağrıyor bahanesiyle açmadın, çok bozuldum haberin olsun.)

Mektubumu 5. şarkımızı dinleyerek bitiriyorum.Birgün birlikte çıkcağımız evimizde bir odamızı kırmızıya boyatalım.Ama duvara isimsiz yıldızı biz çizelim.

'' ''

V.
28.08.2010 Saat : 02:46

18 Kasım 2010 Perşembe

Kişiliksiz'e Mektuplar


Yazı dizimin adı Kişiliksiz'e Mektuplar. Fazla çarpıcı bir etki yarattı.Bir çok okuyucum Kim bu Kişiliksiz ? tepkisini verdiler , çok merak edilen bir kişilik oldu bir anda.


Ama o kişiliksiz.Henüz kişiliği oturmamış birisi.Çok normal aslında.Eğer hayatınızı tek bir şeye adarsanız diğer her şeyden kendinizi soyutladığınız için gelişen hiçbir şeye ayak uyduramazsınız.Hele ki böyle bir zamanda, hiçbir şey durağan değilken ve en aktiflerimiz bile yetişemezken hayatının büyük bir kısmını tek bir kişiye adadığı için kişiliği hala lise çağlarındaki kadar kalan birisinin, bu çıkmazdan kurtulup tabiri caizse nasıl ''Ne oldum Delisi'' olmasının ve bu süreçteki evrimini benimle hızlandırmasının öyküsü aslında bu.


Kendi kişiliğimin oturduğunu iddia eder bir konuşma oldu bu ama en azından ne olduğumu biliyorum.Ki bence insanın başkalarının ne gördüğünün değil de kendini aynaya baktığında nasıl gördüğü önemlidir. Bu kibir değil gururdur.


Kişiliksiz henüz yolun başında.Daha büyüycek,büyüdükçe farkedicek.Şimdilik kendi egosunu tatmin etmekle, genelin oluşturduğu kavramları değiştirmekle meşgul.Eminim ki varolanı değiştiremediğini, ama değiştiğini farkedince anlıycak.Henüz bir gururu oluşmadı.En ufak iltifata götü tavana vururken, en ufak bir hakarete alınan birisi. Dediğim gibi büyüycek. İltifat yada hakaretlerin sadece harflerden olduğunu anladığında gerçekten büyümüş olcak. O zaman kibiri bir kenara bırakıp bir gurura sahip olcak.


Ve ona yazılan mektuplar...


Ben yazdım.Sırf içimden geldiği için.Sırf o çocuksuluğuyla duvarlarımı kırabildiği için.Kendimi o kadar diplere sokmuştum ki en büyük savunmam karşımdakini aşağılamak olmuştu. Çok uzun süre bu aşağılayanan benim olduğuma inanmadığı için yanımda kaldı.Ki bende değildim. Her yaralı ayı gibi saldırıyordum o kadar.Daha önce geçen olmamış mıydı bu duvarları. Denemişti çok uğraşmıştı ama savunmamı yıkabilcek kadar geçmişimi unutamamıştım, bu acıdan tatmasını istemediğim için savunmayı bırakmamıştım. Bu kadar savaş stratejisi yeter.


Seviyor-d-um. Ben kimseye vermediğim kadar değer verebiliyordum ve ilk kez dalga geçmiyordum.Ben sevmeyi becerebilen insanlardan değildim çünkü severken kırardım çünkü. Bu sefer kırmıyordum.Tıpkı bir sırça köşkmüş gibi kırılmaması için çabalıyordum.Zaman geçtikçe parazit gibi beni yokettiğini farkettim. Ben çabalıyordum ama artık ne için çabaladığımı bilmiyordum.Bu rutin bir alışkanlık haline gelmiş, hiçbir heyecanı kalmamıştı. Bu sefer heyecan katmaya çabaladım. Olmadı. Bütün hayal gücümü çalmıştı. Bütün yaratıcı fikirlerimi kendi fikriymiş gibi benimsemişti. Yanında olmak istediği insanların yanındaydı ve ben geri planda hiç olmamış gibiydim.


Her şeyi kabul ederim ama aptal yerine koyulmayı asla.Hele ki beni kullanmaya çalışanlardan nefret ederim.


Onun amacı ''Herkesin Onu Sevmesi'' idi. Bu yüzden dikkat çekmesi gerekirdi. Çünkü kimse boş insanları sevmezdi. Eh o kadar boş insan varken biraz dolu gibi görünen birisine ihtiyacı vardı kendini doldurmak için. Bu aptal benim sanırım. İnsanların yaralarımla oynamasına izin veriyorum çünkü.Kimseye anlatmadıklarımı anlattım.Kimsenin hakkımda bilmediklerini biliyordu. Çünkü ona GÜVENMİŞTİM. En büyük aptallığım buydu.Doğal olarak da en büyük pişmanlığım.


Ve bu yazıcağım sözü layıkıyla yerine getirebilen birisi.


Herkes seni seviyorsa mükemmel bir ‘yavşaksın’ demektir.(Alıntı)


Yarın ilk mektubu yayınlıycağım. Ve nasıl biriymiş gibi olduğuna inandırdığını ve yazı dizisinin sonlarına doğru aslında ne olduğunu birlikte görüceğiz..


Ben şimdi valizimi toplamalıyım...


Sabah İzmir...


Bunun dışında söylediklerimi bilimde onaylıyor.Tık... İki unsuruda yukarda kısmen anlattım (:

17 Kasım 2010 Çarşamba

Bana Bunlarla Gel.

Tangoyu sevmiyorum.Sonuçta Arjantin Genelevlerinde ortaya çıkan bir dans ve bence bir kadının değerini düşürüyor.Tartışmak istemediğim için ''BENCE'' diye belirttim özellikle. Ben işte böyle dansları seviyorum.Böyle bir salonda sabaha kadar dans ederdim mesela ben.Film her zaman saygıyla andığım annem,ablam,kardeşim,kızım 'Jane Austen'ın biyografisini anlatan BECOMING JANE'e ait.

Ve evet şu an vizelerime çalışıyorum.

''Kişiliksiz'e Mektuplar'' yazı dizisine perşembe gecesi Kişiliksiz'in kim olduğu hakkında ufak bir yazı yazarak başlıycağım ilk mektubu Cuma gecesi yayınlamayı planlıyorum.Mektuplar ağırlık olmasın diye İzmirde bırakmıştım o kadar çok yani :D Öyle işte eğer mektupların bitiminde kim bu gibi bir soru alırsam kimliğini açıklayabilirim :D

Şimdi bu şarkıyı Lime Wireda bulamamamın üzüntüsünü yaşıyorum.Torrent Linkini bulabilen olursa ne kadar melek olucak yüreğimde inanamazsınız. Henry Purcell-Hole in the Wall parçanın adı :(

15 Kasım 2010 Pazartesi

Çok Acil Fikirlerinize İhtiyacım VAR!


Bir yazı dizisi hazırlamayı düşünüyorum.''Kişiliksiz'e Mektuplar'' diye.Ama çok kararsız kaldım.Mektuplar elimde.Her güne bir mektubu buraya yazmayı düşünüyorum bilmiyorum napsam :( Yapsam mı bu projeyi yapmasam mı emin olamadım. Böhüüü ne diyorsunuz.İfşa ediyim mi o mektupları.Özelliği kalmadı artık çünkü.
Not:Bu eller benim.

Ve Tanrı ''O''nu yarattı.Bu bir İddia Hikayesidir.

Uzun zamandır biriktim böyle.Üniversiteliyim çok havalıyım kuğulum bebeğim tadında götüm tavan geziyorum paso.Liselilerin yanından geçerken ''Of ya vizeler'' falan diye başlıyorum.Okulumuzun hazırlık camiasına ise kendi aramızda 'Lise-5'ler diyoruz. Kıyamam ya.


Bu arada bayram dönüşü vizelerim var.Bende okulda kütüphane mode on yaşıyordum Ankaraya gelmeden son bir hafta. Efendim işte soğuk bir cuma günüydü İzmirde.Ben aslında gözlük kullanıyorum 075'e 0,50 diye. Delilah'a dedim ki kütüphaneden çıkarken.''Amaaan saat geç olmuş gözlüğü çıkartmıyım abazalar gözlüklü kızlara laf atmıyor'' dedim. Sonra sigaramı tellendirmeye başladım. Bu arada tüm makyajım yamaçlardan aşağı akıp gitmiş.Tam Hukuk kapısı çıkışındayız Delilah'ın servisini bekliyoruz. Bende Kuşadasını anlatıyorum bir yandan. Bir tane çocuk geçti sevgilisiyle bende çocuğa baktım sevgilisine baktım hiç yakışmıyorlardı Delilah'a dedim ki 'Şu kıza söyleyelim de insin bir tur biz binelim'' der demez bir cisim yaklaşmaya başladı.''Bir ışık, bir yıldız,Göktaşı ! Hayır hayır bir melek!'' diyebildim içimden.Ağzına sıçtığımın gözlüğü suratımda orospu rujum her gün dudağımdayken bugün yok. Ki dudaklarım tek servetim lan.O Melek o kutsal cisim yanımdan bir meltem misali geçti.Geçerken Yandan hafifçe bana baktı ve gülümser gibi oldu. Delilah beni dürttü ağzımdan sadece tek bir cümle çıktı. ''Delilah 1 dakika.'' Çünkü o an zaman durdu.Öldüm sandım o derece ama cennete gidemiyceğim için kendime geldim.Ve o cümleyi kurdum.''Ve Tanrı Kıvancı yarattı.''Kıvanç Tatlıtuğun tıpkısının aynısı.Bizim bölümdeki ayak tırnağı olamaz o derece.


''Delilah''dedim.''Eğer şu an onun peşinden gitmezsem ölebilirim''dedim. Delilah bana döndü.''Zaten biz bu gece Alsancakda sabahlamıycak mıydık yaa?'' dedi. Ben o anda palyaço gibi sırıtıp çocuğun peşine düştüm.Durağa geldik ama çocuk parıl parıl parlıyor.Ben içtiğim sigaranın haddi hesabını bilmiyorum o derece birini söndürüp birini yakıyorum. Bu sırada 515 geldi.A-ha dedim çocuk Bornovada oturuyor kesin dedim.'Delilah biz aslında bu gece Küçük Parkda sabahlıycaktık dimi' dedim ve çocuğun arkasından otobüse bindik. Çocuk karşılıklı yerlerde çaprazıma oturdu ve arkadaşlarıyla muhabbet etti. Bizde kulak kesildik dinliyoruz.''2005 girişliyim ben..., abi evet 3 gündür gelemedim çok hastaydım (Ben seni iyileştirirdim bebeğim diyorum içimden de)..., halamla kalıyorum ben...., ahaha (bir melek bu kadar mı güzel gülebilir tanrım)....'' gibi şu an hatırlayamadığım bir çok şey duydum.Bu arada çocukla gözgöze geliyoruz ama.Böyle o çekmiyor bakışlarını bende çekmiyorum.Neyseki Eye-liner'ım akmamış hala sevinç içersindeyim.Ben baktım takip ettiğimiz anlaşılcak otobüsün penceresinden yansımasını izliyorum.Yanına bir teyze oturdu ben gayet ağlamaklı bir sesle'' Bazı teyzeler ne kadar şanslı olduklarını bilmiyor...''dedim o derece çocukla aşk yaşıyorum kendi dünyamda.


Sonra çocuk Mavak Kuyu parkına gelip inince Delilah'a dönüp ''Şu an piç gibi ortada kaldığımızın resmidir kızım'' dedim. Dedim boşver inmeyelim.Biz teaaa cehennemin dibi küçük parka gittik ve Burger Kingde yemek yiyip çıktık. Bu arada sadece yemek yemedik ben gözlüğü çıkartıp ruju sürünce yemekle birlikte milyon tane de laf yedim. Sonra biz yolda planlar kuruyoruz ama Delilah dedim bu çocuk 2005 girişliyse bu yıl muhtemelen son sınıftır Örgünlerin ders saatleri çıkışına sen bak İkinci öğrenimlerin ben dedim ve biz pazartesi için hangi bölümden olma ihtimalini hangi derslikte dersi olduğunu öğrenip pazartesi saat 5de D201 ve D105in önünde bayağı bekledik ama gelmedi. Ama tabi pes etmek olur mu. Saat 7ye kadar benim eğitim çalışmalarım vardı Delilah'da kütüphanede ders çalıştı işte çıkınca hemen okuldaki her cafede bir sigara-kahve , sigara-çay, sigara -sahlep (bu en kötüsüydü cidden) diye dolandık. Ama o melek yok abi.Diyoruz acaba ex mi attık o gün de hayal mi gördük yoksa o bizim süper egomuzmuydu ! Ama yok canım diyoruz aynı şeyi görmezdik. Neyse efendim saat 8 olunca dedim kalk Delilah gidelim bu saatlerde görmüştük onu durakta bekleriz.


Efendiiim biz durağa gittik bekliyoruz.Bekliyoruz ama vakit geçmiyor.Delilahla her durağa geleni inceledik bir yandan da sigara içiyoruz ama kafayı yiycem saat 21:00 oldu. Biz bütün sigaraları tükettik.Artık boğazlarım sızlıyor nefes alamıyorum da konuşamıyorum da konuşuncada ağzımdan dumanlar çıkıyor sanki. ''Delilah yeter artık çocuk gelince kanser olmuş olcaz bu gidişle'' dedim.Hem donuyoruz hem inadımızı kıramıyoruz hem de böyle espirili,komikli ,şakalı muhabbet ediyoruz. Saat 22:00 oldu.Dedim Kalk Delilah bir çıkış kapısına gidelim. Gittik benim dişlerim takırdıyor ama psikopatlık ya bırakmıyoruz beklemeyi.Saat 22:15. Döndüm Delilah'a ''That's Enough'' dedim.Açım oğlum ben açlık kırdı inadımı. Sonunda gittik bir kebapçıya doyasıya yedik kendimize geldik.


Ama bu iş burda biter mi? Bitmez. George&Michael o çocuğu bir kere öpmezsem içimde dert olur. İlk bulduğumuz kuytulukta ben çocuğa yapışcam.Delilah'la iddiaya girdik öpersin öpemezsin diye.Vize bitimi Ajanlığımız devam etcek. Bu sefer çok hırslıyım öpmezsem psikolojim bozulur. İddiayı kaybedersem eğer Delilah'la Çeşmeye gidicez ve hesaplar benden olucak. Ama iddiayı kazanırsam hesaplar ondan olucak final tatiline kadar sürem var. Off çok deli bir oyun oynuyoruz.Ve kredi kartı ekstrelerimi ödemek için aç kaldığımdan Delilahnın kazanmasına izin vermiyceğim Kıvanç benimdir benim kalacak.

14 Kasım 2010 Pazar

Tanrım Biri Beni Mimledi !

Eveeeet ! Normalde ne kadar erteleyebilirdim bilmiyorum ama sevgili Melly'i kıramazdım. İlk aklına gelenler arasındaki kişiliksiz hatunda bensem eğer okuyup verdiği değeri boşa çıkarmak istemem. O yüzden hemen ''Garip alışkanlıklarımız ve yapamadıklarımız nelerdir?'' sorusunun cevabını şakır şakır döktürmek istiyorum!

Cevap 1. İnsanların solumdan yürümesinden hoşlanmam illa solda ben olcam onlar sağımda kalıcak yoksa yürüyemem.

Cevap 2. Eğer yalnızsam içimden ritim tutarak yürürüm ama Plain White T's'in 1,2,3,4 şarkısı olur bu genelde.

Cevap 3. Sigara-Kahve ayrılmaz ikilisine bayılırım ama yalnızken zevk almak için her zaman yanımda taşıdığım cep vodkasından koyarım o kahveye (kendime zarar vermeye bayılırım)

Cevap 4. Bileğimde bilezik ve ya parmağımda yüzük olmadan sokağa çıkamam çıplak hissederim.

Cevap 5. İnsanların konuşmalarına çok dikkat ederim 18 yıldır S'leri söyleyemediğini farketmeyen bir çocuğa S'leri söyleyemediğini ilk ben söyledim.Bende Z harfinde sorun yaşıyorum genelde J gibi çıkıyor. Özellikle Taboo'nun adında Z'yi bastıra bastıra söylüyordum yoksa beni ağlatana kadar dalga geçiyordu.

Cevap 6. Bu da yapamadıklarım için olsun misal ben hep görünmez olmak istemişimdir.Böyle şey diye düşünmüşümdür kendime gidebilirim.Kendimi bulabilirim gibi ama hala aramaktayım her gün yeni birisi olarak uyanıyorum garip...

Cevap 7. Kanatsız uçmak istemişimdir.Peter Pan gibi.Biraz peri tozu olsa keşke yada ben Tinkerbell olsam...

Cevap 8.Monako Prensesi olmak istemişimdir mesela.Her sabah süper bir kahve kokusuyla uyanmak.Sonra bir sigara yakmak ve bütün zarefetin içine etmek de bana yakışır zaten.

Cevap 9.Hiç değişmemek istemişimdir mesela.Çok çabalıyorum ama zor oluyor fikirlerim değişiyor ama tarz olarak her zaman ''O''nun kızı olarak kalmaya çalışıyorum.Ne zaman tarz kayması yaşasam hemen bir değişiklik yapıyorum.Misal kaşımı deldirdim çünkü O geri döndüğünde hala O'nun bıraktığı gibi olmalıyım.

Cevap 10. Aşık olmak istemişimdir mesela Jane Austen'ın kitaplarındaki gibi.Güzel olmayan bir kızın zekasına aşık olan soylu bir beyfendi... falan filan işte.


Eveeet ben sıramı savdım sıra yeni jenerasyonda hemen Mim'i basıyorum.

İlk şanslı ismimiz Mia Wallace

Lal'im 'si

D!mle Rock

Marla

Azerbaycan'dan okuyucum Recycle Bin

Cipsyiyemeyenkız

Lillysnone


Bence dets inaf...

13 Kasım 2010 Cumartesi

O'ndan Uzak Durun Diyorum Size!


Onu zorluyorlar...

Yapmayın işte hoşlanmıyor!

Acınmak istemiyor, sadece bir parça sevginin kattığı huzuru tatmak istiyor.

Üstüne gitmeyin onun, anlamıyorsunuz o paramparça oluyor.

Onu bir tek ben anlarım, kimse değil.

Gözlerine bakmanız yeterlidir ama bakmıyorsunuz, bakışlarını yakalamaktan çok rengini görmeye çalışıyorsunuz.

Rahat bırakın onu, yalnız kalmaya ihtiyacı var.

Bir kaç gün gider kendine.Bırakın gitsin!

Kaldıkça ruhunu yaralıycaksınız gitmesine lütfen izin verin.

Varlığını unutun bir kaç gün.

O gelicek...

Sadece huzura ihtiyacı var...

Ben onu annesinden iyi tanıyorum bilmezsiniz.

İtiraf edemese de onun bana ihtiyacı var.Benim ona olduğum gibi...

Yokediceksiniz onu uzak durun diyorum size!

Beni dinleyin!

O çok çaresiz,yalnız ve bensiz...

O çok kendini arıyor,dibe batıyor ve kayboluyor...

Onunla oynamayın sakın, çünkü o boş vaktinizi geçirceğiniz bir oyuncak değil.

Ona huzur verin, başarabiliyorsanız özgür kılın onu!

Onun eksikliğini doldurcak şeylere ihtiyacı var.

Genel davranmayın ona, kaybedersiniz...

O normal, çünkü hep kendi gibi davrandı, asla başkası olmadı.Onu normal kılan da buydu.

O kimseye ayak uydurmaz, kendinize benzetmeye çalışmayın...

Onu ''O'' olduğu için kabul edin...

Çünkü ''O''nun adı benim için sadece ''SEVMEK''...






">

6 Kasım 2010 Cumartesi

Yıldız Savaşları.

Sanırım kaçmana izin vermeyen bir kaderle karşı karşıyasın.
Ve oynamak zorunda olduğun tiradların var.
Perde henüz inmedi,role devam etmelisin.

Gözlerimi kapatıyorum sigaramdan her nefesi çekişimde içime
Dumanlar aklımı örtüyor sanki.
O fluluğun ardından parlıyorsun pürüzsüz teninle.
Kutsallığı hissediyorum bedeninde.

Dudakların paramparça ediyor ruhumu.
Hiçbir tutku kabul etmez bu gerçekliği.
Gözkapaklarını hafifce indirip çapkınca gülümsemenle takılıyorum peşine.
Heyecandan ne kadar sigara içtiğimi hatırlamıycak kadar çok sigara içiyorum.
Gözlerim, gözlerine değince kitleniyor o okyanusun dibine.
İnatla çekmiyorum bakışlarımı,dehşete düşüyorsun.
Ne gördün orda söyle bana diyebiliyorsun ?
Sonunu göremedim diyorum.
Çünkü sonsuzluk var içinde.

Şimdi elimden tutabilceğin kadar soğuk parmaklarım.
Ve çok sıcaksın hararetle yanan sigaram gibi.
Tenimde sönüyor ateşin.
Söndüğü yerde başlıyor ruhlarımızın kutsanması.


Atmosferin katlarını asansörle çıkmayı denesek,
Uzay bu kadar boş olur muydu?
Yıldızların mı kahramanı olsaydık bu devirde.
Savaşlarda mı tanışıp sevişseydik saçma bir uzay gemisinde.
Savaştan sıra gelir miydi sevişmeye.
Barış içinde çok zevksiz kalıyor kusursuz bedenin.

Son diye mi bitmeli her masal.
Devam etmeye üşendi yazsa ya yazar.
O zaman İyi geceler.

28 Ekim 2010 Perşembe

Günaydın.


Uyandım.

">
Güneş henüz doğmuş ilk parıltıları gözkapaklarımı zorlamıştı.

Yavaşça gözkapaklarımı açtım.Pencereden esen hafif rüzgarın perdelerle dansını izledim.

Uyandım.

Beyaz nevresimlerin arasında sana döndüm.

Ellerini boynuna bir kedi gibi çekmişsin. Saçların yanaklarına dökülmüş.Düzenli nefes alışverişlerinde genişleyip daralan ufak burun deliklerini izliyorum.Burnundaki gözenekleri,yanaklarındaki hafif pembeliği,kirpiklerinin yanağında oluşan gölgesini,dudaklarının hafif aralığından verdiğin nefesini...Parmaklarımı dudaklarına değdirince gülümsüyorsun.Sonra dudaklarını buruşturup,alnını kırıştırıyorsun.Gözlerini açmaya isteksizsin.Gözkapaklarını hafifçe aralıyorsun.Ve huysuzca gülümsüyorsun.Derin bir nefes alıyorsun ve geriniyorsun.Güneş teninde parlıyor.

''Günaydın Prenses''diyorum...

dedi Erkek.

Uyandım.

Soğuk ve ürkek parmaklarımı dudaklarımda hissederek.

Uyandım.

Odamıza dolan rüzgarın yaşattığı ürpertiyle.

Hala rüyada mıyım diye gözlerimi açmak istemiyorum. Açarsam kaybolmadan korktuğumdan.Suratım buruşturuyorum yine rüyaydı kesin diye.Korktuğumdan yavaşça aralıyorum gözkapaklarımı. Hala burdasın.Gülümsüyorum.Rüzgarla gelen kokunu içime dolduruyorum işte bu bana huzur veriyor. Geriniyorum yavaşca hala burda olmanın verdiği güvenle. Tanrının sesi gibi kutsal sesinle güne başlıyorum senin sesinle...


''Günaydın Prenses'' diyorsun.

diye düşündü Kadın.


İşte sabah uyandığımda böyle birşey olsa mesela.Her sabah olsa ama. Sonsuza kadar ben prenses olsam ne güzel olur.

Ama O kesin bunu da mahveder hep yaptığı gibi...

O yüzden ben uyumaya devam ediyorum. İyi geceler.

27 Ekim 2010 Çarşamba

Falımdaki Blair Waldorf

Geçtiğimiz haftasonu bir arkadaşın yanına Kuşadasına gittim hiç eğlenmedim çok sıkıldım. Güzel yer ama arkadaş faktörü önemli.Neyse bende sıkıldım ya bastım geri döndüm bizim kızlardan en sevdiceğimi aradım ve hobarey Kemeraltı- Kızlarağasına Fincanda kahve içmeye Ömer Ustaya gittik.Dedim ben fal baktırcam.İhtiyacım var diyorum o kahveyi içerken bol bol bol Kıvancı düşündüm kapatırken de Neyse sevdiğim olsun Kıvancım diye kapattım. Ama gel gör ki falcı hatun hiç Kıvanç demedi. Hep buraya yazmadığım şeyleri söyledi ama. Böyle birine çok kızdığımı hatta sindiremediğimi ve hırslanıp yapcağım kötülüklerin çok can sıkıcı şeyler olcağını söyledi. Hatta Kasım bitmeden o kişiyle acayip bir kavga da etcekmişim öyle söyledi.Hatta dediki duygusal bir kızsın ama mantıklı karar vermen senin için daha iyi olur saf kalplisin ağzına bir parmak bal çalıp ağzına sıçanları affetmemeye çalış dedi. Tabi bu kadar açık demedi. Ağzına bir parmak bal çalanları dedi ben gerisini anladım. Ufukta bana part-time iş görüyormuş gözlüklü bir beyfendi sunucakmış bu fırsatı hemen kabul etmeliymişim.Ayrıca istediğim bir program vardı ona katılcakmışım öyle söyledi ama falcı bu ne kadar inanırsın ki. Ben bu arada sıkıldım sürekli böyle aynı olay üstünde falımın çıkmasından kadına açık açık sordum. ''Yeni biri görünmüyor mu orda?'' diye. Kadın dedi ki ''5 vakte kadar (5 ay yani) yüzüklü bir ilişki var, ki sende zaten öyle bir ilişki istiyorsun gibi.''dedi. Harbiden lan acayip istiyorum böyle uzun süreli bir ilişkim olmasını böyle sonunu görebiliyim sürekli kaybetme korkusu yaşamıycağım birşeyi.




Ama bugün Big Bang'le konuşurken ''Voodoo siktir git ya, senin en uzun ilişkin 4 aydı en kısası da 1 haftaydı hatta 5 gündü lan'' dedi. Evet ben sıkılıyorum yada sıkıyorum bilmiyorum ama bir şekilde gidiyorlar yani sorun bende ama çözmeye vakit bulamıyorum üzgünüm. O yüzden suçlu hep sizmişsiniz gibi davranıp sıyrılıyorum ama bu sonuncusunda ilk kez haklıydım neyse. Kariyer yapmaktan da sıra gelmiyor işte böyle size ben kariyer basamaklarını tırmanırken yanımda var olduğunu hissettiğim biri olsun yeter yani.




Yaprak Dökümünü izliyor işte kızlar. Fikret dedi ki Nejlaya ''Sen her zaman elinden tutulsun istiyorsun ama tuttuğun elden sıkılıyorsun.''dedi. İşte sanırım bende böyleyim.Elimden tutulsun ama tuttuğum kişi kim olursa olsun olayı değil gerçekten sevdiğim biri olsun istiyorum.Bu benim her şeyim diyebilceğim biri.Odadaki kızlar diyor işte niye hala birini bulamadın o kadar peşindeler diye.Bende onlara diyorum ki ''Güdülmeye koyun çok.''Ben o koyunu güdmek istemiyorum artık işte. Emek vermek istemiyorum işte. Sıkıldım çünkü. Çevremdekilerle tanıştırmadan önce eğitime sokmak istemiyorum elin çocuğunu. Şimdi böyle elin çocuğu falan diyorum ama benimsemek kolay olmuyor benim için. Hele ki yaşadıklarımdan sonra hayatımdaki boşluğa bir başkasını sokarken 2den fazla düşünüyorum.O kadar çok insan tanıdım ki hangisinin insan hangisinin insan olmayan olduğunu çok kolay ayırd edebiliyorum artık. Tabi bu ilişkilerime ne kadar sağlıklı yansıyor tartışılır ama böyle mutluyum böyle kendimi koruyorum böyle kafam daha az ağrıyor. Of can sıkıcı konular bunlar.




Sigaraya iyice sarmış durumdayım böyle baca gibi içiyorum. Okulda bir kız var işte ben gibi muafiyeti atlayıp geçmiş. Kızla tanıştıktan sonra beni ilk gördüğünde söylediği cümleleri duyunca içimden güldüm. Dışımdan gülsem ayıp olur çünkü. ''Ben dedim ki bu kız herhalde hazırlığı okumuş çok cool bir kız (bana diyor lan) hele zipponu çıkarıp sigarayı yakıp Ejderha Dövmeli Kız'daki Lisbeth gibi bir umursamaz tavırla içtin bayıldım orda sana yaaa.'' Evet okulun ilk günleri kendimi ezik sanırken millet beni cool görüyormuş. Hele şimdi facebook da ekleyip her sabah ''Yaaaağğ fotoların çok güzel'' ''Yaa çok yaratıcısın'' diye en sıradan fotoğrafları abartan kızlarla doldu çevrem. Garip ama seviyorum lan. Grubun lideri böyle yalakalanılan kız konumundayım.İlk kez karşılaşıyorum böyle bir olayla hiç sevmem halbuki. Resmen Blair olcam olcam dedim oldum vallahi lan. Bildiğimiz kötü kız benim. Oha harbiden kötü kız benim. O zaman ilk kuralımızı söylüyorum görls ''Herkesin seni sevmesini sağlayamazsın ama herkesin senden korkmasını sağlayabilirsin.'' Evet bu durumumu açıklıyor şimdi. Bu da Gossip Girlde 2. sezonda söylemişti sanırım B.




Öyle işte uzun süre yazamadım özürler ve esenlikler kalbinizi doldursun. Çok yoğun bir yer bu üniversite hele benim gibi aktif olmak için çabalayıp kariyerin parlayan yıldızları arasındaysa hedefiniz aralıksız çabalamalısınız o yüzden burası benim günah çıkartışlarım. Veeeee




XoXo ^^




Not: Şu bakışı okulda çok yapıyorum ya. Böyle bir umursamazlık ama özgüven var sanki.
Ayrıca Allahım sen bana Chuck Bass gibi güdülmüş birini gönder.
Ha birde takım elbise Chuck'a yakıştığı kadar ona da yakışırsa sevinirim çok öptüm sevgili Cool'un Voodoo.

21 Ekim 2010 Perşembe

Kim Sigara ?


Sigara içmek yasak ama aldırış etmiycek kadar basit bir sorun olarak kalıyor.

Çok yemeye başladım ama kilo alamıyorum.Çünkü kullandığım ilaçlar beni zayıflatıyor.Tabi sigarada.

Dersler gün geçtikçe artıyor buna paralel olarak içtiğim sigara sayısı da.

Kendimi çalışmaya adadığım için insanlarla ilişkilerim sadece notlar üzerine. En yakın dostum,kardeşim ve sevgilim hala sigara.

Alışverişe gidiyorum karar veremiyorum bir sigara yakıyorum.

Yağmur yağıyor,gözlerim doluyor, ağlamamak için bir sigara yakıyorum.

Ankaramı , evimi,yatağımı, yumuşatıcı kokulu yastığımı, pembe perdelerimi özlüyorum bir sigara yakıyorum.

Sigara içmek için çok sebep buluyorum ama bırakmak için sebep bulamıyorum.


Bu aslında bana seni hatırlatıyor.


Artık seni sevmek için hiç sebebim yok ama nefretim günden güne büyüyor.





14 Ekim 2010 Perşembe

Çocuk Yapamasam da Kariyer Garanti.

Öncelikle doğum günümü kutlayan sevdiceğim okurlarıma teşekkür etmek istiyorum. Cips Yiyemeyen Kız'a, Lillysnone'a, Mia Wallace'a, Peri Tozu'na, Gece.'ye,Baby Jeans'e ve -lal'im si'ye tek tek tek teşekkür ederim. Gerçekten yalnız hissettiğim bir zamanda beni hiç görmeden veya tanımadan değer verip yazılarımı okuyup bana yardım etmeye çalıştıkları için de ayrıca teşekkür ederim.

Kutlamayanlara da esenlikler dilerim :D


Efendim gün geçtikçe kampüs hayatına alıştım.O kadar çok kulübe üyeyim ki hepsi birbiriyle çakışıyor böyle bazen oluyor.Bende ders çalışmaya başladım işte çünkü bölüm zor ve karmaşık bir de açıköğretimden Menkul Kıymetler okumam gerekmiş Borsada oynamak için.Onu okuycam işte. Bugün reklamını yapıyım hemen AIESEC'in tanışma toplantısı sebebiyle YAŞAR ÜNİVERSİTESİ'ndeydim.Cidden yurt dışıyla sağlam bağlantısı olan gelişmiş bir kuruluş. Ve katılmaktan dolayı sevinçliyim. Çünkü Muafiyet Sınavı'nı çok iyi bir puanla geçmedim.Ve ingilizcemin süper olmasını istediğim için AIESEC'le gelişim stajına katılmayı düşünüyorum.Örneklendirirsek yurt dışındaki kar amacı gütmeyen sosyal kuruluşlarda çalışıyorsunuz ve konuşarak ingilizceniz gelişiyor.Bu sebeptendir ki katılma kararı aldım. Evet öncelikle inek bir kız değilim.Sadece aktif bir kızım. İnekler sadece ders çalışır ben hem ders çalışıp hem sosyal olma çabasındayım bunun içindir ki yüzlerce kulupten sadece 3üne üyeyim ki yetiyor yani.


Ekonometri kulubüne üyeyim.Pazartesi ilk sertifikalı seminerime katılcağım. Sonuçta CV önemli.Kendi işimin meraklısı değilim. İdealim Marka yapmış uluslararası bir kuruluşta üst düzey yönetici olmak.Ve mümkün olduğunca başka ülkede işimi yapmak.Bu kulüp ise bana stajlarımı Coca cola, Henkel gibi büsbüyük şirketlerle olan bağlantısıyla sağlayabilitesi var.


Seneye Erasmus düşünüyorum.Bu yıl Gelişim Stajıyla gidersem seneye ciddi anlamda ileri düzeyde bir ingilizcem olucak çünkü.


Tiyatro Topluluğuna üyeyim.Yönetim Kurulu başkanı bendeki ışığı seviyormuş.Kendisine yazılırdım ama boyu kısa işte ahh beybi.


Sinema Kulübümüz var bir de yönetim kurulu üyesi oldum 2. toplantıda. Yarın da film izlemeye Dokuz Eylül Cafeye gidiyoruz. Analiz falan mı yapcakmışız ne.


İzmire geldiğimden beri değişen arkadaş çevrem olsun ve varolan çevremdeki insanların değişmesi olsun falan bende değiştim.Ciddi anlamda insanlara karşı farklılaştım ve her şeye sıfırdan başladım.Tıpkı başımın derdinden ayrıldığım ilk günki gibi 23 Ocak 2009... ''Ya intihar edicem ya sıfırdan başlıycam.'' bu cümleyle yola koyulmuştum. Böyle anlatınca sanki başarı hikayesi anlatır gibi oldu ama yaşadığım tramvatik bir olaydı basit birşey değildi. Atlattım geride kaldı o günler ama her defasında hatırlatıcağım tecrübelerle doludur o günler. Şimdi ise o sıfırlanmış hayatıma ilk cümlelerimi yazmaya başladım. Hata yapınca üstünü çizmek yerine altını çizmeye başladım. Dikkat etmek için. Bu sefer hırsımı ve hayallerimi kimsenin kırmasına izin vermiyceğim gibi hayatıma soktuğum insanlara da iyi görünüp sokaktaki her hangi biri kadar güvenmeye başladım. Kimse demesin ki bana yalnızlık zor falan. Yalnızken daha güçlüyüm aslında. Kararlarımı kimse etkilemiyor ve katıldığım seminerlerde duygusal zekanın liderliği azalttığını gördüm. Lider olmak için doğduysanız rasyonellikten vazgeçmiyceksiniz. Hayal kurucaksınız ama vizyonunuz olcak.Misyonu olan her insanın vizyonu olması şarttır.


Şimdi benim bireysel kalkınma planımı bir kenara bırakıp türk filmi tadındaki rüyalarıma dönebiliriz. Kıvancı ilk kez rüyamda gördüğüm için heyecanlıyım aslında. Çünkü insan çok sevdiğini değil çok özlediğini görürmüş rüyasında ve çocuğu sabah görüp akşam özledim oha bana. Neyse efendim anlatıyorum müsadenizle.


Şimdi onlar grup şeklinde takıldıkları için ben gruplarından bir tane kızı tanıyorum kız beni çok sevimli buluyor sanırım ufak tefek saçma sapan birşeyim çünkü. Sonra rüyamda ben bir masada oturuyorum yan masada kıvanç kahvesini yudumluyor ve her zamanki gibi bana bakıyor. Çaprazımda ama karşımda otururmuş gibi. Sonra o kız geliyor bana bir şey soruyor ben cevaplıyorum ve ben cevaplarken Kıvanç gözlerini kaçırmadan baktığı için birden eli titreyip bardağı yere düşürüyor. Kıvanca soruyorum ''İyi misin ?'' diye. Kıvanç bir anda panik atak krizi gibi birşey geçirip bana bağırıyor ''Tuğba !! Tuğbaa!!'' diye. Ben şok oluyorum. O kız bana dönüp diyor ki ''Ölen sevgilisine çok benziyorsun...'' diyor. Bense kilitleniyorum o dakika çantamı alıp cafeyi terkediyorum. Sonra yurda dönüyorum. Bu arada kaldığım yurt meğersem karma bir yurtmuş ve Kıvançta o yurttaymış. Sonra tam odaya girerken Kıvanç arkamdan geliyor kolumu tutup kendine çeviriyor.Sakin olalım öpüşme yok. ''Özür dilerim.. Öyle bir tepki vermek istememiştim kendimi affetirmek isterim.Bu akşam müsaitsen birşeyler yapalım mı ?'' diyor. Bende zaten dünden hazır olduğum için ''Sorun değil sen iyiysen'' gibi geveleniyorum o sırada artık melek mi dürttü şeytan mı bilemiycem ama rüyanın sonunu göremeden uyandım. Tabi bayağı küfrettim çünkü biz sevgili olucaktık rüyanın sonunda. Ben o ışığı görmüştüm. İşte böyle Türk Filmi izliyorum geceleri rüyamda.O değil yurtta her kız Kıvanca Kıvanç diyor yani çocuğun adını öğrendim ama çocuğun adı Kıvanç kaldı. Her gün okul dönüşü bizim kattaki odaları gezip Kıvanç muhabeti döndürüyorum. Yemekhanede gören Kıvanç napıyor diye soruyor artık atağa geçmem gerek ama hala bir çekimserlik bir utangaçlık var ki halbuki ben birşeyi istersem elde ederim. Ama bu çocuk başka bildiğin bambaşka yani çocuğu görünce kitlenip kalıyorum laptop gibi eror veriyorum.



Neyse bu kadar geyik yeter hayat güzel olmaya başladı bana İzmirde.Sanırım ilk dönemleri kasmışlar biraz göz korkusuyla şimdi güzelim güzeller umarım bu blogun adı yakında ''Voodoo Üniversitede'' yada ''Bir Genç Kızın Üniversite Anıları'' olarak değişmez. Sevgiler saygılar beni okuyan herkese milyonca kez teşekkürler...

Edit: Aşık değilim, olabilirim. http://fizy.com/#s/1agmdj I Love Nazan Öncel Kalp Kalp Kalp

11 Ekim 2010 Pazartesi

Doğum Günüm Bugün...


Bugün doğdum.11 Ekim. Yine her şey tahminlerim doğrultusunda ilerledi.Ekim yalnızlık ayıdır söz verme ayrılcağımızı adım gibi biliyorum dedim.1 Ekimde ayrıldık.Biliyordum lanetliydi bu ay.Hem sonbahar dediğin çiftler için değildir.


Bugün doğum günüm ve Ankaradan uzaktayım.Uzakta olunca kutlamaları telefon ve facebook hesabıma alıyorum.Bu kötü işte.


Odadaki kızlar gece 12den sonra kutlama yaptılar gözlerim doldu.Tam uyuycakken uyandım.Oda arkadaşımın sevgilisi Mersinde. Webcamde konuşurlarken doğum günümü kutladı arkadaşıyla.Gitar eşliğinde bir doğum günü şarkısıyla...


Uzaktayım, yalnızım, ama doğdum işte.Yıllar yıllar önce bugün o hava ciğerlerimi ilk yaktığından beri bu hayattayım.Çok şey öğrendim,öğrenmeye devam ediyorum,hala tecrübelerim oluyor,doğru bildiklerim yanlış çıkıyor.Ama yılmıyorum yıllarla değişiyorum.Geçmiş yaptıklarıma gülüyorum çünkü büyüyorum.Eskisi kadar çok gülmüyorum daha da buz tuttu içim.Herkes beni hayat dolu sanıyor.Tanrım ne çılgınlık ama ! Acıdan ölsem bile kahkaha atabiliyorum.Çünkü bir daha gülmek istediğimde bu kadar içten gülebilir miyim bilmiyorum.



Bugün okula gittim uzun zamandan sonra. Yine her zamanki gibi pank halimleydim işte.Neden panktan vazgeçmiyorum uzun uzun anlatırım bir ara ama birgün geri döndüğünde hala ''O''nun kızı olduğumu hatırlasın diye özetleyebilirim.Neyse. Bir banka oturdum bir yandan kulağımda You&Me şarkısı çalıyor bir yandan sigaramı yakıyorum elimde telefonu kurcalıyorum öteki yandan da. Sigarayı hızlı hızlı içiyordum.Kafamı kaldırdığım da Kıvancın sigara içtiğini gördüm ve bana bakıyordu. Ben tabi Allahım sana geliyorum yareppim diye nefesim kesildi. O çocuğu görünce biri boğazıma oturuyor sanki gözlerim karardı çantayı attım omzuma amfinin girişine doğru koşar adımlarla gittim falan.



Ama hala benim doğum günüm.Ben doğdum ama ölmesi gerekenler saat 12yi vurduğunda ölücek.


Bir bebek güldüğünde bir peri doğarmış ya işte o peri benim.Ve inan sen benim Peter Pan'im olmayı haketmiyorsun.


Aslında daha iyi bir yazı yazabilirdim ama mutlu değilim ve hiç istemiyorum.

9 Ekim 2010 Cumartesi

Ve Romeo Geri Döner Masal Kaldığı Yerden Devam Eder.

Belki bahsetmişimdir Romeodan.Sadece tiradlar şeklinde konuştuğumuz ama Romeo ve Juliet dışında hiçbir rolü istemediğimiz kişilikle ben.Bugün bir baktım yıllar sonra oturum açmış ve biz yine kaldığımız yerden devam ettik.Onunla konuşmak coldplay dinlemek kadar huzur verici benim için. Ee zaten yazmayı terapi olarak görüyorum o yüzden güzel. Ve bu sefer birlikte birşeyler yazalım dedik. İki amatör şair ki o benden daha iyidir bu konuda benim cümlelerim genelde düşük ve betimlemelerim kötüdür ama o gerçekten hissederek ve hissettirerek yazar. Ve şimdi sizi o kutsal yazımızla başbaşa bırakıyorum.

Dur demek gitmelere engel olamaz bazen..

üç harf . binlerce kelimenin söyleyemediğini kusar bazen..

o üç harf kalmak için sebebi kalmayanların enselerinde yankılanır bazen..

Sırtını dönsende , yıksanda tüm sevgi kalıplarını son bir kez daha arkasına bakmak ister kalp.


Tam bu sırada dökülmeye başlar bu zamana kadar en derinlerde saklanmış sözcükler..


'' DUR ''


- Belki de o kalıplar hiç oluşmamıştı ve inandığın tüm yalanların gerçek olmasını dilediğinden dökülür o tek heceli sözcük dudaklarından.


Sen temeli en sağlam tuğlalardan inşa ettiğini düşünürken tek bir çürük tek bir içten sözcük tek bir yalan bile yıkabilir kalbinin odalarını.


- O zaman söyleyebilir misin bana sevgi kalıcıdır diye? Tek bir yalan yokediyorsa tüm sırça köşkü yemin edilir mi o zaman sevgiler üzerine


Sevgi değil sana olan bağım . Aşk değil . Hiç kimsenin görmediği zincirler kelepçeler. Sen sırtını dönüp benden uzaklaşırken benim kalbimi sıkan beni nefessiz bırakan zincirler. Ben onlara inanırım. Onların üstüne yemin ederim


- Görünmez kelepçelerde kırılmaz mı birgün ? Zincirler o kadar sağlam mı dersin ? Yok olmayan birşey söyle bana inanıyım gerçekten bana olan bağına.


Yok olmayan sabitlikler gösteremem sana sevgili. Kulağını dayarsan göğsümün sol tarafına sonsuza dek yaşayan kelebekleri duyabilirsin. Elini bağlarsan ellerime ütopyama girebilirsin. Romeo öldü Juliet artık yok. Ama bedenle beraber ölmüyor sevdalar. Ruhları hala bağlı birbirlerine en sıkı şekilde. Ve ilham veriyor yalnız gecelerde binlerce aşığa.


- Hangi aitliğin kelebekleri bunlar ölümsüzlüğe ulaşmışlar? Ellerimin eksikliğinin sen olmasına şaşırmalı mı bu kalbim yoksa kaçtığı gerçekliği kabul edip gülümsemeli mi ? Romeo ölmedi çünkü onu bir annenin doğurmasına izin vermedi Shakespeare. Ama kabul edersen Romeonun ruhu olmayı benim adım değişmeyi kabul eder Julietinkiyle.


İsimler karmaşalar tecrübeler. Vazgeçmeyi bilmeli insan bunlardan eğer inanıyorsa aşka dair en ufak bir ayrıntıya. Yüzlerce kelime yetmez gözlerin bir bakışla yaşattığı mutluluğu anlatmaya. Paragraflar süslü cümleler yetmez ellerim belinde dolaşırken hissettiğim heycana. Ve sen şimdi sevgili . Duy kalbimden çıkan cılız sesi , son bir kez daha dön arkana ve bak yüzüme. Son bir kez daha gözlerimi hapset gözlerine . İzin ver son bir kez daha dolaşsın ellerin yüzümde , ruhumda. Son bir kez Romeo olduğumu hissettir bana. Sana gitme diyemiyorum. Benim ol diyemiyorum. Sadece dur sevgili dur.


- İnsan durcağı yeri değil de durcağı yanı bilmeli her şeyden önce.Elbet dönmek için gidilmez hiçbir sevgiliden.Gitmek istemek bile yeter birçok şeyin kaybolduğuna ve dur demek durmak için sebep vermez bazen ve kalsa bile eskiye dönülmez hiçbir şekilde. İnandırabilirsin sevdiğine her şeyin gerçekliğine. Dudakların deseki burası cennet diye cehenneme ateşlerden çiçekler yetiştiririm varlığının bahçesinde. Ve parmaklarım gezerken pürüzsüz teninde kabul etmişsindir zaten Romeo olduğunu ve kim bırakıp giderki o zaman. Hemde olmuşken Juliet.


Sen ve ben iki yabancıydık yağmurlar öncesinde. Bir damla oldun ve düştün toprağıma. Biliyorum sevgili. Bir damla yağmur oldun sen. Ve huzur getirdin dünyama.


- Kucağında tek damla olan bedenim seninle karışmışken son bir kez daha bakıyorum gözlerine . Bıkmadan usanmadan beni inandır diye..


Böyle bir yazı işte...

Bende yarın İzmire dönüyorum öyle işte kutsal şeyler..

7 Ekim 2010 Perşembe

Bu Kısa

Başarılı kadınların hayatlarında bir kez aşık olup amma velakin şartların elverişsizliği ve bir tabi engellemeler yüzünden sevdiceklerine kavuşamayıp ün yapması bir kader bence.

Tanrı görüyor bence.Bütün acı çeken kadınları başarıyla ödüllendiriyor. Umarım yetiyordur ha Tanrım? Hiç sanmıyorum ama bu işin profu sensin karışamam. Beni de görürsün artık sevinirim falan hani ölüyozzz be arada salla beni de !

Hala mı gurur yapar bahtsız güneş, doğmaz mıdır duman renkli bulutların ardından.
Ne kadar dayanabilir narin bir kadın kalbi bu karanlık zamana?

Uykum geldi yaa tamam.

The Maybe Happy End.

Ve sanırım İzmire dönünce Jane Austen olma yolunda ilerlemeyi umuyorum.

Ha unutmadan; Her masal mutlu bitmez.

Julietim


Yalnızlık mı aşık olmuş bana? O yüzden mi bırakmaz bedenimin kutsal ateşinle birleşmesini.
Ne kederli sözlerim var sevgilim.Daha ne kadar acı çektirebilir kabul etmediğim aşkıyla.
Biliyorsun Romeo gökyüzümü aydınlatan parlak yıldızım, gecelerimi solduran güneşin ateşi.
Hiçbir aşka karşılık vermez peşinden sürüklenen ruhum.Bırakma beni sakın susmasın kalbimdeki varlığın.
Yemin et bana aşkının sonsuzluğuna inandır beni. Ahh dudaklarından dökülen her kelimene inanmaya hazır bir kalbim var zaten.
Hadi durma yemin et güneş gözlü sevgili. Kalbimi yaktığı gibi yaksın gözlerin sözlerinle.Sadık kalmaya adıyım bu ölümlü bedeni.
Cürretimi bağışla Romeo, aklım dur dese de geveze kalbimi durduramıyorum.Sanma ki basit bir kızım sevgilim sadece sana adamışım kalbimi.Solup gitmez baharlar gibi bu tutkum.Eğer sende alay etmiyceksen bu durduramadığım sevgimle yemin et.
Eğer ciddi değilsen hislerinde dürüstçe söyle bana ve çıkma bir daha karşıma. Beni kederimle bırak.


Evet tamam bazen Juliet gibi konuşabiliyorum. Shakespeare kadar iyi sayılmam ama elimden bu kadarı geliyor.Birde formspringde 'Julietim' nikini kullanıyorum ee olsun azcık Julietlik.

Sana ettiğim yemin boşa gitti.Seni görür görmez verdim aşkımı sana.

Romeo&Juliet Soundtrack-Radiohead-Talk Show Host

">

Not: Tiyatro Topluluğuna katıldım içimdeki cevheri çıkartmanın vaktidir Romeo.

2 Ekim 2010 Cumartesi

Ölüyorum işte anlasana.

">
Ölüyorum,öldürüyorsun

Nefes almamı imkansızlaştırıyorsun. Yok artık senin sevdiğin rasyonellik içimde.

Ağlıyorum, ağlıyorum

O kadar çok ağlıyorum ki acısıyla boğuluyorum.

Azap oluyor bu uzaklar. İyileşemiyor hiçbir hastalık iyileşmek istemiyorum.

Sabah kokunu duyarak uyandım, yanımda olduğunu gördüm uyku sersemliğiyle. Adını söylemişim. Kızlar geldi ateşim çok yükselmiş. Ben seni soruyorum burdasın sanıp.Rüya sanıyorum rüya benim istersem yanımda olursun diyorum.Duşa sokuyorlar beni.Sular kulaklarıma doluyor kimseyi duymuyorum sadece senin sesin ve Coldplayden en sevdiğimiz şarkıyı söylüyorum aklımda.

Ağlıyorum hıçkıra hıçkıra.Boğulucam sanıyorum.Gözlerimi açamıyorum.Açınca gidiceksin terkediceksin yine.Kalıcam yine yapayalnız. Ölüyorum acıdan,acından.

Saçımı tarıyor kızlar. Ağlıyorum yine. Sen taramayınca olmuyor o saçlar bok gibi oluyor işte.

Gece oluyor yine gece oluyor yine kasvet çöküyor içime ölüyorum yine. Ateşim düşmüş ama içim yanıyor hala. Kızlar uyuyunca geceliğimin üstüne trenç kotumu giyip balkona çıkıyorum. Soğuktan bacaklarımı yakarak geçiyor. Ölüyorum işte öldürüyor senin acın.

Ölmek için sigara içiyorum yine.Yine o ciğerlerimi yakıyor.Az da olsa acını bastırıyor onun acısı.

Sokakta kimse yok yine senin gelme ihtimalinin olmaması beni öldürüyor.

Çıplak ayaklarımın üstünde duramıyorum artık. Bacaklarımı hissetmiyorum.Karo taşlara dizlerimin üstüne çöküp yine ağlamaya başlıyorum.

O kadar çok ağlıyorum ki sigaramı gözyaşlarımla söndürüyorum. Hava hala soğuk ve benim gözlerim kapanıyor. Donarak ölücem.Ve bir anda müzil çalarda bizim şarkımız çalmaya başlıyor. Senin bilmediğin bizim şarkımız. ''Together We Will Live Forever''. Gözyaşlarımı durduramıyorum artık.

İçeri giriyorum.Yatağama yatıyorum.Rüyama geliyorsun.Sanki hiçbir şey yokmuş gibi yine yanımdasın. Yine bana beni özel hissettiriyorsun. Sen varken çok kalabalığım yine.Sesin bu dünyadaki en güzel şarkı oluyor yine.Doğuyorum sanki yeniden. Telefonum çalıyor ve rüya olduğunu anlıyorum yine. Yine ağlamaya başlıyorum,yine ellerim eksik, yine ölüyorum ve bunu her sabah yaşıyorum.

1 Ekim 2010 Cuma

Neverland...

Peter Pan...


Kahramanımsın hala. Ben hala seni ilk okuduğumda heyecanlı pencerede bekleyen küçük kızım. Hiç büyümedim sen geliceksin diye. Ama gel artık. Hayat ben küçük kalmaya çalıştıkça acı verici olmaya başlıyor. Hadi tut elimden gidelim Neverland'e kimse bulamasın bizi.



Seni özlüyorum...

Ekim Geldi.

Yine ben.

Bir buçuk aydır geçmeyen öksürüğüm için burda hastahaneye gitme gereği duydum.Babamdan dolayı kara kuvvetlerine bağlıyız.Hastahanede kimse kara kuvvetlerinin nasıl kayıt yapılcağını bilmiyor bilen adam da daha gelmemiş ve benim hastahaneye ertesi günkü gidişim.


Okula geldiğimden beri hep güçlü olmak zorunda hissediyordum.Hiç ağlamadım.Kızlar ağlamaya başlayınca engel oldum ağlamıycaksınız hadi hep beraber oynuyoruz diye kaldırdım kına gecemi yaptım.Damat yok ama Kıvancı düşünerek yaptım hemde Nihalin kına gecesi şarkısıyla.


Hastahanede sıra beklerken ağlamaya bir başladım durduramıyorum hüngür hüngür bağıra bağıra ağlıyorum. Kadınlar geliyor ''Kızım noldu sonuçların mı kötü çıktı?'' gibi sorular soruyorlar ben cevap veremiyorum ağlamaktan.Öyle bir ağlıyorum ki kanser olduğumu öğrendim sanki.


Muayne oldum. Kadın ameliyat olman gerek dedi.Ben bunu duyunca odadan çıktım yine ağlıyorum.Balıkadam var işte onu aradım.Ayvalıktan tanıştık ama İstanbulda okuyor. Yazık telaşlandı geliyim mi falan demeye başladı.O zaman anladım gerçekten bana değer verenlerden birisi. Şimdi her gün arıyor neşelendirmeye falan çalışıyor ama zor. Ameliyat olmam gerek ve ben hem korkuyorum hem istemiyorum.


İki gündür kızlar uyuyunca balkona çıkıp ağlıyorum.Sigara içiyorum birini söndürüp birini yakıyorum.Rengim beyaz zaten ama şimdi solgun bir beyaz oldu. Yemek yiyemiyorum.Gün geçtikçe zayıflıyorum moralim çok kötü. Biri Voodoo dese sarılıp ağlamaya başlıycam. Aileme hissettirmemeye çalışıyorum neyseki yetenekli bir oyuncu olduğum için sesimi çok güzel inandırıcı kılabiliyorum. Odamdaki kız anlıyor sadece bir oyun gibi davrandığımı ama asla duygularımı göstermediğimi. Yapamam ne hissettiğimi dışa vurduğum an her şey biticek bütün o mutluluk oyunu yokolucak.

Neyse ya çok bayıklaşıyorum gitgide.


Eveeeet Kıvanç var. Adını da biliyorum. İşte bugün sabah yoktu. Bende bilerek bayağı süslenmiştim siyah elbisemi giymiştim. Çünkü Ekim gelmişti. Ve Ekim benim yalnız geçirdiğim bir aydır.Ve her yıl yalnız kalırım kimsem olmaz. Şimdi de yok. Ekimin Laneti var. Ve ben onu onun istediği gibi siyah elbisemle yas tutarak karşıladım. Mismini diyorum çünkü trençkotumla aynı boydaydı.Ve okula gidince bacaklarıma bakmayan kalmamıştı fazla sexy bir elbise model olarak da. Neyse işte Kıvanç yoktu ben zaten olmadığını görünce moralman çöktüm sen git süslen Murphy pezevenklik yapsın çocuk gelmesin. Hoopp pes eder miyim hiç. Hemen bir The Secret ''Kıvancın gelmesini istiyorum.'' diye. Sonra öğleden sonraki 3 dersimizi beklemek üzere okulun cafesinde oturmaya başladık. Ben sürekli firikik verdim vercem moddayım ama. Ama allaha şükür ne bir çatlak ne bi selülitim var taş gibi bacaklarım çok şükür.


Sonra bir ışık belirdi. Siz diyin güneş ben diyim dolunay. Tanrım o da nesih ! Kıvanç gelmiş. Şok oldum. Niye gelmiş ki modundayım. A-ha dedim Murphyi yendim. Ben tabi sürekli ayağa kalkıyorum bir sigara alıyım aman para çekiyim aman tuvalete gideyim diye 10 defa kalçalarımı en güzel ahenkle sallandırarak geçtim. Kıvanç hariç herkesi gördüm ama çocuk yoktu dedim Amfidedir herhalde. Sonra bir gittik. Sarı pipim orda ayy yerim ya.Bana bakıyor ne giymiş bu deli diye. Çünkü Klasik bir elbise altına converse giyen bir kızım gerisini sen düşün. Topuklu giycektim ama abes kaçar okul amk orası ya.Neyse bakıyor bakıyor bakıyor bende işte bacaklarımı poz verirmiş gibi bir ileri bir geri modunda dolanıyorum.Zaten regl olmuşum bebenin üstüne atlıycam o derece geziyorum. Ama görsen sanırsın Jenny Humphrey yarı gotik yarı tikky.


Sonra hoca geldi kapıyı açtı. Bu yanımdaki sıraya oturdu arada bakıyor bana ama ben kitleniyorum kafam öne eğik onun baktığını hissediyorum çünkü harbi kafası tamamen bana çevrilmiş 90 derece bakıyor yani. Ben kafamı kıpırdatamıyorum ama içimden fırtınalar kopuyor. Çocuğu ders boyu gizli gizli izledim. Allahım ne biçim bir aşktır yareppim sırf o gülüşü o burnu o ağzı o dudakların kıvrılışı. gözlerin parlaması yeter be. Ölürüm inşallah sevgilisi yoktur.


Ayrıca onunla evlenirsem sırtımda yere gelmez ayaklı maaş gibi çocuk. 10 bin kazancaz kişi başı aylık. Ohh toplam 20 bin. 10 binini yeriz 10 binini borsa oynarız ayy ne biçim olur. Sonra benim sarışın bebeklerim olur. Tek isteğim ya sarı kıvırcık saçlı bebeklerimin olması. Sonra ben işi bırakırım çocuklarıma bakarım. Kreşte büyüdüğüm için asla çocuklarımın aynı şeyleri yaşamasını anne sevgisinden mahrum büyümesini istemiyorum.O yüzden kariyerine sokarım yani.


Sonra düğünümüzü Gallerde bir Deniz Fenerinde gemi kaptanı kıyar.Geri buraya döneriz mecburen. Sonra ben yaşlanırım. Çocuklarımı Yale yada Brown en kötü Princetonda okuturum. Kıvançla kırışırız dede ve nine oluruz. Sonra Evlendiğimiz Deniz Fenerinde yaşamaya başlarız birgün ben ölürüm Kıvançta aşkından verem olup ölür. Canım yaa...


Off böyle güzel hayallerim var Kıvançla ikimize Allah tamamına erdirsin inşallah.


Öyle işte güneş batıyor bugün 1 Ekim. Sigara içicem şimdi dünyanın en özel şarkısıyla.

Görüşürüz bebekler.