31 Ocak 2010 Pazar

Future Mail

Ben geçen yıl bir salaklık yapıp kendime mail atmışım bugüne. Maili aynen kopyalıyorum.

''Laaaaaan Voodoo 14 Şubata az kaldı.Ben geçmişteki senim bitanem korkma hemen.Birşey merak ediyorum. Hala yaşıyor musun? VE HALA SAP MISIN? Bu sevgililer gününede mi yalnız girceksin yoksa küçük büyücü? Şimdi bunları okurken bana ne biçim saydırıyorsundur.Neyse lan dingil karı hadi otur sen derdine yan şimdi.''


Ben bunu okuduktan sonra dedim hiç büyümüyceğim herhalde. Hala sevgilisi olmayanlarla dalga geçtiğimi göre(bkz. kendimle bile). Bir mail daha attım seneye. Tam 14 şubatta gelcek bu sefer içeriği seneye bu blogu hala kapatmadıysam tam 14 şubatta yazarım.


Yarın psikiyatriye gidiyorum yine. Of yine ilaçlı tedavi önercek , gerçekten çok korkuyorum. O ilaçları içince iyi hissetsem bile ben olmuyorum. Ağlıycam ya.



Ben şimdi gidip Merlini izliycem. Sizde izleyin ama Prince Arthur benim, Merlinde olabilir ama o kulaklar beni bitiriyor. Bir de gülünce dişetleri ortaya çıkıyor.Bir de ben takıntılı mıyım nedir abi bilmiyorum ama birisinin giydiklerine felaket dikkat ediyorum. Ahmedin yılbaşı partisinde giydiği gömleği gördüm Colin'ste. Birde bağırıyorum AAAA Ahmedin üstündekinden diye.


Neyse annem bugünlük bu kadar. Güldük eğlendik bir yazınında sonuna geldik. Bende Regal Kullanıyorum


Not: Burdan birşey sorcaksan ama kim olduğunu bilmemi istemiyorsan burdan sor.Lan çok uğraştım yapmamak için ama baktım artık kimse ilk çıktığı kadar abartmıyor dedim bende üye oluyum. Birde Erkamaj var ona rahat soru sormak için üye oldum arkadaş anonim soru soranları sevmiyor xD

30 Ocak 2010 Cumartesi

Hayatımı Karartan Kaltak: Barbie

Yarın sabah Foxda Barbie serisi var. Her hafta izliyorum. Böyle kitliyor beni ekrana. Hipnoz gibi.Gördüğüm en güzel ve en şirin şeylermiş gibi geliyor.Korkuyorum bazen kendimden. Acaba hala 8 yaşındaki gibi idolüm Barbie mi diye? Hayır normalde sevmem, kıskanırım o salak sarı saçlı bebeği. En yakışıklı çocukla o çıkardı, en güzel kızlarla o arkadaşlık yapardı, en güzel dostluk onunkiydi.O hep en güzellere sahipken benim yaşantım çocuk olmama rağmen bana çok sıradan gelirdi.

8 yaşımdayken bana büyük kadınlar makyaj yapınca kendimi en güzel sanırdım. Annem bana renk renk oje alınca sanki dünyada kimsede yokmuş gibi gelirdi.Ama barbie denen kaltak tüm hayatımı karartıyordu. Her defasında o salak 3 katlı pembe evinin en güzel oturma odasında Ken'le oturup bana salak salak sırıtırken, kendimi çok çirkin hissederdim. O zaman da tüm sarı saçlarını keserdim. Annem neden kestiğimi sorunca ''Barbie bugün kuaföre gitti çünkü'' derdim. Annemse bir daha barbie marbie yok sana diye beni tehdit ederdi.Boş tehditler.



Hayatımı 12 yaşıma kadar Barbie kaltağına göre yaşadım. Dünyadaki en güzel şeydi benim gözümde. Sonra bizim sınıfta bir kız vardı. Yaz tatili dönüşü evrim geçirip kuğ gibi olmuştu. Yeni barbiem oydu. Tüm güzel arkadaşlar onun arkadaşı, tüm hoş çocuklar ona aşıktı. Liseye kadar devam etti bu çakma barbie. Her gün işkence gibiydi ilkokuldayken.



Liseye başladığımda artık hiç birşey eskisi gibi olmıycaktı. Kendime öyle diyordum. Okula adım attım ve hayallerimdeki Ken'le karşılaştım. Melek gibiydi ve bizim okula düşmüştü. Ben tabi gözler ışıl ışıl bakıyorum. Sonra en yakın arkadaşımla çıkmaya başladı. İtiraf ediyim eskiden dişlerimde teller vardı ve gerçekten felaket görünüyordum.Ve ilk öpüşmemin asla teller varken gerçekleşemiyceğini biliyordum. Neyse sonra çocukla arkadaş olduk sürekli buluşuyorduk falan. Farketmişti ama olmıycağını belli etmeye çalışıyordu. Lise 3e kadar ona aşıktım.


Lise 3te diş tellerim çıktı.Tabooyla tanıştık. Dehşet derecede iyiydik. Sonra ortak bir arkadaşımız sayesinde ''O''nunla karşılaştım. Henüz tanışmamıştık ama o yazıldığım çocuklar arasında 1 numaralı bekleyenler arasındaydı xD Ben Tabooya aşık olmuştum salak gibi. Gerçekten salaktım çünkü. Sonra o başka biriyle çıkınca ortak arkadaşımıza söyledim ve O'nunla tanıştırdı beni. İlk cümlemin ''Ya ben sana aşık oldum biliyor musun?''olması ben dahil duyan herkesi şaşırtmıştı. Sonra nisbet uğruna başlayan ilişkimiz iyice boktan bir hal aldı. Ben O'na aşık olmuştum.



O yokken en iyi arkadaşlara sahiptim, en iyi dostluklar benimkiydi en azından ben öyle sanıyordum.


O'na karşı herkes beni uyarmaya başladı. Onu kötülediler, başta birlikte olmamızı isteyen arkadaşım bile bir anda istememeye başladı.Ve beni tercih yapmaya zorladılar. Ya biz ya O dediler. Böyle bir tercihe zorlandığımdan dolayı ''O'' dedim hepsine.


En yakışıklı çocukla çıkıyordum ama artık en iyi arkadaşlarım yoktu.Barbie gibi değildim o arkadaş kısmı olmayınca, Mecburen eldekilerle en iyi olmaya çalıştım. Başardım ama bu seferde O'nu kaybetmiştim. Onu kaybedince elimde hiç birşey kalmamıştı.



Anladım ki Barbie hiç olmamıştı.Bundan sonrada olmıycaktı.


Küçükken hayatımı mahvetmişti ama bundan sonrasına izin veremezdim.


Tüm barbie bebeklerimi (Kenciğimde dahil), yürüyüşe gittiğimiz parkın kenarındaki lağıma atılmış bulunuyorlar ben tarafından.


Eğer çocuğum olursa asla ve asla Barbie bebek almıycağım, annesinin hayatının hatasını yapmasına sebep olan orospuyu çocuğum eline vermiyceğim. İşte o kadar!

29 Ocak 2010 Cuma

Büyüyünce Ne Olcaksın Voodoo? Mutlu Olcam!


Peki. tamam. Kaldığımız yerden devam edelim. Sonuçta ölümü düşünerek ne kadar devam edebilirim. Halimcegünce bir şey söylemişti hala aklımda ''Geçmesini istediğin zaman, geri kalan ömrünün azalmasına yol açıyor.''

Ve evet hayat çok kısa. Bıraksalar ölümsüz olmayı tercih ederdim. Sabah kalktığımda kalın perenin arasından süzülen ışıklar. Sokağa adım attığım andan itibaren içimi dolduran berrak hava. Her mevsimin kendine özgü neşesi. Ben hiçbir zamanda değil tam bugün tam şu anda yaşamak isterdim. 80leri seviyorum o zaman yaşamak farklı olurdu. Ama bu an şu dakika işte yaşamak istediğim yinede bu saniye olurdu.


Karlar saçlarımdayken mutlu olurdum yine.Kar topu savaşında üstüme çıkıp ağzımı kar dolduran birine ihtiyacım var belki. Ya da hediye almak için ısrar edince 6 kilometre koşturan biri. Belki de hiçbiri. Sadece istediğim gibi ihtiyacım vardır. Başkalarının bana giydirmeye çalıştığı hayattan daha başka.Bir mesleğim olmasada olur karnımı doyurcak kadar param olsada olur. Başkalarının istediğini istemiyorum.Para,aşk,ev,yat,araba,güzellik.. vs.


Ben ben olmak istiyorum.Ve hayat hala devam ediyor. Önümde bir kağıt ve sürekli yazlıyor hemde görünmeyen ellerimle. Siz buna kader diyorsunuz.Ama benim yazdığım birşey ancak benim hayatım olabilir. Birşeyleri değiştirmek istemezdim geçmişime dair. Hepsi çok güzeldi. Kalanı da öyle olcak. Keşkelerle ayrılmıycağım bu dünyadan.


O zaman bu size gelsin. Yağmuru hissettiğiniz anda,hayata kollarınızı sonuna dek açarak yaşayın. Tıpkı karda düşüp gökyüzünün ne kadar güzel olduğunu farketmek gibi.


">

28 Ocak 2010 Perşembe

Bir Korku.

Aslında yazmaya çok korkuyorum. Blogda bir ölüm haberi oldukçada yazamıycağım sanırım. Ben ölümden felaket korkuyorum. Nasıl anlatsam. Gece yastığıma başımı koyunca ölünce herşey biticek gibi geliyor. Nefes alamıycağım bir gün. Ağlayamıycam, gülemiycem,konuşamıycam. Herşey biticek oraya girdiğimde. Son. Sanki ilk ölcek insanmışım gibi davranıyorum şu an.Farkındayım ama engel olamıyorum. Ben ölümleri görmekten çok korkuyorum.

Bugün ilk kez hiç beklemediğim birisi beklediğim birşey söyledi.

''Korkma.Ben dedem öldüğünde nabzına bakmıştım''dedi. Korktuğumu nasıl bildi bilmiyorum ama o kadar çok duymak istedim ki bu sözcüğü. Yalan bile olsa o kadar rahatlatıcıydı ki.

Şu sıralar yalnız kalmaya çok korkuyorum. Evde tek başına kalınca telefona sarılıyorum.Karanlıktanda çok korkmaya başladım.Sürekli ders çalışıyorum masadan kalkmadan. Dikkatimi değiştirince korkmuyorum.


Ve yorumları için herkese teşekkür ederim....

26 Ocak 2010 Salı

Dedem...

Bugün sabah geç uyandım. Telefon çalıyordu açtım. Hiç birşeyden habersizdim.

Uykulu bir sesle cevap verdim.

-Efendim.
-Ben Albay .... Başınız sağolsun.
-Anlamadım.??

Ben korkuyorum babamda askeriyede olduğu için ilk aklıma babam geldi.

-Ben Albay .... Babanız nerde?
-Dedemin yanında. Ona bakıyor. Siz cep telefonundan arayın bence.
_Teşekkürler iyi günler.


Telefonu kapatır kapatmaz babamı aradım.

-Baba, biri ölmüş galiba bir Albay aradı?
-Deden öldü kızım.

Ben uyku sersemliğiyle kısaca ''Tamam.''diyip telefonu kapattım. Algılayamıycak kadar şok içindeydim ve metanetli karşılıyordum. Ağlamam gerekirdi ama ağlayamıyordum. Sadece korku var.Ama anlayamıyorum. Annemin yanına gittim.

'Anne uyan dedem ölmüş'. Annem meğerse geceden haberi varmış. Biliyorum dedi. Sonrada bir sürü birşeyler demeye başladı. Üzücü şeyler vah vah gibi.Giyindim çıktım. Derhaneye gittim. Kimseye birşey yokmuş gibi davranıyorum. Genelde insanların bilmesini ve bu acımdan dolayı bana sahte iyilikler yapmasını istemediğimden hiç bir zaman anormal şekilde ilgi bekleyemem belli de edemem.

Eve dönerken cenaze arabasını görünce bekleyemiyceğim kadar kötü oldum. O tabut, siyah giyinmiş bir sürü insan. Eniştem görünce omzumu tuttu. Gözlüklerin arkasında ağlıyordu sesinden farkettim. Babam görünce yanıma geldi. Eve git sen dedi.

Eve geldim ama o kadar kötü hissediyordum ki yattım uyudum 2 saat kadar. Kalktım ve babaannemlere gittim. Halalarım ağlıyordu. Bana sarıldıklarında 'Deden gitti'' dediler. Herkes başsağlığı diledi. Ama en çok büyük halam sarılınca gözlerim doldu. Ağlamamaya gayret gösterdim ama pek başaramadım.

Eve yeni geldim.Daha huzurluyum şimdi. Bir hafta önceki bir yazımda üzülmem diyen bendim. Ama bugün işler değişti. O tabutun içinde dedemi düşündükçe, biz evde o toprağın altında üşürken düşündükçe birşeyler çok kötü hissettiriyor.

Ölüm her zaman acı veriyor.

25 Ocak 2010 Pazartesi

Bir Voodoo'nun Evrimi ve Ruhsal Devrimi



Öfff ki ne öf abi ben geldim ama acılar içerisindeyim. Güya Ösym başvurmaya gittik. Dönüşte Naylonlara gittik. Kız durdu.'' Ya Voodoo hadi ağda yapalım'' dedi. Bende de bir yes-man karakteri var ''Tamam hadi yapalım''dedim. Ama dediğime bin pişman oldum.

Kışa girdik, sevgilimde yok diye ne ağdası ne epilasyonu diyordum, çektiğim acıları unutmuşum yemin ederim ki. O ağdayı kişneyerek, anırarak nasıl yaptık hala şaşırıyorum. Apartman inledi yemin ederim. Bir daha yaza kadar ağda yaparsam noluyum lan.

Hayır ben böyle güzellik için ömrümden bir 8 yıl veriyorum her defasında, eğer sevgilim benden 'Al kızım şunları maymun gibi olmuşsun''gibi bir istekte bulunduğu an. Ahanda sıçarım orda ağzına.Gel birlikte alcaz yoksa almam derim arkadaş. Madem birlikteyiz herşeyi birlikte yapcaz işine gelirse. Yapmazsa yapmam lan olur mu öyle şey. Bu ızdırap çekilir mi çekilir mi :(

Bir süre sonra hissizleşiosun zaten. Ama yok en kısa zamanda ihtitiyaç kredisini çekip lazerin altına yatarım. Yoksa en kısa zamanda ölcem.

Evvet, asıl konuya dönelim. Şimdi bir çocuk bana demişti ki ''Her aşk bizi biraz daha olgunlaştırır.''Acayip haklı bu konuda. Şahsen eski sevgilimle çok sancılı bir ayrılık yaşamsamda, gerçekten çocuk Sigmund Freud gibi etkilemişti tarihimi.Ben onunla çıkmadan önce çocuk gibiydim lan. Böyle hala üstünde Family Guy baskılı sweatim, şekerli tokalarım falan vardı. VE evet beni o halimle sevdi sayılır.


Aslında tüm sorun annem olcak hanımefendi.Moda ve makyaj konusunda onun sayesinde geri kalsamda çok birşey kaçırmadım. En azından zararın neresinden dönersek kardır. O çocuk beni öyle hilkat garibesi kılıklı sokak köpeğiymişimcesine takılırken, o bahsettiğim en yakın arkadaşının sevgilisi bana dediki ''Ya güzel kızsında biraz kendine özen göstersene''.


Bir kız bunu duyunca muhtemelen intihar eder herhalde. Bir başka kız genelde hemcinsinin iyiliği için en acımasız şekilde söyler bunu. Ben bunu duyunca durur muyum? Dururum. Yani ben hala saf salak takılıyorum işte. Sonra ayrıldık. Ayrılınca her aldatılan kız gibi, beni aldattığı kızı tanrıçalaştırdım. Kendim ne kadar o kızdan üstün olsamda o kız tercih edilen konumunda olduğu için kendimi bir ezikledim bir soyutladım görceksiniz. Ben Çirkin Betty'nin evrimle çirkinleşen kızı, o kız ise Barbie'nin dünyasından gelen prenses gibi geliyor bana.


Sonra dur Voodoo dedim. O kızdan daha iyisi olabilirsin. Makyaj ve Tekstil bu yüzden var. İnsan sevgilisini az çok bilir nelerden hoşlanır neler ilgisini çeker bilir. Gittim onun sevdiğini düşünceğim tarzda kıyafetler aldım. Sonra baktım başka şeyleride beğeniyorum dedim sik*rim belasını gittim benim hoşuma giden şeyler aldım.

Özellikle yalnız alışverişe çıkıyorum burası önemli bir ayrıntı. Etkilenmeden alınca daha çok seviyorum. Bir de birileri ''Ya bunlar çok kötü'' derse umursamıyorum. Elbet sevcek birileri çıkıyor. Ve kendimi çok güzel görmeye başladım ben öyle gördükçe herkes öyle görmeye başladı. O yüzden birisi güzelsin canım ya diyince ''Hahaha ben miyim o ?'' bazen de ''Evet öyleyim'' diyorum.

Saç kısmı çok önemli ben hala saçım konusunda karar veremedim mesela. Ama rengi ve dokusu mükemmel olduğu için (bir de kendimi övmesem çatlar ölürüm zaten)yıkayıp çıkmama rağmen fönlü gibi duruyor. Şimdi diyorsunuz ki ne güzel fön için hiç para vermiyorsun. Ya bi git her gün yıka kurula yapmak zorundasın bu saçında öyle bir sorunu var işte. Bir elektirik idaresi birde sular idaresi çok kazanıyor. Bak gene nerden nereye geldik. Devlet sorununu işleyip mesajıda verdik mi tam olcak.


Neyse devam edelim. İşte makyaj çok önemli. Ben hala tam olarak eye-liner sürmeyi beceremiyorum. Ama boş kaldığımda yapıyorum evde olunca özellikle. Böylece hangi renk tonu bana yakışıyor falan bayağı birşey öğrendim.

Ruhsal devrim konusuna gelince. İşte zurnanın zurladığı yere geldik. Burdan sonrası tamamen kişisel gelişim abi. Ben şahsen tam böyle ayrılığın tek sebebi kendim olarak gördüğüm için. Dedim otur Voodoo kendi değerini artır. Okudum ve izledim. Önce bir kaç kişisel gelişim kitabı okudum sonra Felsefeye giriş Sophienin Dünyası çok sığ geldi. Simyacı. Felaket basitti. Dedim artır dozunu bebeğim. Felsefenin Temel İlkeleri. İşte bu dedim. Sonra baktım felsefe az geldi. Türk Tarihine başladım. Darağcında Üç Fidan. Abart bebeğim.Mahir ,Deniz, İbo.

Sonra dedim dur. Biraz roman oku. İlk başlarda bilerek içinde aşk olan hiçbir kitabı okumuyordum çünkü paso dangalak gibi başroller ben oluyordum. Romeo ve Julieti çok önce okumuştum. Hatta facebook kendin hakkında birşeyler yaz kısmında '''Bana Romeo'mu ver; sonra öldüğünde Al da küçük yıldızlara böl onu; Onlar göğün yüzünü öyle bir süsleyecektir ki,Bütün dünya gönül verip geceye,Tapmayacaktır artık o muhteşem güneşe. '' yazıyordur teaaa ilk aldığımdan beri. Her yere yazarım aslında çok duygusal biriyim ya. (İç ses:Höh bildiğin hayvansın kızım sen!)Neyse saptırmayalım. Öyle Dünya klasiklerini okudum. Sonra oturup bir güzel Othello'yu ezberledim. Okuldan bir çocukla konservatuara hazırlancaz kursa gidiyoruz yazın falan.


Sonra ben kendimi bir iyi hissediyorum, bir güzelim bir süperim of küçük dağları ben yarattım, büyükler dedemden miras sanki. Sonra işte bir sürü kişiyle tanıştım. evet kitaplar konusunda eksik değilim ama sinema konusunda yerle bir oldum. Gittim eski film satan bir yere bana tüm kült filmleri ver dedim. 1916 yapımı Intolerancedan itibaren izledim. Yetmedi Ölmeden Önce İzlenmesi Gereken 1001 film kitabını edindim. Biraz onlar sayesinde biraz kendi çabamla artık böyle ulaşılmaz bir kız olmuştum. Kendi çapımda ulaşılmaz elbette.


Halam demişti ne yapcaksan kendine yatırım yapıcaksın diye. Çok doğru bir söz. Ama ben değiştikten sonra söylemesi biraz geç olmuştu.

Kendime yaptığım en büyük yatırım tenis olmuştu. Türkiye 3.sü olmuştuk okulcanak. Kendimi kortların kraliçesi ilan etmiştim.

Sonra kuzenlerime nisbeten binicilik kursuna yazıldım bir ata binmem eksikti tam oldu . Bu arada felaket çevre yaptım ama kurstan falan.

Neyse işte yaz tatilinde ailemden ayrı tatile gittim halamlarla. Kuzenler dalış eğitmeni olunca ''Küçük Voodoo Geleceğin Dalgıç'ı'' ünvanını aldım. Deniz atı olsa bincem orda (of felaketti gülmediğinizi anladım.)

Bir arada eskrim yaptım ayıptır söylemesi. Hoşlandığım çocuk kendoda diye bende eksik kalır mıyım hiç?

Sonra dedim siktirsin gitsin o eski sevgilim. Tırnağım bile olamaz allamın punkcusu. Kendini Amerikada sanan özenti.

Neyse işte zaten sonra benim çevrem acayip değişti. Bir kere kafadan siktir et kendi yaşıtlarımı hep büyüklerle takılıyorum 28e kadar gideri olan yaştalar öyle diyim size. Ben tabi çok mantıklı konuşunca onlarında ilgisini çekiyorum. Birşeyleri bilerek söylüyorum, hatta felaket açık sözlü oldum. Aşırı gerçekçi falan. Böyle küt küt söylüyorum. Ama haklı sebeplerim olduğu için ses çıkaramıyorlar.


Bir çocuk vardı, hukuk fakültesinde, psikianalist bir de blues davulcusu kendisi bir çok ünlüyle sahne almış birisi işte onunla çıkar gibi olduk tabi ki de mükemmeller mükemmellerle takılırlar. Ama o yeterince mükemmel değildi. Bende konuşmadım xD Ki o konuşmak için 3 dil bilmesine rağmen xD Allah belamı verebilir yani xD Kısmet yani bu işler xD


Ay ne çok yazdım ayol gidip bir film seyrediyim yada kimya çalışıyım. Öyle işte size anlatın sizide okuyalım kalbi kırık prensesler.

24 Ocak 2010 Pazar

Evlenilecek Teklif Var Eğlenilecek Teklif Var



Laylayloyloy Voodooyla İzdivaç xD O değilde bugün bazı şeylerin farkına vardım diyebiliriz aslında.Bugün değilde bayağıdır diyelim.

Ben evlilik karşıtı bir insandım. Evliliği devlet izninde sevişme olarak görüyordum. Hatta o düğünleride ne güzel bu akşam sevişcez teyteytey şeklinde mutlu mesut bir kutlama olarak görüyordum. Aslında düğün hala öyle ama neyse. Dur germiyim ortamı.




Evlilik aslında insanların birbirine aitliklerinin somut göstergesiymiş. Aitlikten kastım aldatmamak değil sadece. Her anını paylaşabilcek, hiç sıkılmadan ömrünün sonuna kadar herşeyi birlikte yapcağına dair söz verme şeysiymiş.Her zaman mutlu olmak değil birlikte depresyona girmekmiş.

Ama hala bana saçma gelen kısımları var. Yüzük ne abi. Çıkarınca bekarmışsın havası yaratıyor. Bence en güzeli eşşek gibi bir dövme yaptırmak.Ben evleniceksem eğer eşim olcak canına susamış çok şanslı beyfendi bu arzumu kabul etmek zorunda ,mecbur falan xD Yazdırırız müsait bir bölgemize ''Sonsuza dek birlikte Voodoo(KALP)Kişilik'' diye.Oh.

Sonra o düğün işini yapmıycağım. Nikah yeter. Ne lan o öyle herkese limonatayla pasta mı dağıtcam. Zıkkım yesinler. Altın olayını nikah töreninden sonraki kısa kokteylde taksınlar uzatmasınlar.

Gelin hamamı isterim ama. Şöyle bir güzel keselesinler beni. Tellak hanım teyze şöyle pestilimi bir çıkarsın istiyorum. Yok lan. Ondan değil de hani hiç görmedim öyle birşey. Merak ediyorum nasıl oluyor?Ne yapıyorlar falan.

Yalnız ne güzel sapıttırdım konuyu. Benim düğün planlarıma geldik.Şimdi asıl mesele bu evlilik teklifini her kız özel olsun ister farklı falan. Evet abi her kız ister. Yok öyle kuru bir evlen benleyle evlenilmez. Geçen gün yazdım google'a okuyorum. Her tıkladığım başlıkta rüzgar yelkenlisiyle kızın evinin çevresinde uçan herifi anlatıyor. Koskoca dünyada bu mu yaratıcılık dedim.


Eeee Voodoo sen söylede görelim diyorsundur. Ya bir ara facebookda bir video vardı. Acayip hoşuma gitmişti, çok ilginç gelmişti çünkü. Onun gibi olabilir mesela. Adam sabah uyanıyor. Kızın parmağına ip bağlıyor.Kız uyuyor tabi. İpin diğer ucunu pencereden aşağı atıyor. Sonra o diğer ucunu karşı binaya çıkartıyor daha yüksek bir yerine. İpi çekiyor. Kız uyanıyor pencereye gidiyor. Karşıda kocaman benle evlenir misin yazıyor?Adamda ipin kendi tuttuğu ucundan yüzüğü bırakıyor.Yüzük ipte ilerleyip çat kızın parmağına giriyor. İşte böyle mükemmel bir hayalgücüydü herifteki.


İşte bende böyle garip birşey istiyorum. Yok şarabımdan yüzük çıksın. Yok basket maçının ortasında kameraların önünde evlilik teklif etsin. Abi afedersin ama bunlar çok dandik şeyler. istersen ağzından alev çıkart ister şıpagat aç yinede sıradan. Ha kızla sevgili olmak istiyorsan yap. Bir ihtimal etkilenir hani. Ama evlilik için çok özel olcak.


Benim kuzenin sevgilisi var işte. Kızın doğum günü. O zamanda dalıştalar. Suyun altında sen diz çök. Elinde mücevher kutusuyla. Kız heyecandan hızlı hızlı nefes almaya başlamış. Bu tahtaya ''Doğum Günün Kutlu Olsun'' yaz. İyi aferin dedim. Hepimiz bekliyoruz evlenme teklif etcek bu kolyeyi çıkartıp kıza takıyor suyun altında.Böylede kazulet kuzenlerim var işte. Bende acayip romantik bir insanım o hayvanlara göre.


Mesela böyle olabilir. Denizin ortasındayız. Tekneye bir şişe çarpıp durur ben sazan gibi alırım. İçindeki kağıtta bir şiir, şiirin sonunda evlenme teklifi ,arkamda o şanslı kişilik elinde yüzükle kabul etmezsem beni tekneden atsın o zaman.


Yada eve gelirim. Bir not bulurum. Notta aşağıda seni bekleyen ata bin yazar. Ata bakarım yanında birisi vardır o da bir kağıt verir.Kağıtta çiftliğin sonundaki meşe ağaçlarına gel yazar. Ben giderim dıgıdık dıgıdık. Ben yaklaşınca gökyüzüne havaifişekler salınır. O havai fişekler ''Çocuklarımın anası ol kadın !!'' gibi hödükçe yazı yazmaz tabi. ''Ölene kadar elimden tut'' yazar muhtemelen.


Rocky filmindeki gibi sadece ''Önümüzdeki 50 yıl için bir planın var mı?'' derse bilsin ki elime geçen ilk porseleni kafasında kırarım. ''Evet var, cehennemin dibine gidesice pis ayı!!'' der basarım tekmeyi.


Ama herhalde en etkileyicisi. Guadeloupe adasındaki 5 yıldızlı tatilimiz sırasında otel odasını Voodoo bebekleriyle süsletip kendi Voodoosunu bana verip ''Sonsuza kadar sana aitim'' dediği an , ben salya sümük ağlamaya başlarım. Sonrada ''ühühüh elbette ühhüü hayır ühühü diyemem'' falan derip hafif adrenalinli bir cevap veririm.


Ya öyle işte. Yada '' Ölene dek senin yanında uyanmak istiyorum''da çok cazip bir seçenek.

22 Ocak 2010 Cuma

Tamı Tamına 1 Yıl Oldu İşte Benim Yılbaşım Bugün, 23 Ocak...

Bugün 23 Ocak,
Birkaç saat sonra kalkıp okula gitmek için hazırlancağım. Çünkü karne alıcağız. Sonra O'nunla buluşcam. Biliyorum cumartesi ama diyceksiniz. Ama geçen yıl cumaydı. Sabah saçlarımı kabartıcam. Onunla buluşurken artık eskisi kadar özenmiyorum kendime. Onunda özenmediği gibi. Üstünde Nightmare Before the Christmasın Sally baskılı sweatimi giycem. Göbeği açıkta bıraktığı için çok hoşuma gidiyor. Siyah yırtık kanvansıma çengelli iğnelerimi takıcam.Ve bordo rujla siyah kalem dünyada benden güzeli yok herhalde.

Bugün Antalyaya gidicek. Hiç birşeyden habersiz onu nasıl özliyceğimi düşünceğim salakça.Onun aklında ise nasıl ayrılsam planı var. Birde o diğeriyle nasıl buluşcam.Ne yalan söylesem Voodooma diye geçiriyor.Saat 12de Meydanda buluşcaz. 4müz.Onu bekliyoruz şimdi 3 müz. En yakın arkadaşı ve sevgilisi. Bugün en yakın arkadaşıyla gidicek çünkü.


Karnemde takdir belgesini görünce şaşırıyorlar. Bu nasıl karne Hiç 4 yok diye. Aslında klasik olcak ama çalışmıyorum demek istiyorum.Söylemiyorum gülümsüyorum hafifçe. Etrafa bakıyorum merakla nerde kaldı diye.Aklım zaten sürekli onda. Çünkü ben çok aptalım.

Geliyor. Sarılıyoruz. Öpmüyor. Uzun zaman sonra ilk kez parfümünü içime çekiyorum. Bunlar aldatmanın sinyalleri. Aptal değilim ama aptala yatıyorum sormuyorum, susuyorum. Kaybetmek istemediğim için birgün olsun kıskançlık yapmıyorum ,hesap sormuyorum. Çünkü ben aptalım çünkü ondan başka hiç arkadaşım yok. O ne derse yapıyorum o nasıl isterse öyle oluyor.Çünkü bende borderline kişilik bozukluğu var. Kaybetmekten korktuğum için katlanıyorum.


Bir yere oturmaya gidiyoruz. Bana çok uzak davranıyor. Hissediyorum susuyorum ama sormuyorum. Nazikçe gülümsüyorum hiç birşey yokmuş gibi.

Taboo giriyor içeri. Hiç görmemişim ama beni gördüğünü akşam öğreniceğim henüz haberim yok. Bizi görmüş, çok kızmış. Zor tutmuşlar.Gözlerinden yaş gelmiş öfkeden. Geri çıkmışlar.

İğnelerimle oynuyor sonra. Çıkarıp ona veriyorum.En yakın arkadaşı elimden almaya çalışıyor o ise tepkisiz kalıyor ben vermemeye çabalarken. Altıüstü bir iğne ama vermek istemiyorum.Bitti sinyallerini duydum somut görmek istemiyorum.Telefonu çalıyor. Dışarı çıkıyor.Normalde hiç çıkmaz yanımda konuşur. Anlıyorum ama anlamak istemiyorum. O kız arıyor.

Yanımıza döndüğünde gitmesi gerektiğini söylüyor. En yakın arkadaşıyla uzağa gidiyorlar birşeyler konuşuyorlar. En yakın arkadaşı kızıyor ama çaresiz. Bir taksiye bindirip eve gönderiyor beni. Yarım saat sonra mesaj atıyor.

''Bitti. Beni sakın bir daha arama.'' yazıyor mesajda. Arıyorum açmıyor. Apar topar çıkıyorum evden. Annem ağlamış sonradan öğreniyorum.Önce babasının yanına gidiyorum ama babası yok metresine soruyorum O nerde? diye. Geldi hemen geri gitti diyor. Ağlıyorum sonunda. Arıyorum. O kız çıkıyor.

''Onu bir daha arama senle konuşmak istemiyor üzülme canım olabilir'' diyor.

''Bana onu ver'' diyorum ağlayarak. ''Konuşmak istemiyor'' diyor. ''Sana bana Onu ver diyorum''diye bağırıyorum. Ortak bir arkadaşımıza veriyor telefonunu.^''Burda unuttu telefonunu ağlama yemin ederim yok'' diyor. ''Nerdesiniz?'' diyorum.Her zaman takıldığımız bardalarmış koşarak gidiyorum.

Çünkü inanmıyorum bu kadar kolay bitmesine. Sabah birlikteydik ama 1 saat sonra bitemez diyorum kendi kendime. Kalbim fena halde sızlıyor, başım dönüyor. Ağlarken koştuğum yolun uzunluğu çok kısa geliyor. En yakın arkadaşını görüyorum kapıda. Nerde diyorum. Yok diyor. Bara giriyorum. Her yeri arıyorum. Kızda yok o da. Nerde diye tekrar soruyorum.Saçmasapn şekilde başka barlara onu aramaya götürüyor beni. En sonuncusundan çıkarken dizlerimin üzerine yığılıyorum. Kimse yardım etmiyor. Kalkıyorum bir şekilde.Başlangıç noktasına dönüyoruz.

3 bardak vodka içiyorum onu beklerken. Gelmeden gitmem diye inatlaşıyorum. 4 oluyor,5 oluyor. Ben artık daha çok ağlıyorum.

O geliyor. ''Git'' diyor.Kısaca tek bir fiil kullanıyor. ''Git''. Neden diyorum tüm çaresizliğimle. ''Mutsuzum''diyor. Neden bugün , daha dün beni sevdiğini söylemiştin neden diyorum ısrarla inanamayarak. Mutsuzum diyor.Ben bir sandalyede oturuyorum. O yerde oturuyor. Yanına gidiyorum. Ellerini tutuyorum. Ellerini çekiyor. Yere oturuyorum. Susuyoruz... En yakın arkadaşının sevgilisi beni dışarı çıkartıyor. Kabullen artık diyor. Çok acıyor canın biliyorum ama başka bir yolu yok diyor.İlk sigaramı içiyorum. Merdivendeki çocuk bana Lark uzatıyor.Yere oturuyorum yakamıyorum sigarayı.Ellerim titriyor. Sürekli telefonum çalıyor açmıyorum. Kıza ''Son kez birşey diyip gitcem''diyorum.

Balkona çıkıyoruz birlikte.Yüzüme bakmıyor.Barın bizim bulunduğumuz kısmını boşaltmalarını istiyorum. İçerisi bomboş kimse duyamaz bizi.Başlıyorum gözyaşlarımı silerek.

''Üzülmüyorum...Üzüldüğüm tek şey senin için sildiğim insanların haklı çıkması...Bunu al o kıza ver''diyorum siyah cam yüzüğü avuçlarına bırakırken hala yüzüme bakmıyor. ''Üzülmüyorum çünkü ben seni görmek istediğim görmüşüm, büyük hatayı doğru sanmak gibiydin. Hoşçakal...''diyorum. Balkondan hızla içeri giriyorum. Çantam birkaç sandalyeyi deviriyor. Geri dönüp bakmıyorum bile. Koşarak çıkıyorum meydana. Yağmur başlıyor. Kimse ağladığımı farketmiyor...

Tabooyu arıyorum. Onu da silmiştim ''O'' için. Açmıyor,meşgule bırakıyor. ''Arama beni konuşmak istemiyorum diye mesaj atıyor.''Özür dilerim sen haklıydın'' diye mesaj atıyorum, tekrar arıyorum. Açıyor bu sefer çok soğuk ve kızgın bir sesle ''Efendim''diyor. Ağlayarak özür diliyorum. Dayanamıyor.Kıyamıyor. Beni çok seviyor. Tıpkı kızı gibi,tıpkı kardeşi gibi,tıpkı sevgilisi gibi,tıpkı annesi gibi. ''Nerdesin sen?''diyor. Meydana geliyor hemen. Bakıyor bana. Elimi tutuyor.Bir yere gidiyoruz. Ben bira istiyorum. Sen ona kola getir abi diyor. Mızmızlancak halim bile yok. ''Kapat şu göbeğini''diyor kızarak. Korumacılığını her hareketinden farkedebilirsiniz zaten.


Anlatıyorum ağlamadan. ağlamama kızmasından korkuyorum. Ben sana demiştim demesinden korkuyorum. Bilerek attım kendimi ateşe. İnat sonucu şu an burdayım. İkimizde biliyoruz.Ona nisbet için girdiğim bu bataklıkta gerçekten batmıştım sonuna kadar.O da farkında.


Taksi durağından binmek istiyorum. Belimden kendine çekiyor beni. Tam bel çukurumdan tutuyor. yine o his kaplıyor içimi. Sıcak bir güven, mükemmel bir huzur. Dünyada şu an kimse bana zarar veremez sanıyorum. Durdurup sarılıyorum. Gözlerim kapalı kokusunu içime çekiyorum. Biliyorum. Biliyoruz. Bir daha hiç bir zaman eskisi kadar iyi olmıycak aramız.bunlar son sarılmalarımız. 1 saat hiç konuşmadan sarılıyoruz. Ama abartısız bir saat. O kadar mutluyum ki gözlerim parlıyor. Ama yaşlardan değil....


Hoşgeldin yeni yıl, Hoşçakalın Geçmişim.

21 Ocak 2010 Perşembe

Herkes Ahlak Polisi Zaten!

Birkaç gündür yatak istihartinde olunca, laptopu neden icat ettiklerini anladım. İnsan hastayken kullansın diye üretmişler. Bak yatağımda korku filmi izliyorum. Normalde korkarım ama hastayken pek etkilenmiyorum. Algılarım zayıfladığı için olsa gerek. Asıl mesele birkaç gün önce yazmak istediğim yazıyı yazamamamdı.


Şimdi toplumumuz aslında ne kadar cinselliğe aç ondan bahsediceğim. Şöyle ki evde kaldığımda sabah kuşağında Zuhal Topalla İzdivaç falan seyrettim. Bilmem 70-80 yaşındaki adamlar evlenmek istiyor diye bir hor görüyor bizim toplumumuz. Lan dedim herif sanki kadını geceleri inletmek için mi istiyor. Elbette hayır. Yaşlı amcalar teyzeler falan aslında yalnızlıktan dolayı istiyorlar. Abi adam hastalansa bir telefon etmeye gücü olmaz. Ölüp kalsa kim bilir cesedi ne zaman bulunur.Para bir işe yaramaz kullanan oladıkça. Ama bizim toplumumuzun zihniyeti cinselliğe yatkın olduğu için 70 yaşındaki adamı karı götürmek için evlenmek istediğini sanıyorlar.



Diğer bir insan modeli ise, günümüz gençleri. Bazı kadın blog yazarları cinsel deneyimlerini anlatıyorlar yazılarında. Ama bizim asosyal ezik Türk genci napıyor. Lan bu kadın ona verdiyse bana da verir diyor.Kadın blog yazarlarına kimisi küfür ederken kimiside yavşaklık yapıyor. Ulan azcık mantıklı olun o kadın sana bakar mı? Afedersin sikinde bile değilsindir. Muhatap olmaz senle. Çünkü sen ABAZA dediğimiz görgüsüz ayının tekisindir.Niye seni ciddiye alıp cevap versin değil mi?


Şimdi dersiniz ki yazmasın efendim. Neee yazmasın ? Erkekler yaşadıkları ilişkileri 1e 10 katıp sanki büyük birşey başarmış gibi anlatınca onlara kimse birşey demiyor. Bir kadın çıkmış yazınca ''Oro*pu''damgası yiyor var mı böyle birşey ya? İtoğluitler o toz kondurmadığın herif kimi götürüyor sanıyorsun.Erkek adam erkek mi sik*yor bu devirde?


Cinsel olarak baskıcı olarak yetiştirilince bir kız birisiyle ilişkisini anlatınca koskoca Türkiye'de bir tek o yapıyor sanılıyor. Bir tek o kadın veriyor. Bir ordu dolusu herifle birlikte olmuş diye düşünülüyor. Ha canım aferin sana. K*duğumun ülkesinde zaten kadına gereken değeri vermiyorsun. Kalkmışsın bir güzelde giydiriyorsun ''Fahişe''diye. Ohhh ne alaaaa. Sen uçkuruğuna iki dakka sahip çıkamıyorsun bıraksak duvardaki deliği becerceksin. Ama gel gör hiçbir tozuda konduramıyorsun ufaklığına.


O yüzden başlatma namusuna, ahlakına. Önce kendini düzelt sonra o amuda kalkıp düşünen erkek müsfettelerini düzelt sonra kalk eleştirini yap. Tabi yapabiliyorsan.

O yetmemiş birde laf uydurmuşlar ''Kadının en büyük düşmanı kadın'' burdan onlara hadi be ordan diyorum.Kadının en büyük dostudur kadın. O salak feminist derneklerini kastedmiyorum. Çünkü onlar bıyık takıp poz vermek dışında hiç bir sik*m yapmayan uyduruk dernekler.Bir kere en başta biz erkekler gibi karşı cinsten arkadaşlarımıza potansiyel sevgili gözüyle bakmıyoruz.Arkadaşlık kurcaksak kriterlerimizi vericilere görede ayarlamıyoruz. Ama bu yalan yüzünden her kadın birbirine şüpheyle yaklaşıyor. Bir kadını en büyük düşman olarak gösteren ağzına sıçtığımın zihniyeti yüzünden doğru düzgün iletişim sağlayamıyoruz.


Biraz yazıyı uzun tuttum ama delirdim efendim. O kadın blog yazarlarına yapılanlardan, yapıştırılan etiketlerden dolayı çıldırdım.

Bu yazıyı noktalarken Ahmet Altan'ın Ey Kavmim adlı denemesinden bir söz yapıştırırım bu gerçeği anlatan.


''Sen, Gündüzleri Maria Magdalena'yı orospu diye taşlar, geceleri koynuna girmeye çabalarsın.''

20 Ocak 2010 Çarşamba

Aşk Gribi 39,5 Derecede


Öncelikle neden böyle dediğimi yazabilirim mesela. Ahmet Altan'ın betimlemesidir. Gribi aşkla özdeşleştirmiştir. Hatta bu yazımı ona göre yazmıştım.

Ay sormayın dostlar. Aşkın ağzına sıçıyım ben. Böyle aşk mı olur. Ateşler içinde kıvrandım gece boyu. Abuk Sapık evet sapık rüyalar gördüm. Issız adada kaldım otobüsle eve döndüm. Daha neler neler. Hayır sesim çıkmıyor.

Kedi gibiyim bildiğin. Annem bile ''Voodoo sen hasta olunca pek bir şirin pek bir tatlı oldun...'' diyor.Niye böyle desin bir anne değil mi ? Hemen cümlesini tamamlayım. ''.... ohh hiç sinirli değilsin bağıramıyorsun da. Hep hasta ol ya sen.'' demem size ne demek istediğimi anlatır herhalde.


Aslında öyle agresif biri değilim. Ani patlamalar yaparım ani durulmalar falan.Ama bu hastalık benim karakterimi değiştiriyor. Dün böyle pat-küt yere yapışıyordum. Dedem hasta olduğu için evde kimse olmuyor genelde. Ben havaleye 5 kala telefona ulaşmaya çalışıyorum. Tabi bu arada yerleri süpürüyorum. Bildiğin timsah dansı yapıyorum hasta hasta. Neyse ulaştım telefona. ''Alo polisss gel beni al'' espirisini yapmak istesemde salya sümük içinde ''Babaaağğğğ ölüyorummmmmm bennnn babağğğğ ateşim 38 diyorrrr babaağğğ gel nolur'' diyorum ağlayarak.Bir de böyle nazlıyım ki hastayken sorma gitsin.


Neyse gittik hastahaneye muayneden sonra aç götünü dedi kaltak hemşire. Bastı kol kadar iğneyi . Ben bir de ağlamam ama ne hikmetse ağlamaya başladım. Kadın demez mi ''Ay koskoca kızsın ayol ağlanır mı hiç?''Ben tabi yarı ağlak yarı sinirli şekilde ''Gel ben sana yapıyımda görrrrr ühühühühü '' demez miyim. Dedim kendi kendime ''Hastayken çok saçmalıyorsun Voodoo''.İlkokuldaki gibi sensin o çelik ayna falanda deseydin tam olurdu tatlım diye kendime söyleniyorum.


Dün aslında çok güzel bir yazı yazcaktım.Ama yarın yazcam belki sonraki gün. Çok hastayım çooook iyileşince yazarım. Odamdan çıkmaya üşeniyorum. O yol gözümde büyüyor. :( anlayın işte hastayım ayol.