21 Temmuz 2011 Perşembe

Aşk Acıysa Suçlanacak Biz Değiliz

Fotoğraflarına bakarken fon müziği olarak kalp atışlarım eşlik ediyor güzel yüzüne.

Nefesim kesiliyor rüzgarında,kelimeler boğuluyor yanaklarımdan dudaklarıma akan gözyaşlarımda.

'Bir'likte gezdiğimiz sokaklarda 'bir' olarak dolaşıyorum,kokun kalmış arnavut kaldırımlarının arasında.

Her sokak kedisine hala seni anlatıyorum, biliyorum kedileri bu yüzden sevmiyorsun.

Öyle bir şehir ki insanı sadece geçmişte yaşamaya itiyor,bıraktığın anılar her adımda yeniden renkleniyorken nasıl unutmayı düşleyebilirsin ki.

Ölümsüz yokluğunun karşısında can çekişen ruhumun tek umudu kayıp giden yıldızlar.

Zaten ne dileyebilirim ki hayatını kaybeden bir yıldızdan.

Seslendiremediğim cümleler beni zehirliyor: ''Seni kendimden bile çok seviyorum.''

Bize yanlış anlatılan hikayemize hala inanmak için kendime yalan söylüyorum.

Bu mutlu son olacak.

Senin hakkında bildiğim tek şey var: Beni bulmak için kendini bulmalısın.

10 Mayıs 2011 Salı

Belki de Yoksun.

Kimsenin varlığına inanmadığı bir şehirdeyim.

Olmayan varlığına sadakatimin takdir topladığı bir şehir.

Noel babaya inancını hiç yitirmeyen bir çocuk gibi.

Yılda bir kere bile olsa görmeliyim seni…

Dini inancım pek yok, bilirsin.

Olmayan varlığımızdaki biz kavramına ait birşeyler olsun istedim mesela.

”Biz”im şarkımızın ezan olmasını belki.

Ateistler şu an senin varlığını inkar etmekle meşgul.

Çünkü seni tanrılaştırıyorum.

Anlatırken gözlerim doluyor,insanlarsa gözlerimin ışıldadığını sanıyor.

Aklımda sadece bir fotoğraf karesi kalmış.

Kemikleri oturmamış çocuksu yüzün,gece lambasına inat küçük pencerenden giren güneş ışınlarının sakallarındaki rengi,bembeyaz tenin,kumral parlak saçların,burnundaki ufak çizik,yanaklarındaki gözenekler,dudaklarındaki nemli yumuşaklık,saçın kadar uzun kirpiklerin ve gözlerini gizleyen gözkapakların.

”Bir melek bu kadar güzel uyuyabilirdi.”

Bu da sen uyurken gözlerimdeki flaştan çıkan fotoğraf karesine verdiğim isim.

Belki de yoksun kim bilir?

Hayal gücüm senden bile büyük.

Her taraf simli burda.

Ama kimse senin kadar parlayamaz bu dünyada.

Diyorum ya insanların sana inanmadığı bir şehirdeyim.

Ve onlar olmadığına o kadar çok inanıyorlar ki

Yakında bende inanmaktan vazgeçip büyüyeceğim.

Şeftali Çekirdeğinden Kolye.

Yolun yoluma düşerse, elimi tut birlikte yürüyelim.

Bir kelebek olmak isterken şaka yapmıyordum.

Çabuk sıkılıyorum bilirsin,bir sen sıkamadın.

Hayat çok gereksiz bir alışkanlık benim için…

Merak etme iki gün yaşasam da sana aşık olurdum.(Aptallık sınırlarını senle zorluyorum.)

Sweatinin kokusu yetiyor-du ama o da atmosfere karışıp terk etti.

Beni öpsen belki ayılırdım yada seni öpsem ağlardın.

Hiçbir renk anlatamaz şu an yaşattığın acıyı.

(Minimalizmin ağzına sıçıyım.)

Aradığım fotoğraf çoktan kayıplara karışmış,en sevdiğim şarkıdaki sesin gibi.

Ne kalıyor ki sanki.

Susasam susuyorsun.

Politik müziğe hala karşıyım.

İşletme adı altında işletildiğimden bahsettim.Alışırsın dedi.Komik değil.

Kanımdaki alkol oranı gözlerimi yoruyor.

Belime sarılan sen olmasan da uyuyabiliyorum.

İyi Geceler Sevgili

20 Nisan 2011 Çarşamba

Bana Aşık Olma

Dünyanın en iğrenç yaptırımıydı bu cümle.

‘Bana aşık olma.’

Yapmıycağımı biliyordun, sana aşık olucaktım bunu bende biliyordum.

Sadece git diyceğin zaman ”Sana söylemiştim” demek için söylemiştin.

Ama git dediğinde de gitmemiştim.

Unut dediklerinde de unutamamıştım.

Sanırım emir kipleriyle pek anlaşamıyoruz.

Sadakat sadece 7 harfın ardarda toplamını ifade ediyor.

Sonuç sıfır.

Değer biçebilseydim şu an sana sahip olmuştum.

(Mantalite aynı ”Parası neyse veririz.”)

Acı en masum kelime kalıyor yokluğunda 3 küçük harf.

O yüzden çocuklardan korkuyorum. Küçük,sevimli ama çok zararlı.

İnsanoğlunun bitmeyen aşkı uzaya Beatles yayınıyla başladı.

Asla doymuycak birbirine anlasana hala yeni bir tür peşinde.

Birbirimizi mahvediyoruz ve sadistliğimizi bastıramıyoruz.

Çünkü ”Merhamet” İsa’yla çarmıha gerildi.

2 Mart 2011 Çarşamba

Sorun Çıkartmıyorum Bile.

Bu insanların benle neden uğraştığını aslında ne kadar normal ve mantıklı davrandığımı düşündükçe onların ne kadar anormal şeyler olduğunu görüyorum.Yani bence ben insan olabilirim ama diğer hepsi varlık olabilirler.İnsan olduğunu inkar eden varlıklar.

İnsanın içinden geldiği gibi davranması bence onun normal olduğunu gösterir -tabi çevresindekilere zarar vermediği sürece, çünkü yasalar da bir nevi düzeni sağlamak için varlar.-Bende zararsız canlılardanım.Ne zaman kendimi mutlu etsem ben yaptım diyorum ne zaman mutsuz olsam Tanrı yaptı diyorum.İnançlarım da böyle işte kendi dinimi yaşıyorum.Aslında burdan olaya bakarsak kendi dünyamın Tanrısı ben oluyorum.Ve Tanrı-ça-larda ağlayabilir…

Mesela ”Mutlu Aile Kavramı”nı ben çok merak ediyorum.Gerçekten kitaplardaki yada filmlerdeki gibi annesi babası birbirine 100 yaşında olsalar bile tutkuyla bağlı kalabilirler mi diye.Çünkü ben ailemi size hiç anlatmadım.Genelde ordan bakınca mutlu bir ailem varmış gibi geliyor insanlara ama değil.Sadece onlara kafa yormayı uzun süre önce bıraktım. Sonuçta birbirilerine zarar vermekten başka birşey yapmıyorlar.Birbirlerini hala değiştirmeye çalışıyorlar. Yarım asırlık insanlarsınız höh be diyesim geliyor.

Ve eğer evde aileniz yoksa ailenizi sokakta aramaya başlarsınız.Ve ne kadar çok kişiyi tanırsanız bağışlayıcı özelliğiniz artar.Ya da ben fazla merhametliyim.Ailemi bile affettim-ama haberleri yok.-Bilmiyorum benim canımı ne kadar yakarlarsa yaksınlar kimseye kızamıyorum,küsemiyorum da.Çünkü kendimi biliyorum öfke birikimlerimin patlak verdiği noktada çevremdeki kalpleri nasıl kırıp geçtiğimi.Kötü zamanlarda kötü kız olabiliyorum.Ama genelde tepkisizliğim öfkemin ne kadar kontrolümden çıktığının göstergesi olabiliyor bazen.Aşırı özgüvenli insanlara gıcığım-örnek vermek istemiyorum-

En içine kapanık insanda bile güven oluşturabilen bir yapım var-çok masum göründüğümden sanırım-Bütün sırlarını döküyorlar bana psikolog gibi hissediyorum kendimi.Aslında çok şey yaşadığımdan değil yaşadıklarımın büyüklüklerinden dolayı böyleyim.Bir süre sonra çok da takmamayı öğreniyorsun.En azından elinden geleni yaptığın inandığın müddetçe.

Bugünde falcıya gittik böyle hafif Cemil İpekçi tadında bir beyfendiydi.Adam resmen kalbimi okudu.Ben ağzımı açmadan her şeyi bildi.Kümülatifimin düşüklüğüne kadar,nerde yaşadığımı hatta ne yapmayı planladığıma kadar. En sonunda da baktı bana ”Ay sen çok hassas duyguları olan bir kızsın,sevdim seni.” dedi ve elini uzattı.Şaşırdım tabi kimse elini uzatmamıştı bana bugüne kadar,sarılmamıştı da,tensel temas konusunda çok zayıfım.Böyle hani görürsünüz bir yerde ”Aaa naber ya” gidip sarılıp öpüşüp selamlaşırsınız ya ben hiç yapmam mesela onu çok nadirdir.Garip bir alışkanlık.

Dün gece rüyamda Eminem'le seviştiğimi gördüm.Sanki adam kalmadı.Ama gözlerime bakıp seni öpmeye kıyamıyorum demesinden sonra benim leopar tadında üstüne atlayışımdan aslında abaza karının teki olduğum yadsınamaz.

Birde Blogger'ın kapanmasını herkes kadar kınıyorum.Ancak Tayyip böyle bir tepki beklemiyordu muhtemelen.Ona acıyorum yazık ya resmen ummadığı taş baş yardı.Ben söyledim ama günlüğümü elimden alma dedim.Dinletemedim.

Şimdi yağmurun yağmasını bekliyorum Beethoven dinlemek için...

6 Şubat 2011 Pazar

Asla Affetmiyceksin Değil Mi ?


Muzicons.com">


Sen hala hiç uyanmak istemediğim rüyalarımken, nasıl yeniden aşık olabilirim?

Ve artık beni sadece rüyalarımda affedebilceğini bilirken, nasıl mutlu olabilirim ?

Yokluğunu kabul edemiyorum,ölmüyor o içimdeki lanet olasıca umut.

Beni senin olduğun rüyalardan uyandıran her şeye nefret kusuyorum.

O kadar özlüyorum ki seni...

Sonsuza dek uyayabilirim sen olucaksan rüyamda.

Sen benim asla ''Son'' yazısı çıkmayan filmim,
Sen benim kör olacağımı bildiğim halde gözlerimi açmaktan korkmadığım güneşim,
Sen benim canımı yakacağını bile bile sevmekten vazgeçemediğim adamsın.

Ne desem, ne yapsam,ne yazsam asla affetmiyceksin değil mi ?

Not: Aerosmith-Dream On.

31 Ocak 2011 Pazartesi

Gidersen Üzülmem.


Sanırım her hoşlandığım insan şerefsiz olmak zorunda. Yoksa bana rastlamıyor adam gibi birisi. Önemli aslında bunlar.

Üniversitedeki ilk sevgilimle ilişkimin 4 gün sürmesi ve 5. günde beni piç gibi ortada bırakıp kurtlar masasına atıp kaçmasından sonra erkeklere artık hiçbir gözle bakamaz oldum. Gençler noluyoruz gareziniz bana mı ?

Tamam kurtlar sofrasını biraz abartmış olabilirim ama sözünde durmadı diyebiliriz ama sonuçta Ankara'ya kendi çabamla döndüm. Şimdi içinizdeki merak noldu noldu noldu ? diye kuduruyordur diye düşündüğümden ee birazda günah çıkartmak istediğimden yazma gereği duyuyorum susunca götümde patlıyor çünkü.

İlişkinin başını falan anlatmıycam direk son günü anlatıyorum. Bu gün ben Ankaraya dönüceğim. Bir gece önce de arkadaşlarımda kalmışım.Otobüsümde akşam 22:00 yani öyle kurtlar sofrası zamanında. Efendim sevgilim demedim hiç ona diyemem yani 4 günde de adını yazmaya lüzum görmediğim için biz ona PANDA diyelim. 84 kilo hayvani yani. Dış görünüşe aldırmamam olayını biraz abartmışım sanırım. 44 kiloyum çünkü.Neyse efendim Pandayı aramaya başladım saat 13:00da aralıksız arıyorum ama. Saat 17:10 sırasında telefonu meşgule alıyor ve bana bir mesaj atıyor ''Telefonu duymamışım ama ben şimdi Alsancağa gidiyorum'' diye. Ben tabi şok yaşıyorum. Saçma bir cevap veriyorum. Sonra tekrar arıyorum yine açmıyor bende ağzıma geleni söylüyorum ama küfür etmeden. Ne olursa olsun bir hayvana küfür edilmiyceğini öğrendim.

Sonra bizim yurt kapanıcak diyorlar beni valizlerimle sokağın ortasına terkediyorlar. Bir de özel yurt yani paramla rezil oluyorum.

Diyorum V. sakin ol kızım senin kimseye ihtiyacın yok ki. Ama Bucada olduğumu varsayarsak kaçırılıp tecavüze olma riskim azımsanamıycak kadar. Neyse kendimi teselli etmeyi bir kenara bırakıp öfkemi dindirmeye çalışıyorum. Bir yandan da otogara giden servisin saat 9da hareket edeceğini öğreniyorum.Evet yazhaneye oturuyorum yapcak birşeyim olmadığından. Gitcek yerim olmadığından ve o satte cafelerin tek başına valizli kızlar için ne kadar güvensiz olduğundan.

Yakıyorum bir sigara ciğerlerimle homojen hale gelene kadar içiyorum. Baktım paket bitiyor bir paket daha alıyorum. Sonra benim Melissa'yı arıyorum. O beni sakinleştirmeye çalışıyor. Bu arada Pandanın evi yakın bana. Melissa baktı sakinleştiremiyor beni.V. dedi koş git bir hışımla eve gir odasını dağıt ne bulduysan kır ama sakın duraksama yoksa her şey mahvolur dedi. Şimdi bu duraksama dedi ya ben kesin duraksarım. Sonra al başıma belayı gider ayak hiç uğraşamam dedim.

3 saat servisi bekledim. Telefonumun şarjı otobüse bindiğim an bitti. Açtım bir film izledim sonra laptoptan bir kaç arkadaşla konuştum sonra baktım dayanamıycam daha fazla diye uyudum.

Ve evet Panda bana hiç mesaj atmadı aramadı da.Önemli mi HAYIR ama önemli olabilirdi.

Gençler yeter düşünmesi bile beni yoruyor. Şu an bir kitap okuyorum o bitmeden edebi yazılar yazmayı düşünmüyorum kendime şart koştum idare edin azcık beni :/

29 Ocak 2011 Cumartesi

Sen,Ben ve Tüneller.


Muzicons.com">

Büyük aşkımızın varlığı bu kadar kısıtlıydı.

Zamanla alışırsın kadar büyük bir yalan yok.
Aşka alışsaydım şimdi başka kollarda uyuyordum.
Oysa ben hala kilometrelerce uzağımdaki seni özlüyorum.

Ufak parmaklarını, kesik kesik yüzümü okşayan nefesini,sebepsizce bana açarak baktığın gözlerini...

Bugün 1 yıl 4 ay 10 gün oldu biz tanışalı.
Halbuki ben sana 1 yıl 4 ay 11 gündür aşığım.

Hala yazmadığın şarkılar var İstanbul'a.

Mum kokuyor musun yine ?
Güneş intihar ediyor mu uçurumlardan?
Kibritlerin yıldıza dönüşüyor mu ?
Kimle sevişiyorsun Dolunayda?

Peki sende beni özlüyor musun ?

Ah, doğru ya zaman...

Sen alıştın çoktan değil mi ?
Cevaplarını merak ettiğim şeyler değil aslında.

Belki sadece cevap verirken sesini duyarım diye söylüyorum.

Seni hala seviyorum...

Not: Kahve ve sigara yetiyor bazen varlığını oluşturmama.

26 Ocak 2011 Çarşamba

Kapitalizmin Hediyesi Sevgililer Günü

Her ne kadar karma bir ekonomimiz olduğunu teoride varsaysak da aslında pratikte kapitalist bir ülkeyiz.Kapitalizmin oluşması için tüketim toplumunun varlığı şart.Bu topluma en iyi örnek ise bulunduğumuz ülkeyi Türkiye’yi verebiliriz.Ve bize kapitalizmin bir hediyesi olan Sevgililer Günü hakkında birkaç bir şey söylemek istiyorum.

Sn.Valentine hikayesini kirleten birgündür benim için.Yılın herhangi bir günü alınabilcek hediyelerin,çiçeklerin ve gösterilcek sevgilerin 14 Şubatla kısıtlanması bununla birlikte harcanan anlamsız paraların oluşturduğu bir ekonomik strateji aslında.

Ülkemize ‘’Sevgililer Günü’’ kavramının girdiği tarihleri hatırlamak için çok da yaşlı olmak gerekmiyor.2000lerin başında Amerikadaki Avrupadaki ‘’Sevgililer Günü’’ kutlamaları yayınlanmaya başladı.Hala süregelen bir gazetecilik mantelitesi olan ‘’Halkla Röportaj’’ olayında herkes ‘’Sevgililer Günü’’nden bihaberdi.Sonra bunu takiben birkaç yıl içinde ‘’Sevgililer Günü’’nü bağrımıza bastık.

Gerçekten akıl sır ermiyor. Eh bu kadar çabuk benimsenmesinin en büyük nedenlerinden biri de sınıf farkı oldu.Elit kesimin batı özentisi olması ve alt sınıfın üst sınıfı idol olarak alıp benzemeye çalışması da belirgin bir etken tabi.

Kapitalizmin dayatması olarak gördüğüm ,bireyin sağlıklı düşünmesine engel olan bir gün.Bu dayatmaların tek karlı çıkanı da restorantlar,çiçekçiler bir tabi parfümeri,hediyelik eşya dükkanları.

Aşk gibi özel duyguların kapitalizmle metalaşmasını görmek kadar insanlığı düşüren bir şey olamaz. Böyle ve buna benzer Anneler,Babalar Günleri gibi özelleşen günlerin şirketlerin insanların duyguları üstünden para kazanmasından başka bir şey değil.

O yüzden böyle günlere verilen önemin hediye mantığını azaltmak insanlığımızı yeniden kazandırabilir diye düşünüyorum.


(Okul Gazetesi Ekonomi Bölümü için bir arkadaşıma yazdığım yazı genşler)

2 Ocak 2011 Pazar

Kişiliksiz'e Mektuplar 28 - Final-

Sevgili Son,

Dünkü mesajından sonra anladım ki seninde farkın yokmuş.Sende diğerleri gibi SIRADANSIN.Farklı olmaya çabalayan her PİNOKYO gibi sıradanlaşıyorsun.

Bir kez daha anladım ki,kim olursa olsun o bir insan ve güvenilmezdir.Sende öylesin.

Sakın bir daha bana iyilik yapmaya çalışma adı altında yalnızlığıma DOKUNMA! Çünkü diğerlerinden hiçbir farkın yok.Reklamlı sevgin,timsah gözyaşların ve diğerleri...

Kızgınlığım kendime ama artık bundan vazgeçip seni suçluycam.Kendimi sana güvenmekle suçlamak yerine,güvenimi boşa çıkaran seni suçlamak daha rasyonel bir davranış oluyor.

İstanbul biletimi almak da acele ettim.Büyük hata.Ama beni azıcık tanıdıysan senden bunun intikamını almadan ölmem.

Kendimin en çok sevdiğim özelliği bu aslında.Sevgimi nefrete dönüştürmekte hiç zorlanmıyorum.Seni ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun şimdi onun nefrete dönüştüğünü düşün.Şimdilik korkutucu gelmese de korkmaya yakında başlıycaksın.

Bana vakit ayıramaman artık umrumda değil.Sana ihtiyacım vardı ama sen yoktun.Yanımda olmayanın hayatımda yeri olamaz.

Git kendini avuttur sen.Herkes senden nefret ediyor,hayat sana koymuş,hah git kendini acındırmaya devam et böyle.Çok bulucaksın avuncak kucak.Sonra kalkıp diyceksin yine ''Beni kullanıyorlar,iyi niyetimi sömürüyorlar.'' diye.Güldüm.

Egonu tatmin etmen gerek,kendini aşman lazım.Geç bu yollardan önce.O zaman seni affetmişimdir.

O yüzden küçüğüm,büyü de gel.Öptüm [:

V.
01.10.2010
Türk Dili Dersi 11:16