EĞER BENİ SEVSELERDİ BURAYA YAZACAK VAKTİM OLMAZDI.EĞER SENİ SEVSELERDİ BURAYI OKUYCAK VAKTİN OLMAZDI.
14 Ağustos 2012 Salı
Malèna
''Kadının en büyük düşmanı yine kadındır.'' sözünü hep beraber yeniden hatırlatan bir sözdür Malèna
Bir kadın ne kadar güzel ve çekiciyse o kadar da hem cinsinin düşmanı kazanıyor.Takdir etceğimize küfür eden bir toplumuz.
Bir kadın sırf güzel diye FAHİŞE diye damgalanıyor.
Bir kadın sırf çekici diye am beyinli kadınlar yüzünden hakarete uğruyor.Çünkü o çok sevgili kocalarını,sevgililerini ellerinden alacak korkusu yüzünden.
Bir kadın bir başka kadının kıskançlığı yüzünden dışlanıyor.
Amına koduğumun o dedikoducu orospuları yüzünden bir kadın iftiralara maruz kalıyor.
Bir kadın sırf daha güzel diye,güzelliği yokedilmeye çalışıyor.
Bir kadın bir kadına çok kolay düşman oluyor.
Bir kadın sırf ulaşılmaz olduğundan insanların ağzının suyunu akıtıyor.
Bir kadını bir toplum olmadığı bir şey olmaya zorluyor.
O bir kadın hepinizi SİKER UMARIM.VE HEPİNİZ O KADININ AYAKLARINI BASTIĞI YERİ YALAMAK ZORUNDA KALIRSINIZ AMINA KODUKLARIM.
Dramatik Yazarlık
Çalmadığım kapı,girmediğim sınav kalmasın istiyorum demiştim. İnsanların deneyim anlayışına benim bütçem yetmediğinden bende sınavlara girmeyi tercih ediyorum. ''SO AMAZING !'' çığlıkları yok tabi orda.
İnternette ne yapıyorlar,ne soruyorlar gibi hiçbir şey yazmıyordu.Doğaçlama girdim bende.
Tabiki kendi üniversitemin güzel sanatlar fakültesine deneme yaptım.-Yani garanticilikte son noktayım-
4 saatlik bir sınav ve üç oturumdan oluşuyor Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nin sınavı.
İlk sınav kompozisyon. En son ilkokul 6. sınıfta kompozisyon yazmış biri olarak çok fazla bir randıman bekleyemezdim zaten.Ama açıkcası sizden deneme yazmanızı istiyorlar. Bir nevi Montaigne seçmeleri yapıyorlar aslında. Konu şöyleydi ''Günümüz dünyasında iletişimsizliğin nedenlerini ve sonuçlarını açıklayan bir düşünce yazısı yazınız.'' 1 saat süreniz ve biri müsvedde olmak üzere iki damgalı kağıdınız vardı. Ama aklınızda bulunsun benim gibi salaklık yapıp önce müsveddeye yazıp sonra orjinal kağıda geçirmeye çalışmayın. İnanılmaz zaman kaybediyorsunuz.
İkinci oturum da betimleme yapmanızı istiyorlar.İster öykü şeklinde isterseniz de direk duvarda asılı olan tablolardan bazıları Monetin kopyalarıydı gibi yazmanızı. Yani biraz daha Emile Zola olmanız şart. Şahsen hiç o kadar sıkıcı olabilceğime inanmıyorum. Konu ''Acil Servisi betimleyiniz'' di. Bense kocasını acile getirmiş genç bir kadının ağzından olayı anlatmaya çalıştım.Hamile olduğunu kocasına söylemeye fırsat bulamadan,kocasını acile kaldırmak zorunda kalan bir kadın. Yazarken çok duygulandım.Hatta bir ara kendi kendime ''Ceren bir sakin ol ya kalem senin elinde mutlu sonla bitirebilirsin'' bile dedim.
Üçüncü oturum ise DİYALOG'du. Benim en başarısız olduğum konu malesef. Hiçbir öyküleme ve betimleme yapmadan sadece konuşma baloncukları şeklinde alt alta yazcağınız bir oyun istediler.Tıpkı Shakespeare gibi.Bir kaç dakikalık bir karşılıklı konuşma. Konu ''Genç bir iş adamıyla bir dilenciyi konuşturunuz.'' olcaktı. Ben gibi dilenci görünce kaçan bir insandan dilenciyi konuşturmak demek Yeşilçam filmindeki gururlu fakirlerle aynı şey demek malesef. Sevgili Münir Özkul'un ustabaşı ağzıyla dilenciyi konuşturma hatasına düşmeyin derim.Ayrıca saçma olan da genç iş adamının bir dilenciyle konuşması olurdu.Zaten onlar burdaki hayal gücünü merak ediyorlar ama benim hayal gücüm sınıflaşmış toplumdaki bu iki uç noktayı asla biraraya getiremiyor.
Sonuç olarak ilk aşama bunlardan ibaretti.120 kişi arasından sadece 10 kişinin kabul edilceğini hesaba katarsanız gerçekten bir kaç yıldır kursa gidip tamamen buna yoğunlaşmış rakipler olduğunu düşünürsek gaza gelip sınava giren nacizane benim, kazanma şansı zaten yoktu.Gönül isterdi ki ikinci aşama hakkında da bilgi vereyim ama malesef....
İnternette ne yapıyorlar,ne soruyorlar gibi hiçbir şey yazmıyordu.Doğaçlama girdim bende.
Tabiki kendi üniversitemin güzel sanatlar fakültesine deneme yaptım.-Yani garanticilikte son noktayım-
4 saatlik bir sınav ve üç oturumdan oluşuyor Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nin sınavı.
İlk sınav kompozisyon. En son ilkokul 6. sınıfta kompozisyon yazmış biri olarak çok fazla bir randıman bekleyemezdim zaten.Ama açıkcası sizden deneme yazmanızı istiyorlar. Bir nevi Montaigne seçmeleri yapıyorlar aslında. Konu şöyleydi ''Günümüz dünyasında iletişimsizliğin nedenlerini ve sonuçlarını açıklayan bir düşünce yazısı yazınız.'' 1 saat süreniz ve biri müsvedde olmak üzere iki damgalı kağıdınız vardı. Ama aklınızda bulunsun benim gibi salaklık yapıp önce müsveddeye yazıp sonra orjinal kağıda geçirmeye çalışmayın. İnanılmaz zaman kaybediyorsunuz.
İkinci oturum da betimleme yapmanızı istiyorlar.İster öykü şeklinde isterseniz de direk duvarda asılı olan tablolardan bazıları Monetin kopyalarıydı gibi yazmanızı. Yani biraz daha Emile Zola olmanız şart. Şahsen hiç o kadar sıkıcı olabilceğime inanmıyorum. Konu ''Acil Servisi betimleyiniz'' di. Bense kocasını acile getirmiş genç bir kadının ağzından olayı anlatmaya çalıştım.Hamile olduğunu kocasına söylemeye fırsat bulamadan,kocasını acile kaldırmak zorunda kalan bir kadın. Yazarken çok duygulandım.Hatta bir ara kendi kendime ''Ceren bir sakin ol ya kalem senin elinde mutlu sonla bitirebilirsin'' bile dedim.
Üçüncü oturum ise DİYALOG'du. Benim en başarısız olduğum konu malesef. Hiçbir öyküleme ve betimleme yapmadan sadece konuşma baloncukları şeklinde alt alta yazcağınız bir oyun istediler.Tıpkı Shakespeare gibi.Bir kaç dakikalık bir karşılıklı konuşma. Konu ''Genç bir iş adamıyla bir dilenciyi konuşturunuz.'' olcaktı. Ben gibi dilenci görünce kaçan bir insandan dilenciyi konuşturmak demek Yeşilçam filmindeki gururlu fakirlerle aynı şey demek malesef. Sevgili Münir Özkul'un ustabaşı ağzıyla dilenciyi konuşturma hatasına düşmeyin derim.Ayrıca saçma olan da genç iş adamının bir dilenciyle konuşması olurdu.Zaten onlar burdaki hayal gücünü merak ediyorlar ama benim hayal gücüm sınıflaşmış toplumdaki bu iki uç noktayı asla biraraya getiremiyor.
Sonuç olarak ilk aşama bunlardan ibaretti.120 kişi arasından sadece 10 kişinin kabul edilceğini hesaba katarsanız gerçekten bir kaç yıldır kursa gidip tamamen buna yoğunlaşmış rakipler olduğunu düşünürsek gaza gelip sınava giren nacizane benim, kazanma şansı zaten yoktu.Gönül isterdi ki ikinci aşama hakkında da bilgi vereyim ama malesef....
9 Ağustos 2012 Perşembe
Ve de öyledir.
Sevmek için birini aramak yerine, sevebildiğimiz birine sadakat gösterebilseydik şu an ''Yalnız'' yerine ''Biz'' kavramına alışmış olurduk.
Yanlış sularda olmayabilirsin ama yanlış insanlarlasın.Ben doğruyum demiyorum ama,beni sana unutturmaya çalışanlar da çok doğru sayılmazlar.
Kaybettiklerini özler mi insan.Terk edenleri demiyorum sevgilim,onlar güzel istisnalar.Bahsettiklerimi hayatını siken birini nasıl özlersin,hem de kaçıp gitme şansın varken tepinerek yanında kaldığın insanı.
Belki başlarda özlersin,sonuçta sigarayı da bırakınca damardan almış gibi kimse sakinleşmemiştir.
Ama o orospunun son çocuğu sen düşerken arkandan itmiştir ve sen onu affetmişsindir.
Senden güçlü de değildir halbuki.Sadece nerden vuracağını bilecek kadar seni iyi tanıyordur.
O soysuz,kendine bile tahammülü olmayan götveren çocuğu sırf yalnız kalmamak için seni de battığı çukura çeker. Ve sen onu özlersin. Aklım almıyor okuyucu. Acıdıklarım beni ölüme terkederken ben bazen keşke orda olsaydık,sanki daha gerçekti daha samimiydi diye kendimi yiyorum.Onların umrunda bile değil okuyucu.
O kadar yalnızlaşmışım ki;
Alışkanlıklarım tek kişiye düşmüş.Biriyle film izleyemiyorum.Yeri geliyor otomatik pilota bağlıyorum birini dinlerken.Tek başıma olmayınca uyuyamıyorum.Yemek yerken biri varsa sıkılıyorum.Evde terlik tıkırtısı bile zorluyor bazen beynimi.Kulaklıklarım olmadan dışarda çok kalamıyorum. Elim ayağım dolanıyor.Sosyallikten çok uzaklaştım.Kabuğuma çekilmek değil de kabuğuma kimse dokunmasın istiyorum.
O yüzden SEVGİLİM
Geldiğinde seni yadırgayacağım,sen üstüne alınma.
Ben seni hep uzaktan sevdim,yanımda olmana zamanla alışacağım.
Çünkü bunlar hep anlattığın gibi ''Öyledir.''
Yanlış sularda olmayabilirsin ama yanlış insanlarlasın.Ben doğruyum demiyorum ama,beni sana unutturmaya çalışanlar da çok doğru sayılmazlar.
Kaybettiklerini özler mi insan.Terk edenleri demiyorum sevgilim,onlar güzel istisnalar.Bahsettiklerimi hayatını siken birini nasıl özlersin,hem de kaçıp gitme şansın varken tepinerek yanında kaldığın insanı.
Belki başlarda özlersin,sonuçta sigarayı da bırakınca damardan almış gibi kimse sakinleşmemiştir.
Ama o orospunun son çocuğu sen düşerken arkandan itmiştir ve sen onu affetmişsindir.
Senden güçlü de değildir halbuki.Sadece nerden vuracağını bilecek kadar seni iyi tanıyordur.
O soysuz,kendine bile tahammülü olmayan götveren çocuğu sırf yalnız kalmamak için seni de battığı çukura çeker. Ve sen onu özlersin. Aklım almıyor okuyucu. Acıdıklarım beni ölüme terkederken ben bazen keşke orda olsaydık,sanki daha gerçekti daha samimiydi diye kendimi yiyorum.Onların umrunda bile değil okuyucu.
O kadar yalnızlaşmışım ki;
Alışkanlıklarım tek kişiye düşmüş.Biriyle film izleyemiyorum.Yeri geliyor otomatik pilota bağlıyorum birini dinlerken.Tek başıma olmayınca uyuyamıyorum.Yemek yerken biri varsa sıkılıyorum.Evde terlik tıkırtısı bile zorluyor bazen beynimi.Kulaklıklarım olmadan dışarda çok kalamıyorum. Elim ayağım dolanıyor.Sosyallikten çok uzaklaştım.Kabuğuma çekilmek değil de kabuğuma kimse dokunmasın istiyorum.
O yüzden SEVGİLİM
Geldiğinde seni yadırgayacağım,sen üstüne alınma.
Ben seni hep uzaktan sevdim,yanımda olmana zamanla alışacağım.
Çünkü bunlar hep anlattığın gibi ''Öyledir.''
7 Ağustos 2012 Salı
Öptüğümde Başlayan Yağmur Değil Gözyaşlarımdı
Senin içine ne işlediler sevgilim ?
Acı yüklü iğnelerle hangi duyguları diktiler kalbine?
Söyle bana sevgilim.Senliğini çalan hangi yosma?
Söyle sevgilim korkma,ellerimle sökeceğim dikişlerini.
Kimse olmadığında avuçlarımdan doğacak kalbin.
Merhamettir umut vaad eden dünyanın dönceğine.
Söyle bana sevgilim.
Bu gece sadece duymak istediklerimi söyle.
Ağzından çıkan her yalanı dinlemek istiyorum.
Sen söyleyince inanılır olan yalandan masallar.
Dudaklarının arasına sıkışan ama beyninden haykırarak inkar ettiğin her şeyi.
Sonsuza kadar mutlu yaşayan yalancıları sonsuzluğun olmadığına sadece sen ikna edebilirsin.
Varlığımın olmadığına seninle inandığım gibi.
Bir hiçmişim gibi, ama aslında sen olmak için doğmuşum gibi.
Bu gece sadece ikimize kadeh kaldır sevgilim.
Varlığımın,olmayan ruhuna bağışladığı her güzel şey için içmelisin bu gece.
Kaybettiğin tüm güzel duyguları sen çalmadan,sana bağışlayacak kadar çok sevmiş birine.
Bu gece dua etmeye başlamalısın sevgilim.
Beni tekrar görmek için.
Çünkü kimse seni öperken ağlamadı.
http://www.youtube.com/watch?v=HPcxdW2tuVk
Acı yüklü iğnelerle hangi duyguları diktiler kalbine?
Söyle bana sevgilim.Senliğini çalan hangi yosma?Söyle sevgilim korkma,ellerimle sökeceğim dikişlerini.
Kimse olmadığında avuçlarımdan doğacak kalbin.
Merhamettir umut vaad eden dünyanın dönceğine.
Söyle bana sevgilim.
Bu gece sadece duymak istediklerimi söyle.
Ağzından çıkan her yalanı dinlemek istiyorum.
Sen söyleyince inanılır olan yalandan masallar.
Dudaklarının arasına sıkışan ama beyninden haykırarak inkar ettiğin her şeyi.
Sonsuza kadar mutlu yaşayan yalancıları sonsuzluğun olmadığına sadece sen ikna edebilirsin.
Varlığımın olmadığına seninle inandığım gibi.
Bir hiçmişim gibi, ama aslında sen olmak için doğmuşum gibi.
Bu gece sadece ikimize kadeh kaldır sevgilim.
Varlığımın,olmayan ruhuna bağışladığı her güzel şey için içmelisin bu gece.
Kaybettiğin tüm güzel duyguları sen çalmadan,sana bağışlayacak kadar çok sevmiş birine.
Bu gece dua etmeye başlamalısın sevgilim.
Beni tekrar görmek için.
Çünkü kimse seni öperken ağlamadı.
http://www.youtube.com/watch?v=HPcxdW2tuVk
6 Ağustos 2012 Pazartesi
Kısa Yürüyüşte Maratona Koşan Hayaller
Yürümek...
Yürümek bana iyi geliyor. İnsanlığın başından beri herkese iyi geliyor. Jane Austen romanlarında bir aktivite olarak bile yer edinmiş. Ah şu 19. yüzyıl ingiliz edebiyatı. Başımı döndürüyor.
Aptal görünüşlü şapkamı takıp,muhafazakar semtimde eski botlarımla yola koyuldum.Kulaklığa gerek yoktu,gerçekten dinlemeyi biliyorsan önce içinden gelen kalp atışlarının ritmine kulak vermelisin. İçinde başta ''Çay'' olmak üzere ; ''fil,at,geyik,kadın,alman,gökyüzü,kadıköy,cenk taner'' geçen hiçbir cümleyi sevmiyorum.Başlattığın akımları tek başına yaşamalısın.O zaman değerli olurlar. İstanbulu hiç sevmiyorum.
Caminin köşesinden sağa döndüm.Sigara yakmak için camiyi geçmeyi bekliyorum.Saygı duymak için köpek olmaya gerek yok. Nereye yürüyorum bilmiyorum.Ama aklımda sen varsın.Şimdi ne yapıyorsun diye hayal ediyorum. Bir kızı mı öpüyorsun,arkadaşlarınla dışarda mısın,yoksa annenin ''çok sigara içiyorsun'' serzenişlerini mi dinliyorsun.Ah, sigara demişken camiyi geçeli çok oldu artık yakabilirim.
İlk çekişimle öksürmem bir oluyor. Hava çok nemli,nefes alamıyorum. Yokuş yukarı yürümek de bir çeşit intihar şekli.Senin intiharların kadar marjinal olmasa da,bizde kendimize yetiyoruz sevgilim. Bir araya geldiğimiz uzun gecelerin sonunda ''Sigarayı azaltmam lazım'' derdin. Hiç azalttığına şahit olmadım,sanırım hiç bir arada olmadığımızdan.
Yılda bir kaç kere bir araya gelen insanlardan olmuştuk. Bunu nasıl kabullendim bilmiyorum.Nasıl vazgeçtim diye sana yalan söyledim,yani aslında kendime yalan söyledim onu da bilmiyorum.Hala sana vermeyeceğim mektuplar yazıyorum,birlikte dinlediğimizi hayal ettiğim albümler alıyorum,'aslında bu kitabı çok severdi' diye okuduğum büyük bir kütüphanem var,devasa bir dvd koleksiyonum ve hoşuna gidicek bir sürü hediyen var.Tek sorunumuz sen yoksun sevgilim.
Sen geldiğinde hiçbir şey eksik olmuycak, belki bir kaç şiir fazla okuyabilirim.
Boş zamanlarımda Sylvia Plath oluyorum.Yüksek sesli okuduğum şiirlerle yankılanıyor evimiz.
Hastahanenin oraya geldim.Yeni lenslerimi burdan aldım.Senin de bir göz doktoruna ihtiyacın var.Birlikte gideriz belki geldiğinde.Bekleme salonunda beklerim seni. Ben seni hiçbir doktora emanet edemem.O kadar değerlisin ki kendimden başkasına bir de çok sevgili annene güveniyorum konu sen olunca.
Sevgilim durağa geldim artık.
İlk otobüsle eve dönüyorum.
Sende çok geç kalma.
Yürümek bana iyi geliyor. İnsanlığın başından beri herkese iyi geliyor. Jane Austen romanlarında bir aktivite olarak bile yer edinmiş. Ah şu 19. yüzyıl ingiliz edebiyatı. Başımı döndürüyor.
Aptal görünüşlü şapkamı takıp,muhafazakar semtimde eski botlarımla yola koyuldum.Kulaklığa gerek yoktu,gerçekten dinlemeyi biliyorsan önce içinden gelen kalp atışlarının ritmine kulak vermelisin. İçinde başta ''Çay'' olmak üzere ; ''fil,at,geyik,kadın,alman,gökyüzü,kadıköy,cenk taner'' geçen hiçbir cümleyi sevmiyorum.Başlattığın akımları tek başına yaşamalısın.O zaman değerli olurlar. İstanbulu hiç sevmiyorum.
Caminin köşesinden sağa döndüm.Sigara yakmak için camiyi geçmeyi bekliyorum.Saygı duymak için köpek olmaya gerek yok. Nereye yürüyorum bilmiyorum.Ama aklımda sen varsın.Şimdi ne yapıyorsun diye hayal ediyorum. Bir kızı mı öpüyorsun,arkadaşlarınla dışarda mısın,yoksa annenin ''çok sigara içiyorsun'' serzenişlerini mi dinliyorsun.Ah, sigara demişken camiyi geçeli çok oldu artık yakabilirim.
İlk çekişimle öksürmem bir oluyor. Hava çok nemli,nefes alamıyorum. Yokuş yukarı yürümek de bir çeşit intihar şekli.Senin intiharların kadar marjinal olmasa da,bizde kendimize yetiyoruz sevgilim. Bir araya geldiğimiz uzun gecelerin sonunda ''Sigarayı azaltmam lazım'' derdin. Hiç azalttığına şahit olmadım,sanırım hiç bir arada olmadığımızdan.
Yılda bir kaç kere bir araya gelen insanlardan olmuştuk. Bunu nasıl kabullendim bilmiyorum.Nasıl vazgeçtim diye sana yalan söyledim,yani aslında kendime yalan söyledim onu da bilmiyorum.Hala sana vermeyeceğim mektuplar yazıyorum,birlikte dinlediğimizi hayal ettiğim albümler alıyorum,'aslında bu kitabı çok severdi' diye okuduğum büyük bir kütüphanem var,devasa bir dvd koleksiyonum ve hoşuna gidicek bir sürü hediyen var.Tek sorunumuz sen yoksun sevgilim.
Sen geldiğinde hiçbir şey eksik olmuycak, belki bir kaç şiir fazla okuyabilirim.
Boş zamanlarımda Sylvia Plath oluyorum.Yüksek sesli okuduğum şiirlerle yankılanıyor evimiz.
Hastahanenin oraya geldim.Yeni lenslerimi burdan aldım.Senin de bir göz doktoruna ihtiyacın var.Birlikte gideriz belki geldiğinde.Bekleme salonunda beklerim seni. Ben seni hiçbir doktora emanet edemem.O kadar değerlisin ki kendimden başkasına bir de çok sevgili annene güveniyorum konu sen olunca.
Sevgilim durağa geldim artık.
İlk otobüsle eve dönüyorum.
Sende çok geç kalma.
4 Ağustos 2012 Cumartesi
Beklenmeyen Yağmura Kürtaj
Git burdan.Bu şehri terket.
Avuçlarım kanıyor ağırlığından, bavullara sığdırdığım anıların.
Dua etmek için önce sevmeyi öğrenmelisin.
Bir mum yak bir umut için.Sönene kadar ateşi kalbini dinle.
Gözlerini çek gözyüzünden ve tüm dünya karanlığa boğulsun.
Benden sonra seni kimse görmesin.
Taşınmak çok zor.
Henüz bilmiyorsun çünkü yuvanı hiç terketmedin.
Sana asla anlatamadığım yalanlar var.
Bir de çok güzel masallar...
Deniz fenerinde yaşamak isterdim ya.
Deniz feneri olmuşum aslında.
Kimsem yok,selam verip geçen gemiler dışında.
Çok susuyorum,kana kana konuşmak istediğim zamanlar halbuki.
Ağzımdan dökülen sadece adın artık.
Tüm bu yazdıklarım da yalan şimdi.
Avuçlarım kanıyor ağırlığından, bavullara sığdırdığım anıların.
Dua etmek için önce sevmeyi öğrenmelisin.
Bir mum yak bir umut için.Sönene kadar ateşi kalbini dinle.
Gözlerini çek gözyüzünden ve tüm dünya karanlığa boğulsun.
Benden sonra seni kimse görmesin.
Taşınmak çok zor.
Henüz bilmiyorsun çünkü yuvanı hiç terketmedin.
Sana asla anlatamadığım yalanlar var.
Bir de çok güzel masallar...
Deniz fenerinde yaşamak isterdim ya.
Deniz feneri olmuşum aslında.
Kimsem yok,selam verip geçen gemiler dışında.
Çok susuyorum,kana kana konuşmak istediğim zamanlar halbuki.
Ağzımdan dökülen sadece adın artık.
Tüm bu yazdıklarım da yalan şimdi.
3 Ağustos 2012 Cuma
Gökyüzü'ne Masal
Seni hiç mi kimse sevmedi sevgilim.Hiç mi saçlarını okşamadılar.Düşüp dizlerini kanattığında kimse mi üflemedi o dizlerine.Kimse mi elinden tutup kaldırmadı.Bahçenin köşesinde yalnız başına otururken kimse mi yanına gelip ''Oynayalım mı?'' diye sormadı.
Sen kimsin sevgilim? Beni özlüyorsun.Beni seviyorsun.Ama bunu bilmiyorsun.Gelecekten geldiğini kabul ediyorum.Erken diye beni tanıyamıyorsun sanırım.Olsun ben bekliyorum zaten yapcak daha güzel birşey de yok.Ama kabul ediyorsun varlığımı ister istemez.Yani rüyalarına girmişimdir.Çünkü benden daha iyisini düşleyemezsin.Bunu bildiğini de biliyorum.
Ama çok sığ değil misin sence de? Yani ilişkinin yaşla ilgisi olmadığını hepimiz bilcek kadar büyüdük artık.Evlenelim demiyorum ki hem sana.Bilmediğin bir şey de ben senin o sandığın evlilik meraklısı manyaklardan değilim. Yani henüz olmadım diyelim.O kadar çok alıştım ki yalnızlığa,sana bile katlanamam belki.Dua edelim de geldiğinde hala seviyor olayım.-yazar burda kendini kandırmak istiyor-
Sen benim arzusu dillere sığmayan en büyük zaafımsın. Gelseydin şunları şunları yapardık diye liste tuttuğum tek umut kaynağımsın.Geldiğinde pişirceğim yemekleri bile düşündüm sevgilim.Sadece gelmen lazım anlıyor musun?
Doğum gününde yanında olmayı o kadar çok istiyorum ki.Bir kaç elbise bile aldım. Bunları yazarken üzülüyorum aslında.Saflığıma,çocukluğuma,sen oluşuma,kendimi kaybedişime,kendimi mahvedişime,kendimi yok edişime.Ama yine de o sorunun cevabı olmuyor bu kadar hüzün yüklü şeye ''Nasıl vazgeçebilirim ki?''
Sen kimsin sevgilim? Beni özlüyorsun.Beni seviyorsun.Ama bunu bilmiyorsun.Gelecekten geldiğini kabul ediyorum.Erken diye beni tanıyamıyorsun sanırım.Olsun ben bekliyorum zaten yapcak daha güzel birşey de yok.Ama kabul ediyorsun varlığımı ister istemez.Yani rüyalarına girmişimdir.Çünkü benden daha iyisini düşleyemezsin.Bunu bildiğini de biliyorum.
Ama çok sığ değil misin sence de? Yani ilişkinin yaşla ilgisi olmadığını hepimiz bilcek kadar büyüdük artık.Evlenelim demiyorum ki hem sana.Bilmediğin bir şey de ben senin o sandığın evlilik meraklısı manyaklardan değilim. Yani henüz olmadım diyelim.O kadar çok alıştım ki yalnızlığa,sana bile katlanamam belki.Dua edelim de geldiğinde hala seviyor olayım.-yazar burda kendini kandırmak istiyor-
Sen benim arzusu dillere sığmayan en büyük zaafımsın. Gelseydin şunları şunları yapardık diye liste tuttuğum tek umut kaynağımsın.Geldiğinde pişirceğim yemekleri bile düşündüm sevgilim.Sadece gelmen lazım anlıyor musun?
Doğum gününde yanında olmayı o kadar çok istiyorum ki.Bir kaç elbise bile aldım. Bunları yazarken üzülüyorum aslında.Saflığıma,çocukluğuma,sen oluşuma,kendimi kaybedişime,kendimi mahvedişime,kendimi yok edişime.Ama yine de o sorunun cevabı olmuyor bu kadar hüzün yüklü şeye ''Nasıl vazgeçebilirim ki?''
2 Ağustos 2012 Perşembe
Gece'ye Mektup
Sevgilim,
Bugün umarım acıdan geberiyorsundur.Çünkü senin canın acıycak ki benimki dinsin. Zaten hiç olgun olamadım.''Mutlu olmanı dilerim'' cümlesi yalan.Ben adın geçtiği her yerde,adın verilen her yerde içime öküz otururken senin mutlu olmanı sikerim. Hayatta başarısız olmanı daha çok dilerim. Her başarılı erkeğin arkasındaki o muhteşem dişi ben olmalıyım başkası değil sevgilim anlatabiliyor muyum ? Her gün sana yeni şeyler anlatan o harika kız ben olmalıyım mesela.Yürürken ayağına takılan bir taşta durup gülümseyebilesin diye uydurduğum bir hikayeyi bilmiş olmalısın o taşlar hakkında.
Ahh göğsü deniz kokan sevgilim, kollarımın ağına takılmalısın yine. Nefes alamadığında boynunun altına yastık koyarım ben hem.Bacaklarımı bacaklarına dolayıp kıvrılıp uyurum.İçimden ''Vazgeçtim işte ama bu sefer son'' diye.Yine kendime yalanlar söyleyerek avuturum.Tıpkı senin gibi. Tıpkı senin yaptığın o umut verici,beklentiye sürükleyici,boktan hayatında daha az vicdan azabına ihtiyaç duydurcağı gibi.
Ahh benim ağzına sıçtığım sevgilim. Sen yoksun ve ben ilk kez yanımda olmanı dilemiyorum.Ama ilk kez evimdeymişim gibi hissettiğim yerde sen yoktun.Senin yanın evim gibiydi ve senin olmadığın bir yerde ilk kez evimde hissettim.Herkes ekrana bakarken ben gökyüzüne baktım.Dolunayın aydınlattığı karşı koyamadığım yer çekimine,yıldızlarla savaşan martılara.Ve sen yoktun anlıyor musun !
Sen her gece yatarken ''İyi geceler sevgilim,Seni seviyorum'' diye yastığa başımı koyduğum an gözlerimde beliren adam.Sen orda yoktun.Ama evimiz ora olsun istedim.Sen yoktun ve ben varmışsın gibi davranmaktan sıkılıp bir kez daha ''Kahretsin!'' diye bağırıp koşmaya başladım.
Koştukça azalmıyorsun ama adrenalin beni daha güçlü kılıyor.
Seni ölümüne seviyorum orospu çocuğu senin hayatını sikemediğim her gün acılarla uyandığım her sabah kadar çok seviyorum.
Ve iyi geceler.
Bugün umarım acıdan geberiyorsundur.Çünkü senin canın acıycak ki benimki dinsin. Zaten hiç olgun olamadım.''Mutlu olmanı dilerim'' cümlesi yalan.Ben adın geçtiği her yerde,adın verilen her yerde içime öküz otururken senin mutlu olmanı sikerim. Hayatta başarısız olmanı daha çok dilerim. Her başarılı erkeğin arkasındaki o muhteşem dişi ben olmalıyım başkası değil sevgilim anlatabiliyor muyum ? Her gün sana yeni şeyler anlatan o harika kız ben olmalıyım mesela.Yürürken ayağına takılan bir taşta durup gülümseyebilesin diye uydurduğum bir hikayeyi bilmiş olmalısın o taşlar hakkında.
Ahh göğsü deniz kokan sevgilim, kollarımın ağına takılmalısın yine. Nefes alamadığında boynunun altına yastık koyarım ben hem.Bacaklarımı bacaklarına dolayıp kıvrılıp uyurum.İçimden ''Vazgeçtim işte ama bu sefer son'' diye.Yine kendime yalanlar söyleyerek avuturum.Tıpkı senin gibi. Tıpkı senin yaptığın o umut verici,beklentiye sürükleyici,boktan hayatında daha az vicdan azabına ihtiyaç duydurcağı gibi.
Ahh benim ağzına sıçtığım sevgilim. Sen yoksun ve ben ilk kez yanımda olmanı dilemiyorum.Ama ilk kez evimdeymişim gibi hissettiğim yerde sen yoktun.Senin yanın evim gibiydi ve senin olmadığın bir yerde ilk kez evimde hissettim.Herkes ekrana bakarken ben gökyüzüne baktım.Dolunayın aydınlattığı karşı koyamadığım yer çekimine,yıldızlarla savaşan martılara.Ve sen yoktun anlıyor musun !
Sen her gece yatarken ''İyi geceler sevgilim,Seni seviyorum'' diye yastığa başımı koyduğum an gözlerimde beliren adam.Sen orda yoktun.Ama evimiz ora olsun istedim.Sen yoktun ve ben varmışsın gibi davranmaktan sıkılıp bir kez daha ''Kahretsin!'' diye bağırıp koşmaya başladım.
Koştukça azalmıyorsun ama adrenalin beni daha güçlü kılıyor.
Seni ölümüne seviyorum orospu çocuğu senin hayatını sikemediğim her gün acılarla uyandığım her sabah kadar çok seviyorum.
Ve iyi geceler.
31 Temmuz 2012 Salı
Uzun bir aradan sonra
Uzun bir aradan sonra geçmişte yazdıklarımı okuyup kaldığım yerden günlüğümü devam ettirmeye karar aldığım bir gecedeyiz.Çok şey yaşanmış olsa da dönüp okumak güzeldi.Yine kimsenin beni anlamadığını farkedip ''Kendimle konuşmalıyım.'' sendromuna girdiğim bir gece yaşıyorsak bundan sonra yediğimden içtiğimden aldığım nefesten son sigarama kadar sizinle paylaşıcağım.Şimdilik iyi geceler.Uzun soluklu bir yazı için yarını bekleyin. Ya da beklemeyin kafanıza göre.
16 Haziran 2012 Cumartesi
Sen.
Öptüm.Tüm acılarını yok etmek isteyerek,içimden ''ağzıma dolan çilekler''diye düşleyerek.
Kayboldum.Buldum.Kayboldum.Durdum.Buldum.Tenim yanarken söndürdüm.Parmakların gezinirken,içimde kopan kıyametleri söndürdüm.
Öptüm gecenin karanlığında gizlice.Öptüm.Öptüm.Öptüm.Gülerek,bağıra çağıra.Hakederek,isyanla,intikamla,tüm acımla öptüm.
Öptüm.Arındım.Öptüm,öpüşünle kirlendim.Yine kalbime bir leke bırakıldı.Engelleyemedim.Tamam dedim.Görüşürüz.Belki umutlu bir dilekti.Söndürdüm.
Kırıldım.Kırgınım.Tüm Dünyaya.Bana unutturamadığı her anıya.Her acıya.Her hisse.
Kokun.Tenime işleyen kokun.Nefesin,öpüşün,dokunuşun.
Gölgeler,ölüm gibi sessiz ve karanlık.Beni SENSİZLEŞTİRİRSEN kalbim gölgem olur.
Hissiz,sessiz,isimsiz.Ölümsüz.
SENİ SEVİYORUM nasıl zor bir cümle.
SENİ SEVİYORUM nasıl umutlu,nasıl pes etmez bir cümle.
Sevgi nasıl yoksun,tuzsuz,pulsuz sadece sana yakışıyor.
Her hücreme adını verseydim onlar da beni terkedermiydi?
Korktum.Seni kaybetmekten korkarak öptüm.Belki ilk kez öptüm.
Belki ''Bu sadece başlangıçtı.''
Acıyla beslenen pesimistliğime rağmen,gecenin tüm karanlığının unutmamı sağlamasını isteyerek öptüm.Yüzünü hatırlamak istemiyerek öptüm.
Dans ettim sokaklarda,festivaller,geçitler düzenledim ikimiz için.
Bir mum yaktım ikimiz için.Mürekkep oldu gözyaşlarım.Sessizliğimize ağladım.
BEN TÜM GECE BAĞIRA ÇAĞIRA SENİ SEVDİĞİMİ ANLATMAK İSTEDİM.sustum.
Bir mum yaktım yeni bir umut için,ikimiz için.Rüzgar esti,acı ikimizi savurdu,mum söndü.Hangimizin ateşi yeniden yakabilir bu mumu?
Zaman acımasız,zaman orospuların bacaklarından akıyor.Kaç milyar çocuk hiç doğmadan ölüyor.
Sence Tanrı ikimizi birbirimize bağışlar mı ?
İrade sadece özgürce acı çekmemiz için mi var?
Yakarak mı yok olduk,yanarak mı yok ettik?Biz ne yaptık? Pişmanlığımız ne için?
Seni öptüm.sonsuzluğa adayarak.Sensizliği unutarak.Sana sarılarak uyumanın huzuruyla.Gözlerimi sana kapatarak.Beni düşlemeni dileyerek.Beni düşlediğini bilerek.Sevginin arzunun önüne geçmesini isteyerek.
Bir gün beni seveceğine inanarak.
Seni öptüm.İkimizi mühürledim.İçimi tırnaklarımla parçalayarak.
Her kuralımı bir balyozla yıkarak,yok ederek,tüm kokonun tenime karışmasını bekleyerek.
Seni öptüm.Seni öptüm.Seni öptüm.
Ruhumuzun birleştiğini hissederek.
Seni seviyorum.Seni seviyorum. SENİ SEVİYORUM.
Çünkü bunu sadece yazarak söyleyebiliyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
