8 Ekim 2012 Pazartesi

Kaçarak Yakalanmak

Merhaba,

Güzel bir ekim günü.Ve ben canıma okuyorum.

Okul açılalı bir hafta oldu ve ben ders çalışıyorum.Kütüphanede nefes alıp veriyorum.Düzenli spor yapıyorum.Kulüpte sürekli görev alıyorum.Scubaya yeniden dönüyorum.

Eve geldiğimde o kadar yorgun oluyorum ki.Gece rüya bile görmüyorum.Dolayısıyla seni de.

Ben tüm bunları seni düşüncek vaktim kalmasın diye yapıyorum.

Çünkü biliyorum eğer durmak istersem,düşerim.

21 Ağustos 2012 Salı

Bir Gece Masalı

Yolculuğuma başladığımda bir not defterim vardı ve kitap yazma hayallerim...

O'nu bulmaya gittiğimde gerçekten bulmama ihtimal olmadığını düşünmeme rağmen bir yanımda bulacağımdan adım gibi emindi.

Kadere meydan okumanın cezasını bulmakla kaybetmek arasında geçen bir gecede özetleyebilirdim.Ama hiçbiriniz gün doğmadan neleri doğurabileceğini denemek istemiştir.Ve ben denedim.

Bunu yazmak için neden bu kadar bekledim bende bilmiyorum. Ama size yemin ederim ki sadece bilmeniz kadarını öğrenebilecek ve düşündüğünüz kadarını bilmiş olacaksınız.

Alkolikliğe ve boşvermişliğe yakınlaştığım sevmediğim bir Şubat gecesi boktan bir barda Tuğçeyle içiyorduk.O zamanlar gidecek yeri olmayan kimsesizler kadar terkedilmiştim hayat tarafından.Bu kadar dramatize etmeyi sevmesem de sizi bunu okutmak için her şeyi yazardım.Her neyse, dönmek istemediğim bir oda ve odası vardı.Eğer dönmek istemiyorsak dönmezdik diycek kadar kolaydı hayat o günlerde.Dönmedik. Ve aklıma ''O'' geldi.Hala ismini vermeye korkuyorum.

Tuğçe'ye döndüm ve ''Hadi kalk İstanbul'a gidiyoruz.'' cümlemle başlayan başı sonu bilinmez o yolculuğa başladık. Yanımıza aldığımız sırt çantalarıyla koyulduğumuz yolda otogarda en erken 6 saat sonraya bulduğumuz biletle beklemeye başladık.

Otogarda beklerken içim içime sığmıyordu.Doğum günü hediyesini açmak için bekleyen o kız çocuğuna dönüşüvermiştim yeniden.Tazelendim sanki.Kendime inanamıyordum.Bir kaç arkadaşımı aradım.''Ben İstanbul'a gidiyorum O'nu bulmaya'' cümleleriyle başlayan bir çok telefon konuşması.

Zaman geçmiyordu.Yazmak istiyordum.Anlatmak.Başlangıcımızı yapmak.
Büfelerden birinde not defterlerinden buldum.Küçük bordo bir tane aldım.Ve yazmaya başladım.

''.... Neden İstanbul değil.Kalbim orada atıyor.Gözlerim oraya bakıyor. Onu merak ediyorum saçma ama onu özlüyorum.Kaderimi yaşıyorum ama şu an sadece dişlerimi fırçalamak istiyorum.'' 13 Şubat 2011 Saat 03:51

Otobüs saat 05:30da.

İstanbul'a vardığımızda Batu bizi karşılıyor.Dalış kulübünden arkadaşım.Kadıköy'de sonu denize çıkan bir sokakta kalıyoruz.

14 Şubat sabahı erkenden yola çıkıyoruz.İlk kez geldiğim anadolu yakasından avrupa yakasına geçiyoruz.

Sora sora Tünel'e çıkıyoruz. Merhaba Tünel ! Elimde sadece adı ve Tünel'de çatı katında bir stüdyosu olduğuydu. Samanlıkta iğne aramaktan pek farkı yok bu yaptığımın.Tünelde yüzlerce stüdyo var çünkü.Ve ben İstanbuldayım seni arıyorum.

Gelmişken rutinlerimi yapmak istedim.İlk olarak St.Antuan'da dilek tuttum. ''Bugün sevgililer günü biliyorsun,eğer gerçekten onu ne kadar sevdiğimi görüyorsan ki hiç şüphem yok onu bulmama yardım et'' diyorum.

Çıkıp Galata Kulesine gidiyoruz.Yükseklik korkumun ağzımdan çığlık olarak çıkmaması için dua ettiğim dakikalar yaşıyoruz.Atlamamak için elimden gelen çabayı gösteriyorum.

Yaklaşık 8 saat boyunca hemen hemen her stüdyoya bakıyoruz.Taaa ki o müzik marketteki Kuzey isimli yaşça büyük bir abimizin bana yardım teklifine kadar.Kendisi de zamanında Ankara'da bir kızı karda kışta 2 hafta aramış olduğundan halden anlıyor.


Sonraaaaa.......

Sonrasını sonra yazcam yoruldum.Aynı anıları tekrar kafamda hayal edip yaşamak çok canımı yakıyor.

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Nasıl Vaz-Geç-(emedim)- (?)

Zaman(la) geçiyormuş her acı.
Zaman(la) geçiyormuş her sevgi.

Kim inanırdı değil mi?
Ben inanmak isterdim.

Hala sigaraları söndürmeyi başaramıyorum ve böyle devam ederse onu da bırakmayı düşünüyorum.

Başarısız olduğum her şeyden vazgeçtim.
Sen istisnasın.
Ben bir insanı sevebilmeyi sende gördüm.Kendi sınırlarımı biliyorum.Bir Tanrı'dan daha çok sevebiliyorum.

Senden vazgeçemedim ben.
Sana ''Vazgeçtim'' dediğimde bile içimden;
''Beni sevdiğini hissettiğim en ufak bir kıvılcımda her şeyi siker atarım,nolcak senden kıymetli mi?'' dedim .

Aşkımı(zı) balıklar yesin diye sana yazdığım tüm mektupları denize fırlattım.

Bir kelebeğin gölgesi kadardı bende bıraktığın iz.

Sana yollamak için başladığım her mesajı sadece kaydettim.

Bir insan sevmediği insanı nasıl öper yada yaşadıklarımız sahte bir rüya mıydı?

Ne çok sorum var değil mi? Sana bir kitap yazdırcak kadar sorum vardı.
Cevap ver(e)mediğin bir kitap yazdım sana sorularla dolu.

Hayır ağlamıyorum tabiki,sadece lenslerim kurumasın diye yapıyorum.

Charlie'nin Çikolata Fabrikasını içime alabilseydim yine de mutluluk hormonu salgılayamayacak kadar Radiohead dinlemiştim.

(Rüyalarımda elini boynuma doluyordun Radiohead çalarken,RÜYA-LAR-IM DA)

Ah benim orospuların evlat edinmek için can attığı güzel sevgilim.
Teni güneş,göğsü deniz kokan sevgilim.

Şimdi hangi limandayız söyler misin ?
Yoksa geminin ardından 3 dakika el sallayacak kadar hüzünlü mü bu yüzüm.
Ayaklarım gitmek istemiyorum,kalbim sana doğru bir maratonda.

Dünyanın küçük olduğunu bir bize göstermiyor Tanrı.
Bu kadar mı oluru olmayan bir şey istedim.

Dualarım artık kelebeklerin soyunun tükenmesi yönünde.
Uçarak daha fazla acı vermesinler diye.

14 Ağustos 2012 Salı

Malèna


''Kadının en büyük düşmanı yine kadındır.'' sözünü hep beraber yeniden hatırlatan bir sözdür Malèna 

Bir kadın ne kadar güzel ve çekiciyse o kadar da hem cinsinin düşmanı kazanıyor.Takdir etceğimize küfür eden bir toplumuz.

Bir kadın sırf güzel diye FAHİŞE diye damgalanıyor.

Bir kadın sırf çekici diye am beyinli kadınlar yüzünden hakarete uğruyor.Çünkü o çok sevgili kocalarını,sevgililerini ellerinden alacak korkusu yüzünden.

Bir kadın bir başka kadının kıskançlığı yüzünden dışlanıyor.

Amına koduğumun o dedikoducu orospuları yüzünden bir kadın iftiralara maruz kalıyor.

Bir kadın sırf daha güzel diye,güzelliği yokedilmeye çalışıyor.

Bir kadın bir kadına çok kolay düşman oluyor.

Bir kadın sırf ulaşılmaz olduğundan insanların ağzının suyunu akıtıyor.

Bir kadını bir toplum olmadığı bir şey olmaya zorluyor.

O bir kadın hepinizi SİKER UMARIM.VE HEPİNİZ O KADININ AYAKLARINI BASTIĞI YERİ YALAMAK ZORUNDA KALIRSINIZ AMINA KODUKLARIM.



Dramatik Yazarlık

Çalmadığım kapı,girmediğim sınav kalmasın istiyorum demiştim. İnsanların deneyim anlayışına benim bütçem yetmediğinden bende sınavlara girmeyi tercih ediyorum. ''SO AMAZING !'' çığlıkları yok tabi orda.

İnternette ne yapıyorlar,ne soruyorlar gibi hiçbir şey yazmıyordu.Doğaçlama girdim bende.

Tabiki kendi üniversitemin güzel sanatlar fakültesine deneme yaptım.-Yani garanticilikte son noktayım-

4 saatlik bir sınav ve üç oturumdan oluşuyor Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nin sınavı.

İlk sınav kompozisyon. En son ilkokul 6. sınıfta kompozisyon yazmış biri olarak çok fazla bir randıman bekleyemezdim zaten.Ama açıkcası sizden deneme yazmanızı istiyorlar. Bir nevi Montaigne seçmeleri yapıyorlar aslında. Konu şöyleydi ''Günümüz dünyasında iletişimsizliğin nedenlerini ve sonuçlarını açıklayan bir düşünce yazısı yazınız.'' 1 saat süreniz ve biri müsvedde olmak üzere iki damgalı kağıdınız vardı. Ama aklınızda bulunsun benim gibi salaklık yapıp önce müsveddeye yazıp sonra orjinal kağıda geçirmeye çalışmayın. İnanılmaz zaman kaybediyorsunuz.

İkinci oturum da betimleme yapmanızı istiyorlar.İster öykü şeklinde isterseniz de direk duvarda asılı olan tablolardan bazıları Monetin kopyalarıydı gibi yazmanızı. Yani biraz daha Emile Zola olmanız şart. Şahsen hiç o kadar sıkıcı olabilceğime inanmıyorum. Konu ''Acil Servisi betimleyiniz'' di. Bense kocasını acile getirmiş genç bir kadının ağzından olayı anlatmaya çalıştım.Hamile olduğunu kocasına söylemeye fırsat bulamadan,kocasını acile kaldırmak zorunda kalan bir kadın. Yazarken çok duygulandım.Hatta bir ara kendi kendime ''Ceren bir sakin ol ya kalem senin elinde mutlu sonla bitirebilirsin'' bile dedim.

Üçüncü oturum ise DİYALOG'du. Benim en başarısız olduğum konu malesef. Hiçbir öyküleme ve betimleme yapmadan sadece konuşma baloncukları şeklinde alt alta yazcağınız bir oyun istediler.Tıpkı Shakespeare gibi.Bir kaç dakikalık bir karşılıklı konuşma. Konu ''Genç bir iş adamıyla bir dilenciyi konuşturunuz.'' olcaktı. Ben gibi dilenci görünce kaçan bir insandan dilenciyi konuşturmak demek Yeşilçam filmindeki gururlu fakirlerle aynı şey demek malesef. Sevgili Münir Özkul'un ustabaşı ağzıyla dilenciyi konuşturma hatasına düşmeyin derim.Ayrıca saçma olan da genç iş adamının bir dilenciyle konuşması olurdu.Zaten onlar burdaki hayal gücünü merak ediyorlar ama benim hayal gücüm sınıflaşmış toplumdaki bu iki uç noktayı asla biraraya getiremiyor.

Sonuç olarak ilk aşama bunlardan ibaretti.120 kişi arasından sadece 10 kişinin kabul edilceğini hesaba katarsanız gerçekten bir kaç yıldır kursa gidip tamamen buna yoğunlaşmış rakipler olduğunu düşünürsek gaza gelip sınava giren nacizane benim, kazanma şansı zaten yoktu.Gönül isterdi ki ikinci aşama hakkında da bilgi vereyim ama malesef....

9 Ağustos 2012 Perşembe

Ve de öyledir.

Sevmek için birini aramak yerine, sevebildiğimiz birine sadakat gösterebilseydik şu an ''Yalnız'' yerine ''Biz'' kavramına alışmış olurduk.

Yanlış sularda olmayabilirsin ama yanlış insanlarlasın.Ben doğruyum demiyorum ama,beni sana unutturmaya çalışanlar da çok doğru sayılmazlar.

Kaybettiklerini özler mi insan.Terk edenleri demiyorum sevgilim,onlar güzel istisnalar.Bahsettiklerimi hayatını siken birini nasıl özlersin,hem de kaçıp gitme şansın varken tepinerek yanında kaldığın insanı.

Belki başlarda özlersin,sonuçta sigarayı da bırakınca damardan almış gibi kimse sakinleşmemiştir.

Ama o orospunun son çocuğu sen düşerken arkandan itmiştir ve sen onu affetmişsindir.

Senden güçlü de değildir halbuki.Sadece nerden vuracağını bilecek kadar seni iyi tanıyordur.

O soysuz,kendine bile tahammülü olmayan götveren çocuğu sırf yalnız kalmamak için seni de battığı çukura çeker. Ve sen onu özlersin. Aklım almıyor okuyucu. Acıdıklarım beni ölüme terkederken ben bazen keşke orda olsaydık,sanki daha gerçekti daha samimiydi diye kendimi yiyorum.Onların umrunda bile değil okuyucu.

O kadar yalnızlaşmışım ki;
Alışkanlıklarım tek kişiye düşmüş.Biriyle film izleyemiyorum.Yeri geliyor otomatik pilota bağlıyorum birini dinlerken.Tek başıma olmayınca uyuyamıyorum.Yemek yerken biri varsa sıkılıyorum.Evde terlik tıkırtısı bile zorluyor bazen beynimi.Kulaklıklarım olmadan dışarda çok kalamıyorum. Elim ayağım dolanıyor.Sosyallikten çok uzaklaştım.Kabuğuma çekilmek değil de kabuğuma kimse dokunmasın istiyorum.

O yüzden SEVGİLİM

Geldiğinde seni yadırgayacağım,sen üstüne alınma.
Ben seni hep uzaktan sevdim,yanımda olmana zamanla alışacağım.
Çünkü bunlar hep anlattığın gibi ''Öyledir.''

7 Ağustos 2012 Salı

Öptüğümde Başlayan Yağmur Değil Gözyaşlarımdı

Senin içine ne işlediler sevgilim ?

Acı yüklü iğnelerle hangi duyguları diktiler kalbine?
Söyle bana sevgilim.Senliğini çalan hangi yosma?
Söyle sevgilim korkma,ellerimle sökeceğim dikişlerini.

Kimse olmadığında avuçlarımdan doğacak kalbin.
Merhamettir umut vaad eden dünyanın dönceğine.

Söyle bana sevgilim.
Bu gece sadece duymak istediklerimi söyle.
Ağzından çıkan her yalanı dinlemek istiyorum.
Sen söyleyince inanılır olan yalandan masallar.
Dudaklarının arasına sıkışan ama beyninden haykırarak inkar ettiğin her şeyi.

Sonsuza kadar mutlu yaşayan yalancıları sonsuzluğun olmadığına sadece sen ikna edebilirsin.
Varlığımın olmadığına seninle inandığım gibi.
Bir hiçmişim gibi, ama aslında sen olmak için doğmuşum gibi.

Bu gece sadece ikimize kadeh kaldır sevgilim.
Varlığımın,olmayan ruhuna bağışladığı her güzel şey için içmelisin bu gece.
Kaybettiğin tüm güzel duyguları sen çalmadan,sana bağışlayacak kadar çok sevmiş birine.

Bu gece dua etmeye başlamalısın sevgilim.

Beni tekrar görmek için.

Çünkü kimse seni öperken ağlamadı.

http://www.youtube.com/watch?v=HPcxdW2tuVk

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Kısa Yürüyüşte Maratona Koşan Hayaller

Yürümek...
Yürümek bana iyi geliyor. İnsanlığın başından beri herkese iyi geliyor. Jane Austen romanlarında bir aktivite olarak bile yer edinmiş. Ah şu 19. yüzyıl ingiliz edebiyatı. Başımı döndürüyor.

Aptal görünüşlü şapkamı takıp,muhafazakar semtimde eski botlarımla yola koyuldum.Kulaklığa gerek yoktu,gerçekten dinlemeyi biliyorsan önce içinden gelen kalp atışlarının ritmine kulak vermelisin. İçinde başta ''Çay'' olmak üzere ; ''fil,at,geyik,kadın,alman,gökyüzü,kadıköy,cenk taner'' geçen hiçbir cümleyi sevmiyorum.Başlattığın akımları tek başına yaşamalısın.O zaman değerli olurlar. İstanbulu hiç sevmiyorum.

Caminin köşesinden sağa döndüm.Sigara yakmak için camiyi geçmeyi bekliyorum.Saygı duymak için köpek olmaya gerek yok. Nereye yürüyorum bilmiyorum.Ama aklımda sen varsın.Şimdi ne yapıyorsun diye hayal ediyorum. Bir kızı mı öpüyorsun,arkadaşlarınla dışarda mısın,yoksa annenin ''çok sigara içiyorsun'' serzenişlerini mi dinliyorsun.Ah, sigara demişken camiyi geçeli çok oldu artık yakabilirim.

İlk çekişimle öksürmem bir oluyor. Hava çok nemli,nefes alamıyorum. Yokuş yukarı yürümek de bir çeşit intihar şekli.Senin intiharların kadar marjinal olmasa da,bizde kendimize yetiyoruz sevgilim. Bir araya geldiğimiz uzun gecelerin sonunda ''Sigarayı azaltmam lazım'' derdin. Hiç azalttığına şahit olmadım,sanırım hiç bir arada olmadığımızdan.

Yılda bir kaç kere bir araya gelen insanlardan olmuştuk. Bunu nasıl kabullendim bilmiyorum.Nasıl vazgeçtim diye sana yalan söyledim,yani aslında kendime yalan söyledim onu da bilmiyorum.Hala sana vermeyeceğim mektuplar yazıyorum,birlikte dinlediğimizi hayal ettiğim albümler alıyorum,'aslında bu kitabı çok severdi' diye okuduğum büyük bir kütüphanem var,devasa bir dvd koleksiyonum ve hoşuna gidicek bir sürü hediyen var.Tek sorunumuz sen yoksun sevgilim.

Sen geldiğinde hiçbir şey eksik olmuycak, belki bir kaç şiir fazla okuyabilirim.

Boş zamanlarımda Sylvia Plath oluyorum.Yüksek sesli okuduğum şiirlerle yankılanıyor evimiz.

Hastahanenin oraya geldim.Yeni lenslerimi burdan aldım.Senin de bir göz doktoruna ihtiyacın var.Birlikte gideriz belki geldiğinde.Bekleme salonunda beklerim seni. Ben seni hiçbir doktora emanet edemem.O kadar değerlisin ki kendimden başkasına bir de çok sevgili annene güveniyorum konu sen olunca.

Sevgilim durağa geldim artık.
İlk otobüsle eve dönüyorum.

Sende çok geç kalma.

4 Ağustos 2012 Cumartesi

Beklenmeyen Yağmura Kürtaj

Git burdan.Bu şehri terket.
Avuçlarım kanıyor ağırlığından, bavullara sığdırdığım anıların.

Dua etmek için önce sevmeyi öğrenmelisin.
Bir mum yak bir umut için.Sönene kadar ateşi kalbini dinle.

Gözlerini çek gözyüzünden ve tüm dünya karanlığa boğulsun.
Benden sonra seni kimse görmesin.

Taşınmak çok zor.
Henüz bilmiyorsun çünkü yuvanı hiç terketmedin.

Sana asla anlatamadığım yalanlar var.
Bir de çok güzel masallar...

Deniz fenerinde yaşamak isterdim ya.
Deniz feneri olmuşum aslında.
Kimsem yok,selam verip geçen gemiler dışında.

Çok susuyorum,kana kana konuşmak istediğim zamanlar halbuki.

Ağzımdan dökülen sadece adın artık.
Tüm bu yazdıklarım da yalan şimdi.


3 Ağustos 2012 Cuma

Gökyüzü'ne Masal

Seni hiç mi kimse sevmedi sevgilim.Hiç mi saçlarını okşamadılar.Düşüp dizlerini kanattığında kimse mi üflemedi o dizlerine.Kimse mi elinden tutup kaldırmadı.Bahçenin köşesinde yalnız başına otururken kimse mi yanına gelip ''Oynayalım mı?'' diye sormadı.

Sen kimsin sevgilim? Beni özlüyorsun.Beni seviyorsun.Ama bunu bilmiyorsun.Gelecekten geldiğini kabul ediyorum.Erken diye beni tanıyamıyorsun sanırım.Olsun ben bekliyorum zaten yapcak daha güzel birşey de yok.Ama kabul ediyorsun varlığımı ister istemez.Yani rüyalarına girmişimdir.Çünkü benden daha iyisini düşleyemezsin.Bunu bildiğini de biliyorum.

Ama çok sığ değil misin sence de? Yani ilişkinin yaşla ilgisi olmadığını hepimiz bilcek kadar büyüdük artık.Evlenelim demiyorum ki hem sana.Bilmediğin bir şey de ben senin o sandığın evlilik meraklısı manyaklardan değilim. Yani henüz olmadım diyelim.O kadar çok alıştım ki yalnızlığa,sana bile katlanamam belki.Dua edelim de geldiğinde hala seviyor olayım.-yazar burda kendini kandırmak istiyor-

Sen benim arzusu dillere sığmayan en büyük zaafımsın. Gelseydin şunları şunları yapardık diye liste tuttuğum tek umut kaynağımsın.Geldiğinde pişirceğim yemekleri bile düşündüm sevgilim.Sadece gelmen lazım anlıyor musun?

Doğum gününde yanında olmayı o kadar çok istiyorum ki.Bir kaç elbise bile aldım. Bunları yazarken üzülüyorum aslında.Saflığıma,çocukluğuma,sen oluşuma,kendimi kaybedişime,kendimi mahvedişime,kendimi yok edişime.Ama yine de o sorunun cevabı olmuyor bu kadar hüzün yüklü şeye ''Nasıl vazgeçebilirim ki?''

2 Ağustos 2012 Perşembe

Gece'ye Mektup

Sevgilim,

Bugün umarım acıdan geberiyorsundur.Çünkü senin canın acıycak ki benimki dinsin. Zaten hiç olgun olamadım.''Mutlu olmanı dilerim'' cümlesi yalan.Ben adın geçtiği her yerde,adın verilen her yerde içime öküz otururken senin mutlu olmanı sikerim. Hayatta başarısız olmanı daha çok dilerim. Her başarılı erkeğin arkasındaki o muhteşem dişi ben olmalıyım başkası değil sevgilim anlatabiliyor muyum ? Her gün sana yeni şeyler anlatan o harika kız ben olmalıyım mesela.Yürürken ayağına takılan bir taşta durup gülümseyebilesin diye uydurduğum bir hikayeyi bilmiş olmalısın o taşlar hakkında.

Ahh göğsü deniz kokan sevgilim, kollarımın ağına takılmalısın yine. Nefes alamadığında boynunun altına yastık koyarım ben hem.Bacaklarımı bacaklarına dolayıp kıvrılıp uyurum.İçimden ''Vazgeçtim işte ama bu sefer son'' diye.Yine kendime yalanlar söyleyerek avuturum.Tıpkı senin gibi. Tıpkı senin yaptığın o umut verici,beklentiye sürükleyici,boktan hayatında daha az vicdan azabına ihtiyaç duydurcağı gibi.

Ahh benim ağzına sıçtığım sevgilim. Sen yoksun ve ben ilk kez yanımda olmanı dilemiyorum.Ama ilk kez evimdeymişim gibi hissettiğim yerde sen yoktun.Senin yanın evim gibiydi ve senin olmadığın bir yerde ilk kez evimde hissettim.Herkes ekrana bakarken ben gökyüzüne baktım.Dolunayın aydınlattığı karşı koyamadığım yer çekimine,yıldızlarla savaşan martılara.Ve sen yoktun anlıyor musun !

Sen her gece yatarken ''İyi geceler sevgilim,Seni seviyorum'' diye yastığa başımı koyduğum an gözlerimde beliren adam.Sen orda yoktun.Ama evimiz ora olsun istedim.Sen yoktun ve ben varmışsın gibi davranmaktan sıkılıp bir kez daha ''Kahretsin!'' diye bağırıp koşmaya başladım.

Koştukça azalmıyorsun ama adrenalin beni daha güçlü kılıyor.

Seni ölümüne seviyorum orospu çocuğu senin hayatını sikemediğim her gün acılarla uyandığım her sabah kadar çok seviyorum.

Ve iyi geceler.

31 Temmuz 2012 Salı

Uzun bir aradan sonra

Uzun bir aradan sonra geçmişte yazdıklarımı okuyup kaldığım yerden günlüğümü devam ettirmeye karar aldığım bir gecedeyiz.Çok şey yaşanmış olsa da dönüp okumak güzeldi.Yine kimsenin beni anlamadığını farkedip ''Kendimle konuşmalıyım.'' sendromuna girdiğim bir gece yaşıyorsak bundan sonra yediğimden içtiğimden aldığım nefesten son sigarama kadar sizinle paylaşıcağım.Şimdilik iyi geceler.Uzun soluklu bir yazı için yarını bekleyin. Ya da beklemeyin kafanıza göre.

16 Haziran 2012 Cumartesi

Sen.


Öptüm.Tüm acılarını yok etmek isteyerek,içimden ''ağzıma dolan çilekler''diye düşleyerek.
Kayboldum.Buldum.Kayboldum.Durdum.Buldum.Tenim yanarken söndürdüm.Parmakların gezinirken,içimde kopan kıyametleri söndürdüm.
Öptüm gecenin karanlığında gizlice.Öptüm.Öptüm.Öptüm.Gülerek,bağıra çağıra.Hakederek,isyanla,intikamla,tüm acımla öptüm.
Öptüm.Arındım.Öptüm,öpüşünle kirlendim.Yine kalbime bir leke bırakıldı.Engelleyemedim.Tamam dedim.Görüşürüz.Belki umutlu bir dilekti.Söndürdüm.
Kırıldım.Kırgınım.Tüm Dünyaya.Bana unutturamadığı her anıya.Her acıya.Her hisse.
Kokun.Tenime işleyen kokun.Nefesin,öpüşün,dokunuşun.
Gölgeler,ölüm gibi sessiz ve karanlık.Beni SENSİZLEŞTİRİRSEN kalbim gölgem olur.
Hissiz,sessiz,isimsiz.Ölümsüz.
SENİ SEVİYORUM nasıl zor bir cümle.
SENİ SEVİYORUM nasıl umutlu,nasıl pes etmez bir cümle.
Sevgi nasıl yoksun,tuzsuz,pulsuz sadece sana yakışıyor.
Her hücreme adını verseydim onlar da beni terkedermiydi?
Korktum.Seni kaybetmekten korkarak öptüm.Belki ilk kez öptüm.
Belki ''Bu sadece başlangıçtı.''
Acıyla beslenen pesimistliğime rağmen,gecenin tüm karanlığının unutmamı sağlamasını isteyerek öptüm.Yüzünü hatırlamak istemiyerek öptüm.
Dans ettim sokaklarda,festivaller,geçitler düzenledim ikimiz için.
Bir mum yaktım ikimiz için.Mürekkep oldu gözyaşlarım.Sessizliğimize ağladım.
BEN TÜM GECE BAĞIRA ÇAĞIRA SENİ SEVDİĞİMİ ANLATMAK İSTEDİM.sustum.
Bir mum yaktım yeni bir umut için,ikimiz için.Rüzgar esti,acı ikimizi savurdu,mum söndü.Hangimizin ateşi yeniden yakabilir bu mumu?
Zaman acımasız,zaman orospuların bacaklarından akıyor.Kaç milyar çocuk hiç doğmadan ölüyor.
Sence Tanrı ikimizi birbirimize bağışlar mı ?
İrade sadece özgürce acı çekmemiz için mi var?
Yakarak mı yok olduk,yanarak mı yok ettik?Biz ne yaptık? Pişmanlığımız ne için?
Seni öptüm.sonsuzluğa adayarak.Sensizliği unutarak.Sana sarılarak uyumanın huzuruyla.Gözlerimi sana kapatarak.Beni düşlemeni dileyerek.Beni düşlediğini bilerek.Sevginin arzunun önüne geçmesini isteyerek.
Bir gün beni seveceğine inanarak.
Seni öptüm.İkimizi mühürledim.İçimi tırnaklarımla parçalayarak.
Her kuralımı bir balyozla yıkarak,yok ederek,tüm kokonun tenime karışmasını bekleyerek.
Seni öptüm.Seni öptüm.Seni öptüm.
Ruhumuzun birleştiğini hissederek.
Seni seviyorum.Seni seviyorum. SENİ SEVİYORUM.
Çünkü bunu sadece yazarak söyleyebiliyorum.

20 Mayıs 2012 Pazar

515

Sen beni öldürüyorsun.
Gözlerim yanıyor karanlığında.
Sana olan kararlılığım limitsiz bir boşluğa sürükleniyor.
Yollar,zamandan hızlı akıyor.
İçim sana ulaşamayan yollarla doluyor.
Tıka basa susuyorum.
Konuşursam gözyaşlarımda boğulacaksın.
Bir bebek doğuyor avuçlarımdan.
Hiçbir sevgi bu kadar sen olamaz.
Denizler,güneşle döllenip içimde bahar çiçekleri açtırıyor.
Vapurlar batıyor,sular yükseliyor.
Sessizliğim hıçkırıklarda kayboluyor.
Güneş sadece sıcak,can yakmıyor.
Gölgeler benliğimi karanlığa sürüklüyor.
Duvarlar, Dünyaya inat toz pembe hayallere boyanıyor.
Köpekler bile artık sadık değil,adlarını bilen herkese aşık oluyorlar.
Liman buradan çok uzakta.
Sulara karışsaydım,senin olurdum.
Bir vapur daha içime batıyor.
Bir bebek daha doğarken ağlıyor.
Ve sevgisizliğin benim gözlerimi gölgelere sürüklüyor…

23 Mart 2012 Cuma

Depresyon Günlükleri

Bazen yapman gereken tek şey yazmaktır.İçinde boşluk sandığın kaosu en ilkel şekilde yazıya dökmek,hala umudun olduğunu gösterir,kendin için.Bir kağıt ve kalem kurtarır seni tüm o karanlıktan.

Yalnızsan,yalnızsındır.Seni anlamayanlara inat,sessiz kararlılığını koruyan şeylere anlatırsın tüm benliğini.Artık zorlamazsın ayak uydurmaya çalışarak.Dinlemezler,bilirsin.

Ne kadar zeki olduğun,ne düşündüğün,ne bildiğin,fikirlerin kimsenin umurunda değildir.
O yüzden kaybetme korkusu olmayan her şeyden ve herkesten korkmaya başlamalısın.Yani;kendinden.

Sen herkesi sevmeye hazırsındır.Ama kimsenin senin sevgine ihtiyacı olmadığını anlarsın.Bencillik insanların varoluş sebebi..Kimse kendini suçlamaz.Çünkü cehennem başkalarıdır.

Geçmişindeki o mutlu kızı ararsın.Hayatın ne kadar eğlenceli olduğunun farkında olan, kimsenin zarar vermeye kıyamadığı o küçük kızı.Tabiatı gereği,sevgisini en baştan fazla fazla verip,karşılığını usanmadan sabırla bekleyen kızı.Ama o yoktur.Fiziken büyümüş,gülümsemesi solmuştur.Güneşe maruz kalmış tablo gibi renklerini kaybetmiştir.Hem de sırf gidenler yüzünden...

Canını yaka yaka,ruhunu parçalaya parçalaya gidenler yüzünden.Bir puzzle değil,yırtılan bir resim gibi.Ne kadar bir araya getirmek istesen de asla tam olarak birleştiremezsin.

Bir kaç fotoğraf kalmıştır artık elinde.Aynada gördüğün kıza hiç benzemeyen bir kızın fotoğrafları.Nehrin kıyısında gemiye paralel koşan coşkusu asla geri gelmeyecektir.Çünkü gemiler artık hüzün yüklüdür.Sadece gidenlerin özetidir.

Kafamdaki imgelerde bir köpek var.Küçükken hiç korkmazdım köpeklerden.Şimdi yarattığım imgeye bile dokunamıyorum.Bu tedirginliği hep yaşıyorum.Karşıma çıkan iğrenç insanlardan bana baki kalan tek şey,severken bile tedirgin olmam.Kimsenin ne sevgisine,ne ilgisine güvenebiliyorum.Bir gün bitecek korkusuyla yaşıyorum.Halbuki sevgi bitebilen bir şey değil.

Ailem hala beni seviyor,sevecekler.Keşke herkese karşı bu güveni hissettirsem.Oysa hissettirebildiğim tek şey güvensizlik.En azından karşı taraftan görülen bu.Benim gözlerimden gördüğüm ve yaşadığımsa büyük bir kaybetme korkusu.Tüm bu satırları yazmamı sağlayansa sonsuz umutsuzluğum.

Yaşadığım depresyonu daha nasıl,ne yaparak içimden atarım bir fikrim yok.Bildiğim tek şey yazarak kurtulmak.Kimse nasıl farketmiyor sadece fotoğraflarda gülümseyebildiğimi anlamıyorum.Kameraya bakmadan çekilen her pozumda somurtuyorum.

Kim var bu kameranın arkasında?İçim çürüyor nefes aldığım bu dünyada.Kendi dünyamın tanrılığından istifa ettiğim günden beri o muhteşem güzelliğe geri dönemiyorum.İstifalar kovulmalara sebebiyetmiş.

Neden hiçbir şey hissetmediğimi düşünüyorum?Sanki tüm duygularım buharlaşıp uçmuş gibiyim.Kalbimi sıkıştıran o acı nerede şimdi?Ya da nefesimi kesicek kadar hızlı atmasına sebep olan o heyecan?Kim çaldı ruhumla bütünleşen o güzel hisleri.Bu huzur değil,eminim.

Bu bir kayboluş.Hangi cehennemdeyim?Neden tek parça değilim.Nerede bu çevrem? Ya da hiç oldular mı? Ne kadar çok sorum var benim böyle.Beni oyalayacak bir şeyler olsun isterdim.Ama bu içimi dolduran isteksizlik her şeye engel oluyor.Filmler,kitaplar,bu satırlar artık beni sıkıyor.

Tek istediğim seyahat sanırım.Mekan değişikliği bana kendimi iyi hissettiriyor.Çünkü gerçekten sıkışıp kalmışım gibi hissediyorum.Bunu doğarken de yaşamıştım.Rahim ağzı yeterince geniş değildi ve ben içerde boğuluyordum.Tarih tekerrürden ibaretmiş gerçekten.Şu an hiçbir suni sancı çıkmamı sağlamayacak o delikten.Sezeryan şart bana.Biri vursun artık şu neşteri ve kurtarsın beni.

Ve hayat devam etsin.Çünkü bu rahimde kıpırdayabilceğim bir yer yok.Kalbim durdu ve zaman aleyhime işliyor.Biri artık şu lanet olasıca elektro şoku kalbime versin lütfen...

18.01.2012
04:31

21 Temmuz 2011 Perşembe

Aşk Acıysa Suçlanacak Biz Değiliz

Fotoğraflarına bakarken fon müziği olarak kalp atışlarım eşlik ediyor güzel yüzüne.

Nefesim kesiliyor rüzgarında,kelimeler boğuluyor yanaklarımdan dudaklarıma akan gözyaşlarımda.

'Bir'likte gezdiğimiz sokaklarda 'bir' olarak dolaşıyorum,kokun kalmış arnavut kaldırımlarının arasında.

Her sokak kedisine hala seni anlatıyorum, biliyorum kedileri bu yüzden sevmiyorsun.

Öyle bir şehir ki insanı sadece geçmişte yaşamaya itiyor,bıraktığın anılar her adımda yeniden renkleniyorken nasıl unutmayı düşleyebilirsin ki.

Ölümsüz yokluğunun karşısında can çekişen ruhumun tek umudu kayıp giden yıldızlar.

Zaten ne dileyebilirim ki hayatını kaybeden bir yıldızdan.

Seslendiremediğim cümleler beni zehirliyor: ''Seni kendimden bile çok seviyorum.''

Bize yanlış anlatılan hikayemize hala inanmak için kendime yalan söylüyorum.

Bu mutlu son olacak.

Senin hakkında bildiğim tek şey var: Beni bulmak için kendini bulmalısın.

10 Mayıs 2011 Salı

Belki de Yoksun.

Kimsenin varlığına inanmadığı bir şehirdeyim.

Olmayan varlığına sadakatimin takdir topladığı bir şehir.

Noel babaya inancını hiç yitirmeyen bir çocuk gibi.

Yılda bir kere bile olsa görmeliyim seni…

Dini inancım pek yok, bilirsin.

Olmayan varlığımızdaki biz kavramına ait birşeyler olsun istedim mesela.

”Biz”im şarkımızın ezan olmasını belki.

Ateistler şu an senin varlığını inkar etmekle meşgul.

Çünkü seni tanrılaştırıyorum.

Anlatırken gözlerim doluyor,insanlarsa gözlerimin ışıldadığını sanıyor.

Aklımda sadece bir fotoğraf karesi kalmış.

Kemikleri oturmamış çocuksu yüzün,gece lambasına inat küçük pencerenden giren güneş ışınlarının sakallarındaki rengi,bembeyaz tenin,kumral parlak saçların,burnundaki ufak çizik,yanaklarındaki gözenekler,dudaklarındaki nemli yumuşaklık,saçın kadar uzun kirpiklerin ve gözlerini gizleyen gözkapakların.

”Bir melek bu kadar güzel uyuyabilirdi.”

Bu da sen uyurken gözlerimdeki flaştan çıkan fotoğraf karesine verdiğim isim.

Belki de yoksun kim bilir?

Hayal gücüm senden bile büyük.

Her taraf simli burda.

Ama kimse senin kadar parlayamaz bu dünyada.

Diyorum ya insanların sana inanmadığı bir şehirdeyim.

Ve onlar olmadığına o kadar çok inanıyorlar ki

Yakında bende inanmaktan vazgeçip büyüyeceğim.

Şeftali Çekirdeğinden Kolye.

Yolun yoluma düşerse, elimi tut birlikte yürüyelim.

Bir kelebek olmak isterken şaka yapmıyordum.

Çabuk sıkılıyorum bilirsin,bir sen sıkamadın.

Hayat çok gereksiz bir alışkanlık benim için…

Merak etme iki gün yaşasam da sana aşık olurdum.(Aptallık sınırlarını senle zorluyorum.)

Sweatinin kokusu yetiyor-du ama o da atmosfere karışıp terk etti.

Beni öpsen belki ayılırdım yada seni öpsem ağlardın.

Hiçbir renk anlatamaz şu an yaşattığın acıyı.

(Minimalizmin ağzına sıçıyım.)

Aradığım fotoğraf çoktan kayıplara karışmış,en sevdiğim şarkıdaki sesin gibi.

Ne kalıyor ki sanki.

Susasam susuyorsun.

Politik müziğe hala karşıyım.

İşletme adı altında işletildiğimden bahsettim.Alışırsın dedi.Komik değil.

Kanımdaki alkol oranı gözlerimi yoruyor.

Belime sarılan sen olmasan da uyuyabiliyorum.

İyi Geceler Sevgili

20 Nisan 2011 Çarşamba

Bana Aşık Olma

Dünyanın en iğrenç yaptırımıydı bu cümle.

‘Bana aşık olma.’

Yapmıycağımı biliyordun, sana aşık olucaktım bunu bende biliyordum.

Sadece git diyceğin zaman ”Sana söylemiştim” demek için söylemiştin.

Ama git dediğinde de gitmemiştim.

Unut dediklerinde de unutamamıştım.

Sanırım emir kipleriyle pek anlaşamıyoruz.

Sadakat sadece 7 harfın ardarda toplamını ifade ediyor.

Sonuç sıfır.

Değer biçebilseydim şu an sana sahip olmuştum.

(Mantalite aynı ”Parası neyse veririz.”)

Acı en masum kelime kalıyor yokluğunda 3 küçük harf.

O yüzden çocuklardan korkuyorum. Küçük,sevimli ama çok zararlı.

İnsanoğlunun bitmeyen aşkı uzaya Beatles yayınıyla başladı.

Asla doymuycak birbirine anlasana hala yeni bir tür peşinde.

Birbirimizi mahvediyoruz ve sadistliğimizi bastıramıyoruz.

Çünkü ”Merhamet” İsa’yla çarmıha gerildi.

2 Mart 2011 Çarşamba

Sorun Çıkartmıyorum Bile.

Bu insanların benle neden uğraştığını aslında ne kadar normal ve mantıklı davrandığımı düşündükçe onların ne kadar anormal şeyler olduğunu görüyorum.Yani bence ben insan olabilirim ama diğer hepsi varlık olabilirler.İnsan olduğunu inkar eden varlıklar.

İnsanın içinden geldiği gibi davranması bence onun normal olduğunu gösterir -tabi çevresindekilere zarar vermediği sürece, çünkü yasalar da bir nevi düzeni sağlamak için varlar.-Bende zararsız canlılardanım.Ne zaman kendimi mutlu etsem ben yaptım diyorum ne zaman mutsuz olsam Tanrı yaptı diyorum.İnançlarım da böyle işte kendi dinimi yaşıyorum.Aslında burdan olaya bakarsak kendi dünyamın Tanrısı ben oluyorum.Ve Tanrı-ça-larda ağlayabilir…

Mesela ”Mutlu Aile Kavramı”nı ben çok merak ediyorum.Gerçekten kitaplardaki yada filmlerdeki gibi annesi babası birbirine 100 yaşında olsalar bile tutkuyla bağlı kalabilirler mi diye.Çünkü ben ailemi size hiç anlatmadım.Genelde ordan bakınca mutlu bir ailem varmış gibi geliyor insanlara ama değil.Sadece onlara kafa yormayı uzun süre önce bıraktım. Sonuçta birbirilerine zarar vermekten başka birşey yapmıyorlar.Birbirlerini hala değiştirmeye çalışıyorlar. Yarım asırlık insanlarsınız höh be diyesim geliyor.

Ve eğer evde aileniz yoksa ailenizi sokakta aramaya başlarsınız.Ve ne kadar çok kişiyi tanırsanız bağışlayıcı özelliğiniz artar.Ya da ben fazla merhametliyim.Ailemi bile affettim-ama haberleri yok.-Bilmiyorum benim canımı ne kadar yakarlarsa yaksınlar kimseye kızamıyorum,küsemiyorum da.Çünkü kendimi biliyorum öfke birikimlerimin patlak verdiği noktada çevremdeki kalpleri nasıl kırıp geçtiğimi.Kötü zamanlarda kötü kız olabiliyorum.Ama genelde tepkisizliğim öfkemin ne kadar kontrolümden çıktığının göstergesi olabiliyor bazen.Aşırı özgüvenli insanlara gıcığım-örnek vermek istemiyorum-

En içine kapanık insanda bile güven oluşturabilen bir yapım var-çok masum göründüğümden sanırım-Bütün sırlarını döküyorlar bana psikolog gibi hissediyorum kendimi.Aslında çok şey yaşadığımdan değil yaşadıklarımın büyüklüklerinden dolayı böyleyim.Bir süre sonra çok da takmamayı öğreniyorsun.En azından elinden geleni yaptığın inandığın müddetçe.

Bugünde falcıya gittik böyle hafif Cemil İpekçi tadında bir beyfendiydi.Adam resmen kalbimi okudu.Ben ağzımı açmadan her şeyi bildi.Kümülatifimin düşüklüğüne kadar,nerde yaşadığımı hatta ne yapmayı planladığıma kadar. En sonunda da baktı bana ”Ay sen çok hassas duyguları olan bir kızsın,sevdim seni.” dedi ve elini uzattı.Şaşırdım tabi kimse elini uzatmamıştı bana bugüne kadar,sarılmamıştı da,tensel temas konusunda çok zayıfım.Böyle hani görürsünüz bir yerde ”Aaa naber ya” gidip sarılıp öpüşüp selamlaşırsınız ya ben hiç yapmam mesela onu çok nadirdir.Garip bir alışkanlık.

Dün gece rüyamda Eminem'le seviştiğimi gördüm.Sanki adam kalmadı.Ama gözlerime bakıp seni öpmeye kıyamıyorum demesinden sonra benim leopar tadında üstüne atlayışımdan aslında abaza karının teki olduğum yadsınamaz.

Birde Blogger'ın kapanmasını herkes kadar kınıyorum.Ancak Tayyip böyle bir tepki beklemiyordu muhtemelen.Ona acıyorum yazık ya resmen ummadığı taş baş yardı.Ben söyledim ama günlüğümü elimden alma dedim.Dinletemedim.

Şimdi yağmurun yağmasını bekliyorum Beethoven dinlemek için...